çentik









1. Tekil Şahıslar!

Geçmiş cesaretlerimiz, battaniyeler basıyor şimdi, kapı altından sızan ateşlerimizin üzerine, ıslak yorganlar... Pişman değiliz yaptıklarımızdan, hâlâ, ama beyhude çabalarımız, dermanla dizlerimiz arasındaki bağı kesti, hevesimizi kesti, nefesimizi kesti... Yaptıklarımız; yapamayacaklarımızın teminatı artık!

Çizdiğimiz resimler, kullandığımız renkler, altını çizdiğimiz satırlar, hepsi soluk… Boyalarımızın hiçbiri bulutları pembe yapmaya yetmiyor artık ve çoğusu kırık, çoğusu kayıp… Kağıtlarımız müsvedde kutusunda...

Kurduğumuz hayallerin çok uzağına düştük, bu kağıtlar bizim kardıklarımız değil...

Şimdi hiçbir şaka derin yarıklar açmaya yetmiyor yanaklarımızda...

“Hayat mutlu olunacak bir yer değil galiba” galibası biraz fazla kaçmış bir söz dudaklarımızda...

Küçük dünyalarımızı kuramadık, dış dünyayla savaşabileceğimiz; tanıdık, ufak, bildik, bizim dünyalarımız...

Ekonomik enflasyonlara, insan enflasyonlarına, bilumum deformasyonlara, dezenformasyonlara karşı durabileceğimiz ufak, minik, yeraltı sığınakları, yaşam dehlizleri...

Mataramız delindi bundan, kılıçlarımız kırıldı, kınlarında kaldı umutlarımız, iyimserlik yakınlarında, geri çekildik hayattan...

Yalnız kaldık savaşlarımızda ve barışlar imzaladık yaşamla, toprak kayıplarıyla dolu zoraki barışlar, kişisel Sevrler...

Anladık ki, umut, iftarı olmayan bir oruç bizim için...

Herkes o kadar yabancı ki, aynı sokaklarda yürümek, aynı dinlere inanmak, aynı ülke kimliklerini taşımak cüzdanlarımızda, tanıdık olmaya, biz olmaya, yetmiyor...

Yine de orada bir yerlerde bize benzeyen, tanıdık birilerinin olduğunu, yaşanılası iklimlerin olduğunu düşünmek güzel...

Herkesin sözünü söylediği, ön yargıların hiç, mümkünse piç olduğu, dört tarafı yaşamlarla çevrili, sınırsız bir “ütopyalar cumhuriyeti” hayal etmek güzel...

Geçmiş cesaretlerimiz, geçmişte kaldı... Karanlıktan da aydınlıktan da korkuyoruz artık... Korkudan da korkuyoruz (a.n)

Kendi evlerimizi yapacak dermanız yok, panjurları pembeye boyayacak boyalarımız da, nihayetinde söyleyecek lafımız da...

Güneşleri ardımızda bırakıyoruz, ışıkları, dileklerimizi dileyeceğimiz sihirli lambaları da, bir lambayı okşamanın gereği yok zaten, metrekare başına ziyadesiyle cin düşüyor şehirde!

Heveslerimizi katlayıp dolaplara kaldırdık, adı henüz konmamış bir mevsimde, çıkarmak üzere...

Tebessümlerimizi teneffüslere saklamıştık biz, ama zil hiç çalmadı!

Hiç, biz olamadık.

Şimdi, 1. Tekil şahıslarıyız, hayat yarışının; galip, yorgun, argın, yalnız...

Editör / Yazar : Ümit Buget
Kategori : Köşe Yazıları
Tarih : 10.06.2009 12:32:58

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
7d2d (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Ümit Buget - Diğer 10 Yazısı

“14 Şubat, Habur ve El Arabası
Fasülyeden alacağınız enerjinin ciddi bir bölümünü ona ulaşmak için harcadığınız bir “yoklar memleketi
“Japonlar Toyota Gibi Adam mı?
'Kara Sevda'yla 'Domates, Biber, Patlıcan'la tavan yapan ve hâlâ aynı sıcaklıkta devam eden Türk-Japon ilişkilerine darbe vurmak istemem, ama Japonların çok zeki adamlar oldukları bir şehir efsanesinden ibaret zannımca!
“Tayyip Erdoğan'ın Yol Haritası
Bazen siz çok istediğinizde ve kafi derecede gayret gösterdiğinizde hayat topu önünüze yuvarlayıverir... Hagi'li bir takım, basiretsiz bir belediye başkanı, artık istediğinizi elde etmek için neye ihtiyacınız varsa!
Noel Amca!
İlk zamanlar o renkli ampüllerini, nehir gibi akan ışıklarını, suçu-günahı olmayan geyiklerini, sevmedim desem yalan olur, ama bir pijlik vardı o gevrek gülüşünde, sen gülerek sevenlerdensin değil mi Noel Amca?
Yağmur yağsa, şimşek çaksa...
Meğer sözlerini “sırılsıklam" diye hatırlamaya çalıştığım melodi Teoman'ın “Paramparça"sının nakaratıymış.. Bu şarkının Ortaçgil versiyonu, sabahtan yatana kadar aynı şarkıyı dinleyen kulaklarımız için hoş bir mola olabilir diye düşündüm.
Zafer Sokak 26 Numara
Melin Ailesi'nin Ayvalık macerası, 1990'da Zeytinköy Sitesine gelişleriyle başlamış.. Melinler, dostları Filiz Ali’den öğrenmişler 26 Numara’nın satılık olduğunu.. Evi aldıklarında takvimler 1998’i gösteriyormuş, Bursa Anıtlar Kurulu’ndan restorasyon izni almaları da aynı yıla denk geliyor...
Ramazan şerbeti, referandum ve Tanrı!
Alışveriş güzeldi. Biraz bira, bir Ramazan Şerbeti, sucuk ve Tahsildaroğlu peynir aldık... Birayla Ramazan şerbetini aynı sepette görmek hoşuma gitti. Ben Ramazan şerbetine fena halde takmış vaziyetteyim, ara ara olur bu.
Önce insanım ben!
Hem böyle yapınca ne Yılmaz Özdil gibi kendimi zorlayıp Gazze için bir şeyler yapmayı alaturka bulmam gerekiyor ne de insanlık dışı bir saldırıda yanıma Hitler'i alıp ne kadar İsrailli varsa topyekûn üstlerine saldırmam...
Sevgili Günlük!
“Ölmedikçe, yaşat umutları, Bir dala tutun her zaman. Eğer, hiç ağaç kalmamışşa, etrafta, Bir ağaç dik hatta” dedik, kendimize.
23 Nisan, 23 İnsan
Bir 23 Nisan'da daha; Başbakan olacak bir çocuk, bir başkası Cumhurbaşkanı, öteki Milli Eğitim bakanı, beriki bilmem nerenin belediye başkanı.
Bu Bir Nisan Yazısıdır!
Şanslıdır şair. Her aşk kayıp giderken avuçlarının arasından, birkaç şiiri unutur şairin cebinde. Mutlu biten bir aşkın beyaz atlı prensi olmayı yeğ tutar mıydı şair, dillerden hiç düşmeyen bir şiir yazmaya bilinmez, ama kârı şiirse şairin hiçbir aşk zarara uğratmaz onu.





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası