“Tayyip Erdoğan'ın Yol Haritası
Bazen siz çok istediğinizde ve kafi derecede gayret gösterdiğinizde hayat topu önünüze yuvarlayıverir... Hagi'li bir takım, basiretsiz bir belediye başkanı, artık istediğinizi elde etmek için neye ihtiyacınız varsa!

Erdoğan Kasımpaşa’dan seyrettiği İstanbul’u artık Kısıklı’dan izliyor!
Doksanların hemen başı, yer Zeytinburnu... Semtiyle aynı isimli spor kulübünün antrenman sahasının hemen yanında Nurettin Sözen konuşuyor! Vakti zamanın İstanbul belediye başkanı; birileri halihazırdaki kalabalığı yeterli görmemiş olacak ki, çift kalenin akabinde, toprak sahadan alana, takviye kuvvet olarak gönderiliyoruz. Emre bizimle antrenmana çıkıyor o ara. Galatasaray’a hazır gitsin diye! Sağdan aldım topu, koridoru buldum üç kişiyi geçtim, dördüncü kişi zatı şahaneleri! Top artık bizim takımda değil... "Sarı gidiyordun ne oldu?" diyor antrenör, elinin körü oldu affedersin! Tramvayın Zeytinburnu’ndan geçeceğinin sözünü veriyor başkan, çocuk ellerimizle alkışlıyoruz Sözen’i.
Emre’nin mahçubiyetini hatırlıyorum o günlerden! Soyunma odasında gözü kramponlarında eski hocasının onu anlatışını dinliyor.. Her sene seçmelere gelirmiş boyu kısa diye geri çevrilirmiş.. Bir daha, bir daha, hiç yılmadan.. Bir gün artık geri çevirmemişler... Bir de Nurettin Bey’in o sözünü: “Tramvayı Zeytinburnu’na getireceğim!” Çocuk aklı işte...
O vakitler Emre’yle birlikte, aslında çok da yabancı olmadığı kumda, koşan biri daha var, “hazır olsun” diye, çime çıktı mı uçsun diye, kumda koşan biri...
Bazen siz çok istediğinizde ve kafi derecede gayret gösterdiğinizde hayat topu önünüze yuvarlayıverir... Hagi’li bir takım, basiretsiz bir belediye başkanı, artık istediğinizi elde etmek için neye ihtiyacınız varsa!
Toplanmayan çöplerin, akmayan suların, kımıldamayan bir denizin üstünde yükseldi Recep Tayyip Erdoğan...
Çeşmelerini akıttı ilkin, gemilerini yürüttü durgun sularında ve yollarını yaptı... Bir ses dolaşmaya başladı şehirde... Bir gün bu adam başbakan adayı olursa... Eski Özalcılar, eski Erbakancılar, eski Ecevitçiler... Yani o vakit döşediği sadece geniş kaldırımların parkeleri değil onu başbakanlığına götürecek yolun ilk metreleriydi..
Bazen yakışıklı genç, filmdeki kötü adamdan öyle güzel dayak yer ki, güzel kızı kendine âşık eder...
O zamanki statüko elindeki tüm yağları Erdoğan’ın ekmeğine sürmekte kullandı.
28 Şubat, hareket kabiliyeti olmayan bir koalisyon, vücudun baş kısmına fırlatılan bir Anayasa... Enflasyon, devalüasyon... Elde patlayan bir terörist başı... Laiklik elden gidiyor, Türkiye İran olacak safsataları ve nihayetinde cila niyetine şiir okumaktan hapis...
Bakmayın siz Amerika’yı ima edenlere, cemaati işaret edenlere... Sosyal demokratların, merkez sağın, Türkiye’de o zaman ne kadar dinamik varsa hepsinin açtığı derin bir boşlukta yürüdü Erdoğan...
Ama muhakkak ki, bir başarı hikayesi, aynı Emre’ninki gibi...
Nihayetinde ikide birine kadar yükseldiler ülkenin.. Artık kum kadar kalabalıktılar ve o çeşmelerin nin altından çok sular akmıştı...
Başı önünde karşısındakini dinleyen mahcup Kasımpaşalı gitmiş yerine, gururlu hatta kibirli biri gelmişti... Hoşuna gitmeyen bir şey duymaya görsün, karşısındakini tükürükle boğmaktan çekinmeyen biri!
Aynı Emre gibi...
Erdoğan Kasımpaşa’dan seyrettiği İstanbul’u artık Kısıklı’dan izliyor!
Evinin etrafındaki duvarlardan çok her dediğine şak şak her kızdığına yavşak diyen; kral vekilleri, kralcılar, soytarılar engelliyor şehri görmesini ve bu insan duvarları er ya da geç onun da sonunu hazırlayacak!
Erdoğan geçenlerde bir yol haritası ile karşımıza çıktı. Türkiye’nin duble yolları...
O haritada Mustafa Balbay nerede! Protestocu öğrenciler nerede! AB müzakerelerinde hâlâ “leyla’dan geçme faslında” olan Egemen Bağış o haritanın neresinde? “Yakında güzel şeyler olacak!” diyerek Kürt sorununun çözümünü muştulayan Cumhurbaşkanı bu haritanın neresinde? Kemal Unakıtan ve oğulları o haritanın neresinde?
Başbakan karayollarını açtığı hızla kapatıyor düşüncenin yollarını... Kendi gibi düşünmeyenlere bisiklet yolu bile yapmıyor!
Eski haritayı gösterdiğinde alkışlayanlara kızıyor, onu alkışlamayacaktınız bunu alkışlayacaktınız!
“Arka sıra derin derin diyaframa doğru olmuyor olmuyor!” Şirazeden çıkmış vaziyette.
Tüm bunlara rağmen 2011’in Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlıktaki son yılı olması pek mümkün görünmüyor! “Eski Erdoğancılar” tanımlaması için erken, ama onun gelecek vaadeden bir politikacı olduğunu söylemekte zor...
Hikayelerine tıpkı Erdoğan gibi İstanbul’da başlayan Kılıçdaroğlu-Tekin ikilisi... neredeyse olmaz denileni başarıp İstanbul’u Ak Parti’nin elinden alıyorlardı! Şimdiki rakipleri Topbaş’a oranla oldukça çetin.. Nereye kadar gidebileceklerini görmek için bu yazı beklememiz gerekecek...
Yol haritaları Recep Tayyip’in elinde sallanıyor! Orada ne yapmaları gerektiği de yazıyor ne yapmamaları gerektiği de!
Kim bilir çok isterseniz ve kafi derecede gayret gösterdiğinizde hayat topu önünüze yuvarlayıverir... Kendini padişah zanneden bir başbakan... Kararsız birkaç milyon seçmen... Beklenmedik bir rüzgâr... Artık yükselmek için ne gerekiyorsa!
Yine de daha net konuşmak için, sıcakları beklememiz gerekecek!


![]() |
Editör / Yazar :
Ümit Buget Kategori : Siyaset Tarih : 18.01.2011 07:16:49 Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|
Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.





















