1936'nın Usain Bolt'u: J.C.Owens
Long Owens'a sarılarak onu ilk kutlayan kişi oluyor. Konuyla ilgili olarak Owens seneler sonra şu sözleri söylecek:

Usain Bolt... Evet şu son günlerde herkes onu konuşuyor. Onun bu popülaritesinden nasiplenmek mümkünken gene ekstreme kaçtım. Zenci olmanın dayanılmaz ağırlığının hissedildiği bir dönemde en az onun kadar başarılı olmuş bir sporcu bu ayki konuğum: Jesse Owens. Bir kölenin torunu, bir marabanın oğlu, Hitler'in arı ırk inancını tek başına yıkmayı başaran bir Afro-Amerikan ve 1935'te tam 45 dakika içinde 3 altın madalya kazanıp 4.sünü de başka bir sporcuyla paylaşan bir atlet tabi bu altın madalyaların hepsi de aynı zamanda dünya rekoruyla birlikte. Ama asıl anlatılması gereken 1936 Berlin Olimpiyatları'nda olanlar...

Alman sporcuların domine edeceği umuduyla ev sahipliği yapılan 1936 Berlin olimpiyatları. Bunu Almanya'nın nasıl yeniden dirildiğini cümle aleme ilan aracı olarak kullanma fikrinde bir Adolf Hitler, Der Fuehrer. Yarışlar öncesinde Owens'ı ziyaret edip onların yaptığı ayakkabıları kullanmasını teklif edip ilk kez bir Afro-Amerikalıya sponsor olan bir ayakkabı üreticisi Adi Dassler, Adidas. Takım arkadaşlarıyla aynı otelde kalamayan, aynı restoranda yemek yiyemeyen bir sporcu James Cleveland Owens ( ya da isminin baş harfleri J.C. ile bilinen Jesse Owens.) Pek çoklarına masal gibi gelecek olan hikayemizin yer, zaman ve kişileri böyle. Şimdi öyküyü anlatmaya başlayalım. İlk yarışı için 3 Ağustos'ta piste inen Owens 100 metreyi 10.3 saniyede koşmayı başarınca ödül kürsüsünde en tepeye çıkmaya hak kazanıyor. Burada Usain görmüş gözleriniz var diye 10.3'e burun kıvırmadığınız ümidindeyim. İkinci gün sıra uzun atlamaya geliyor. İlk iki hakkında hakemlerin iddiasına göre faul yapıyor Owens. 3. ve son hakkını iyi kullanamazsa elenecek. İçinde büyük bir korkuyla atlamaya hazırlanan atletin yanına uzun boylu, mavi gözlü, sarışın bir dev geliyor. Kim? Atatürk... Değil tabi en büyük rakibi Alman atlet Luz Long. Long bozuk İngilizcesi ile Owens'a bir teklifte bulunuyor: kendi havlusunu atlama çizgisinin birkaç santimetre önüne serecek ve Owens da bu havluyu sıçramak için baz alacak. Kabul eden taraf Owens, kaybeden taraf ise Long oluyor zira Owens sadece 3 feet'le onu geçiyor. Sportmence hareketleri burada da bitmeyen Long Owens'a sarılarak onu ilk kutlayan kişi oluyor. Konuyla ilgili olarak Owens seneler sonra şu sözleri söylecek: "Long'un Hitler'in önünde bana böyle dostluk göstermesi büyük cesaret örneğiydi. Kazandığım bütün madalya ve kupaları eritseniz, o anda Long'a hissettiğim 24 karat dostluğun kaplaması bile etmez." Hitler bizi orada kucaklaşır görünce kudurmuş olmalı.

Hikayenin üzücü kısmı şu ki o günden sonra onu bir daha görmedim. Çünkü 2. Dünya Savaşı'nda öldürüldü." Günler 5 Ağustos'u gösterirken sıra 200 metre altın madalyaya geliyor, derece 20.7. Yağan yağmur altında stadyumdaki 110.000 seyirci çılgıncasına onu alkışlarken o Hitler'e stadı terk ettiren adam olarak tarihe adını yazdırıyor. Herkes bu madalyanın Owens Destanı'nın sonu olduğunu düşünürken Marty Glickman ve Sam Stoller isimli 2 Yahudi Amerikalı'nın 4x100 bayrak yarış takımından çıkarılması üzerine boşalan yerlerden biri Owens'ın oluyor. Dedikoduya göre bir Afro-Amerikan'ın 3 altın madalya almasına ek olarak 2 Yahudinin Amerika adına yarışacak olmasını Naziler aşağılayıcı bulmuş ve bu iki Yahudi sporcunun takımdan çıkarılmasını "rica" etmiş. Owens "Ben zaten 3 altın madalya kazandım. Marty ve Sam'in şanslarını denemesine izin vermelisiniz diyerek tepkisini göstermeye çalıştıysa da aldığı cevap sadece bir "Shut up!"
Kazanılan bu 4 altın madalyanın ve yaşanan onca zorluğun ardından Hitler tarafından hiçe sayıldığını söyleyenlere Owens'ın cevabı "Beni hiçe sayan Hitler değil Franklin D.Roosevelt (FDR) idi. Bana bir telgraf bile göndermedi." olmuştu. RTE'nin karşı görüşteki yazar, çizer, gazeteci vb.ini konutuna almaması gibi FDR de karşı rengindeki bu sporcuyu kutlamak için onu sarayına çağırmayarak Beyaz'ına leke bulaştırmıştır.
Tekrar takıma girmesi için teklifler gelse de o kârlı ticari teklifleri tercih etmiş ve bu onun kariyerinin sonu olmuştur. Fakat bu ticari tekliflerin büyük bir kısmı paraya dönüştürülemeyince eğlence sektörüne el atmış ve atlara ve köpeklere karşı yarışmaya başlamıştır. Günün paparazzileri kendisine durumu soruyor ve ardından şu cevabı alıyorlardı "İnsanlar bir olimpiyat şampiyonunun atlarla yarışmasının çok aşağılıyıcı olduğunu söylüyorlar. Fakat ne yapmamı bekliyorlar ki? Evet 4 altın madalyam var ama onları yiyemezsiniz."
Hayatının devamına ilişkin birkaç küçük not da şu şekilde: 1976 yılında başarısının meyvelerini yemeye başlamış ve başkan Gerald Ford tarafından Özgürlük Madalyası'yla ödüllendirilmiştir. 1984 yılında Berlin'de bir sokağa adı verilmiştir. Kendisine 1990 yılında Baba Bush "Bu rakipsiz bir atletik zafer ama aslında bundan çok daha fazlası. Bu insanlık için bir zafer." diyerek Kongre Altın Madalyası vermiştir. Tabi bu arada günde bir paket sigara içmeden rahat etmeyen Owens'a normal şartlar altında "Zıkkım iç!" derdim pek çoklarına yaptığım gibi ama malesef kendisi 1980 yılında akciğer kanserinden vefat etmiştir.
Şimdi biz Usain'in başarısını alkışlarken onun göğü gösteren kolu benim için Owens'a uzanıyor, başarının herkes tarafından alkışlandığı bir dünyada yaşamanın ne demek olduğu daha bir anlam kazanıyor.
Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.