çentik









Aşkın Sırdan Hali...

Kısa kesiyorum, oyun güzel, oyunculuk güzel, dekor güzel. Tek kötü şey şu Cevahir sahnesi. O salona alternatif üretilene kadar pes etmeden yazacağım. Kim kaale alır bilinmez. Neyse özetle bir değişiklik yapayım tiyatroya gideyim derseniz bu oyuna gidin, memnun kalın, bana teşekkür edin. Şimdi gidin...

“Çok güzel olmuş!” Bunu da sözletti ya DTGM bana daha ne diyeyim. Yok aynı yazıyı yazmıyorum. Bu sefer tersten olacak her şey. Dün akşam itibariyle uzun zamandır İstanbul Devlet Tiyatroları’nda izlediğim en iyi oyunu bulmuş oldum. Kendisi “Aşkın Sıradanlığı”. Sütten ağzı yanan yoğurdu yemezmiş demedim, yine bilet aldım, yine gittim izledim bir DTGM oyunu. Ve tadından yenmedi bu seferki.

Öncelikle konudan başlıyorum. Felsefecilerimizden pek ünlü Martin Heidegger ve öğrencisi  Hannah Arendt arasındaki aşk temelinde 1920-30 arasını anlatıyor. Yani aslında bu yıllar temelde var ama 70’lere kadar uzuyor oyun aslında. Bir kadının sıradan bir şekilde nasıl “aşk”ı yaşadığını ve bu süreçte kendisinden vazgeçtiğini görmek bir kadın olarak vurdu beni. Beraber geçirdikleri ilk gecede ilk kez tattığı sigaraya bağımlı olması gibi O’na da bağımlı oluyor Hanna. Belki de asla diyeceği şeyleri göre göre, bile bile yine yapıyor, yine yapıyor. Heidegger ise tarzı olmadığı için “yapmamak”tan çekinmiyor, çekinmeyi düşünmüyor bile. Bir X ve Y’nin aşkta nasıl fark yarattığını görüyoruz aslında. Yıllar sonra bir röportaj için Hanna’yı ziyarete gelen genç bir adam var diğer yanda. O röportaj sırasında felsefeye, siyasete, milliyetçiliğe dair pek çok şey duyuyoruz. Aralarda durdursak sahneyi bir düşünsek diyorum ama sanırım yapamıyorum.

Oyunla ilgili en sevdiğim şeylerden biri dekor oldu. Sanırım zaten devlet tiyatrosunun en iyi yaptığı şeylerden biri dekor. Yine çok farklı bir dekor var. Yuvarlak bit sahne var ortadan ikiye bölünmüş. Bir yanı 1920-30’larda, diğeri 1970-80’lerde. Bir yanda genç Hanna ve Heidegger ve Michael var, diğer yanda yaşlanmış Hanna ve Rafael. Sahneler geçmiş ve daha geçmiş arasında gidip geliyor. Ama iki zaman arasında mektuplar, çaylar, sigaralar gidip geliyor ve ben etkileniyorum.

Sıra oyunun en sevdiğim kısmına geldi. Oyuncular!.. Bu kadar mı güzel olunur, al eve besle dedi içimden bir ses. Susturdum onu. Özelikle gençlere sesleniyorum: “Siz neydiniz be koçlar?! Valla bravo!”. Yaş sıralaması ile ilerliyorum ki oyuncuların isimlerine verdiğim linklere tıklamaya üşenenler tahmin yoluyla ilerlesin. Nurinisa Yıldırım Hanna’nın görece yaşlı haline hayat veriyor.  Kendisinin oyunculuğuna laf söylemek haddime değil, zaten çok güzel yaşatıyor bize ruh halini. Ama bir konuda vah dedim. O da yaşın getirdiği nefes problemleri, cümleler arasına giren üç noktalar. Bunu kendime “spor yap” işareti alıyorum. Saydam Yeniay Martin Heidegeer olmuş. İtiraf ediyorum kendisini oyundan önce çok sevmedim. Şu an bunu okuyorsa kesin üzülmüştür. Ama yok yok üzülme Saydamcığım. Bu oyunda pek beğendim seni. Zamanında üniversitede Heidegger’in makalelerine daha dikkat etseymişim bile dedim. Rafael ve Michael ise artık Efe Tuncer’dir, ötesini iddia edenin alnını karışlarım, bu kadar da netim. Kendisi muhteşem ötesi oynayan bir insan. Bana birazcık Bartu Küçükçağlayan’ı birazcık da İlker Ayrık’ı çağrıştırdı nedense. Özellikle Bartu favorimdir. Şu an bunu okuyorsa kesin mutlu olmuştur. Bence Efe de ilerde çok büyük adam olacak, bekleyin. Son olarak Genç Hanna’yı bizle tanıştıran Deniz Elmas. Hem güzel seviniyor, hem güzel üzülüyor, hem güzel seviyor, hem kendi güzel. Gerçekten iyi oynamış, oynuyor, oynayacak.

Kısa kesiyorum, oyun güzel, oyunculuk güzel, dekor güzel. Tek kötü şey şu Cevahir sahnesi. O salona alternatif üretilene kadar pes etmeden yazacağım. Kim kaale alır bilinmez. Neyse özetle bir değişiklik yapayım tiyatroya gideyim derseniz bu oyuna gidin, memnun kalın, bana teşekkür edin. Şimdi gidin...

Editör / Yazar : Asuman Çakıroğlu
Kategori : Kültür & Sanat
Tarih : 12.01.2012 09:59:01

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
3e6e (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Asuman Çakıroğlu - Diğer 10 Yazısı

Burkum Burkum Adam
Azıcık moral bozukluğu yaşıyor ve bunu basamak basamak artırmak istiyor ve hatta şu ara azıcık ilgi çekmeye ihtiyacım var ama nasıl melankolik olurum diyorsanız. İşte size 1 adımda nasıl depresyona girerim rehberi. Bir Damien Rice albümü edinin ve dinleyin.
O Geliyor... Samsung Galaxy Nexus!
O kadar zaman oldu telefon işindeyiz daha kimseye bir faydamız olmadı doğru dürüst. Artık pamuk elleri bu konuda klavyeye uzatmakta fayda var. Her ne kadar gönlümün kıymetlisi ömrü hayatımı çürüten iPhone olsa da bu sefer başka bir telefonla ilgili yazıvereceğim.
Aşkın Sırdan Hali...
Kısa kesiyorum, oyun güzel, oyunculuk güzel, dekor güzel. Tek kötü şey şu Cevahir sahnesi. O salona alternatif üretilene kadar pes etmeden yazacağım. Kim kaale alır bilinmez. Neyse özetle bir değişiklik yapayım tiyatroya gideyim derseniz bu oyuna gidin, memnun kalın, bana teşekkür edin. Şimdi gidin...
Ve hep birlikte SOL'dan çıksalar!...
Daha diyecegim cok sey var aslen ama yaziktir, gunahtir diyor icimdeki yurdum insani. Bu sebeple yaziyi da ozet tutuyorum. Sadece gitsem mi acaba diye dusunen varsa onlara sunu diyorum: “Asla ve kat’a”....
YOL'unu bul!
Asıl mesele gezmek değil yeğen, gezgin olmak ve yolu yaşamak. Çünkü filmde Daniel’ın dediği gibi “You don’t choose a life. You live one”
İçmenin Oktoberfest Hali...
Özetle mutlaka bir kere gidin. Euro Youth Hostel’de kalın. Sabah erken gidin. Akşama kadar takılın. Hostele dönün. Barda devam edin. Barmenlerle iyi anlaşın. İçin çok için zira gençsiniz ve bir daha olamayacaksınız.
Portakal Rengi Gün Işığı..
Onun yerine ajandamızın “izle!” kısmına girmeye hak kazanmış bir “düşüncelilik” filminden bahsedeyim bu yazımda. Filmimizin adı “oranges and sunshine”.
En Pirenses Konserler!...
Yavaştan tıngırdayan müzikler eşliğinde kadın seslerini sevdiğim yaştayım... Arkalarda bir yerlerde bir piyano, bir gitar, mümkünse flüt filan gibi bir şeyler essin hafif hafif...
Maçın Adı: Türkiye
2010 sen ne güzel senesin. FIBA sen ne yücesin demek istiyorum öncelikle. Bizlere muhteşem ötesi günler yaşatan, maçlar izleten Basketbol Federasyonu'muzu da ayrıca öpüyorum buradan.
Yiğidim Aslanım U2'm
“I still haven't found what i'm looking for
Varacağım Yer Hvar!...
Arkadaş! Bu yaz “bacak” yapmış!... Kızlarımız giymişler minilerini ve ultra süper yüksek topuklarını geziyorlar etrafta. Bünye bunları düşünmeyip Converse’e alternatif sadece babet götürdüyse yanında azıcık mahçup oluyor haliyle.





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası