Anılarımızın üstüne yıkılan betonlar ve Tiyatro...
Aslında baştaki amacım sadece, Muhsin Ertuğrul'un 1960'ta Cumhuriyet'te yazdığı tiyatro hakkındaki makalesini size aktarmaktı sonra işin içine Haldun Taner girdi, Tomas Fasulyeciyan girdi; yıkılan geçmişimizin, anılarımızın üstüne dikilen betonlar girdi ve sona kaldı o makale...

Tiyatrolar sahneleri sadece alkıştan yıkılsın!
Otogar’ın Esenler’e taşınmasından sonra şehir içi otobüslerine mesken olmuştu Topkapı garajı... 75’i kaçırdığım sabahlarda ikinci ana durak olan köprü altına yetişmeye çalışırdım koşardım, o zamanki lakabım Mirkelam’ın verdiği gazla... O Topkapı gitti şimdi, Fatih’in toplarıyla yıktığı gibi yılkıldı ve yeniden yapıldı bir şehircilik eleştirisi değil yaptığım, anılarımızın üstüne betonlar dikildi sadece, bu kadar çok silgi kullanılan bir şehirde büyümese miydik acaba?
Yapılan yanlışlardan biri de Muhsin Ertuğrul sahnesiymiş, yıkılıp daha güzeli yapılması gereken... Bir oyun arefesinde imza atmıştık, Muhsin Ertuğrul sadece alkıştan yıkılsın’ diye; daha kuvvetli imzalar atıldı yapılan anlaşmaların altına ve yıkıldı, Haldun Taner’in "Sersem Kocanın Kurnaz Karısı"nda geçen muhteşem bir Tomas Fasulyeciyan tiradıyla yola koyuldu, iz bırakarak silindi, tarih sahnesinden:
“Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır, yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. Bir zaman sonra da unutulur gider. Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız.
Görooorum, hepiniz gardoroba koşmaya hazırlanıorsunuz. Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelere takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hıranuşla Virginia’nın bir dialogu eski kostümlerden birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde sahneye dökülürler.
Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır… Perde !”
“Bak oğlum buralar eskiden dutluktu sonra biz bir şehir yaptık ama anladık ki yeterince iyi yapamamışız, yıktık sonra yeniden yaptık, üstünde yürüdüklerimiz bile benim adımladığım kaldırımlar değil, benim pek bir geçmişim yok yani, o yüzden bana sinirlenip küfür etmek istediğinde başka bir yol seçmelisin, anlayacağın geçmişimi senden çok önce bellediler...”
Çocuklarla gerçekleşebiliecek farazî diyogları bir yana bırakıp, bu satırları yazmamıza neden olan o metne gelelim... İşte 1961 yılında Cumhuriyet gazetesinde Muhsin Ertuğrul imzasıyla yayımlanmış o makale:
Tiyatro'nun Değeri
Tiyatro bir şehrin ocak başıdır. Orada en güzel masallar söylenir, en gerçek sözler duyulur. Tiyatrosuz yerlerde bacalar tütmez, ateş ısıtmaz olur.
İnsanın en değerli varlığı vücudu ve ruhudur. Hastane gövdelerin, tiyatro ruhların şifa kaynağıdır. Ruhsuz adam bir kalıptır. Düşünemkten duymaktan, insanlıktan iyi ile kötüyü ayırt etmekten uzak bir kalıp!
En korkunç suçları işleyenler hep bu ruhsuz kalıplardır. Çevremizikarartan eğitim ışığına varamamış bu sakat ruhlardır. Toplumun küçükleri için okul ne ise, büyükleri için de tiyatro odur. İstediğimiz kadar küçükleri okutalım, büyüklerin eğitimi unutulursa, küçükler de karanlığın etkisi altında geceye gireceklerdir. Bu bakımdan tiyatro, okul kadar, hastane kadar önemlidir. Gövde hastası ölür, ruh hastası öldürür.
Bir toplumun kültür ölçüsü tiyatrosudur. İnsanlığı onunla ölçülür. Adama insanlık duygusu orada aşılanır. Oturmayı, kalkmayı, dinlemeyi, anlamayı, inceliği, birbirimizi sevmeyi orada öğreniriz.
Tiyatro bir şehrin ocak başıdır. Orada en güzel masallar söylenir, en gerçek sözler duyulur. Tiyatrosuz yerlerde bacalar tütmez, ateş ısıtmaz olur. Çocuklar evlerinde ısınacak sıcak bir köşe bulamayınca nasıl yuvadan kaçar, kendini kahveye; gazinoya ya da daha başka yerlere atarsa tiyatroda birleşmeyen büyükler de kendilerini can sıkıntısına kaptırırlar, karamsar ve kötümser olurlar. Bu güzel yeryüzünde karamsarlık ve kötümserlik kanserden de korkunç bir dert.
Tiyatrosuz bir toplum yeni doğmuş çocuk sayılır. Daha dile gelmemiş henüz ilk sözcüğünü öğrenmemiş bir çocuk. Ne istediğini çarpuk çurpuk el sallmalarıyla anlatmaya çalışan bir bebek! Bir toplumun ilk piyesi bir çocuğun ilk sözcüğü demektir.
Tiyatro'nun Değeri
Cumhuriyet 1961
Muhsin Ertuğrul
En azından diğer Muhsin Ertuğrul'lar için dillendirelim o güzel dileği: Tiyatro sahneleri yalnız alkıştan yıkılsın!
Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.