çentik









Aşkta Nasıl Mutlu Olabiliriz? (Yazı Dizisi 1)

Marcel Proust rehberliğinde bir 'aşk' yolculuğuna çıkıyoruz! Temel soru 'aşkta nasıl mutlu olabiliriz?' İşte Proust'un cevapları...

S: Proust aşkın sonsuza kadar süreceğine inanıyor muydu?

Y: Şey, hayır, ama sonsuzluğunda sınırları olduğu gerçeği özellikle aşkla ilgili bir şey değildi. Her zaman yakınımızda duran bir nesneyle ya da insanla, hayranlık dolu bir ilşki sürdürebilmenin ne kadar zor olduğuyla ilgili bir şeydi bu genel olarak.
 
S: Ne tür zorluklardı bunlar?
 
Pek de duygusal olmayan bir örnek verelim: Telefon. Bell telefonu 1876 yılında icat etti. 1900 yılında Fransa’da otuzbin telefon vardı. Proust hemen bir telefon edindi (29205). Özellikle Paris’te sahnelenen opera ve tiyatroları canlı dinleyebildiği ‘tiyatro servisi’ni aramayı seviyordu.
 
Proust telefonun nimetlerini takdir etmeyi sürdürebilirdi, eğer herkesin bu aleti bu kadar çabuk kanıksadığını farketmeseydi. 1907 yılında telefon için şöyle yazıyordu:
 
“Önceleri bir mucize olduğuna inanıp şaşkınlıkla baktığımız, şimdiyse terzimizi aramak ya da dondurma ısmarlamak için düşünmeden kullandığımız doğaüstü bir alet.”
 
Üstelik eğer santralin hattı meşgulse ya da terzimizi aramak istediğimizde bir cızırtı duyuyorsak, çocukça memnuniyetsizlikler gösteriyorduk.
 
Gizemleri karşısında bir an bile hayrete düşmeden, ilahi güçlerle bir oyuncak gibi oynayan çocuklarız biz; bu yüzden telefonu yalnız bir rahatlık olarak görüyor ya da aynı zamanda şımarık çocuklar olduğumuz için, “hiç de rahat değil diyen şikayet yazılarıyla dolduruyoruz Le Figaro’yu.”
 
Proust’un Fransızların telefonu ne kadar takdirle karşıladıklarına ilşkin üzüntü verici gözlemiyle Bell’in telefonu icat etmesi arasında yalnızca otuzbir yıl var. Teknolojik bir harika olan telefonun, hayranık dolu bakışları üzerine çekebilme yetisini kaybetmesi ve çikolatalı dondurmamızın zamanında gelmemesi gibi ufacık bir rahatsızlık halinde bile lanetlemekten asla kaçınmayacağımız herhangi bir ev eşyasına dönüşmesi için otuz yıldan biraz daha fazla zamanın geçmesi yeterli oldu.
 
Bu durumun, nispeten sıkıcı olan insanların, yakınlarından sonsuza kadar ya da hiç değilse bir ömür boyu hayranlık görmesi konusunda nasıl sorunlarla yüz yüze olduklarını yeterince açıklıyor.
 
S: Ortalama bir insan, karşısındaki kişiden ne kadar süre hayranlık görebilir?
 
Y: Tam bir hayranlık mı? Genellikle yarım saat gibi kısa bir süre Proust’un anlatıcısı çocukken Champs-Êlysêes’de oyun oynarken tanıştığı, güzel hayat dolu Gilberte ile arkadaş olmayı arzular. Sonunda bu isteği gerçekleşir. Gilbert onunla arkadaşlık kurar ve onu düzenli olarak evine çay içmeye davet eder. Bu çay davetlerinde ona kek dilimler, hizmet eder, ilgi gösterir...
 
Anlatıcı mutludur, ama kısa süre soonra aslında olması gerektiği kadar mutlu olmadığını fark eder... Uzun zaman, Gilberte’in evinde çay içme fikri bulanık, uçuk bir hayal olmuştur onun için ama kızın odasında geçirdiği yarım saatten sonra, onu tanımadan önceki, onun kendisine kek dilimleir sunmasından, kendisini sevgiye boğmasından önceki zaman bulanık ve uçucu bir hayale dönüşür.
 
Sonuçta anlatıcı, kendisine ne kadar lutufta bulunulduğunu görmemeye başlayacaktır. Kısa zaman sonra niçin hoşnut olması gerektiğini unutacaktır, çünkü Gilberte’siz geçirdiği günlerin anısıyla birlikte zevk alacağını düşündüğü şeylerin izi de yok olacaktır. Gilberte’in yüzündeki gülümseme ikram ettiği çayın hoş tadı, kızın sıcak davranışları sonunda o kadar tanıdık gelecektir ki, biz nasıl, ağaçlar, bulutlar ve telefon gibi her zaman her yerde var olan şeyleri fark edemiyorsak o da bunları fark edemez olacaktır.
 
Proust’a göre bunun nedeni hepimiz gibi anlatıcının da alışkanlık insanı olmasıdır. Bu yüzden o kendisine tanıdık gelen her şeyi mutlaka küçük görmeye başlayacaktır.
 
Biz yalnız bizim için yeni olan şeyi, bizi etkileyen, kavrayışımıza niteliksel bir değişim katan ve alışkanlığın solgun kopyasıyla yer değiştirmemiş şeyi gerçekten tanırız aslında.
 
S: Neden alışkanlığın böyle körleştirici bir etkisi var?
 
Y: Proust’un bu soruya verdiği en belirgin yanıt Nuh’un gemisi hakkında söylediği sözlerde bulunabilir.
 
Küçükken İncil’deki hiçbir kahramanın Nuh’dan daha talihsiz olamayacağını düşünürdüm. Çünkü o, sel felaketi yüzünden tam kırk gün boyunca bir geminin içinde kapalı kalmıştı. Sonra çok sık hastalanmaya başladım ve ben de çok üzün süre bir ‘gemi’de mahsur kaldım. İşte o zaman anladım ki Nuh gemisinden başka hiçbir yerde dünyayı daha iyi göremezdi, gemisinin her yanı tahtalarla kapatılmış ve dünyayı karanlık basmış olsa bile.
 
Nasıl olur da Nuh hem karada hem suda yaşayabilen hayvanlarıyla birlikte her yanı tahtalarla kapatılmış gemisinde otururken dünyayı görebilir? Biz genellikle bir nesneyi görmenin, o nesneyle bir temas gerektirdiğini bir dağ görmenin Alpler’e gidip gözlerimizi açmak demek olduğunu düşünsek de bu görme ediminin yalnızca ilk ve bir anlamda en alt basamağıdır.; çünkü bir nesneye tam anlamıyla hayranlık duymak için o nesneyi aklımızın gözüyle yeniden yaratmamız gerekir.
 
Bir dağa baktıktan sonra gözlerimiiz kapatır ve o dağı içsel olarak incelersek, ancak o zaman onun önemli ayrıntılarını görebiliriz. Görsel bilgi yığını ancak o zaman yorumlanır ve dağın dikkat çekici özellikleri belirlenir, daha önceden görmüş olduğumuz ama tam da bu yüzden fark edemediğimiz ayrıntılar.
 
Tanrı dünyaya sel felaketini yolladığında Nuh altıyüz yaşındaydı ve çevresindekilere bakmak için yeterince zamanı olmuştu ama buna karşın, onların hep orada oldukları, kendi görsel alanında kalıcı oldukları gerçeği, çevresindekileri içsel olarak yeniden yaratmaya itemezdi onu. Etrafta çalıların var olduğuna ilişkin bu kadar fiziksel kanıt varken, bir çalıya akıl gözüyle bakmanın ne anlamı vardı?
 
 
Oysa gemide iki hafta geçirdikten sonra durum ne kadar farklı olabilirdi. Nuh, çevresindeki şeyleri görme özlemi çekip de onları göremeyince, doğal olarka, belleğindeki çalı, ağaç dağ görüntüleri yoğunlaşır, böylece de altıyüz yıllık yaşamında ilk kez onları gerektiği gibi görmeye başlardı.
 
Bu da gösteriyor ki, bir şeyin fiziksel olarak varolması, onu fark etmemiz için hiç de ideal şartlar oluşturmuyor. Hatta fiziksel varoluş, o şeyi göremeyişimize, o şeye karşı körleşmemize yolaçan en temel neden, çünkü biz yalnızca görsel temâsı sağlayarak üstümüze düşen bütün görevleri yaptığımızı sanıyoruz.
 
S: Öyleyse kendimizi daha uzun sürelerle gemilere mi hapsetmeliyiz?
 
Y: Bu bazı şeylere özellikle sevdiklerimize daha dikkatli bakmamızı sağlayabilir. Yoksunluk bizi hemen takdir etme sürecinin içine sokar. Bir şeyleri takdir edebilmek için ille de onlardan yoksun olmalıyız anlamına gelmiyor bu. Ama bir şeyden yoksun kaldığımızda ne yaptığımıza bakarak bir ders çıkarmalı ve bu dersi normalde uygulamayacağımız noktalarda uygulamaya başlamalıyız.
 
Eğer sevdiğimiz kişiyle çok sık beraber olmak bizde bir sıkıntı yaratıyor ve o insanı falasıyla tanıyor olma duygusu yaratıyorsa, ironik biçimde bu sorun, ironik biçimde aslında o kişiyi yeterince tanımıyor olmamızdan kaynaklanabilir. Başlangıçta yeni kurduğumuz ilşki bizde körlük yaratmazken, sonradan sevgilimizin fiziksel varlığına duyduğumuz güven ve birlikte sürdürülen rutin yaşam bizi aldatır; sevgilimizi tam olarak tanıdığımızı sanır, sıkılırız Aslında bu, fiziksel varlığın yol açtığı sahte bir tanıdıklık hissinden başka bir şey değildir. Ve Nuh da altıyüz yıllık yaşamı boyunca dünyaya benzer bir his beslemiştir, tabii sel felaketi nedeniyle tam tersinin doğru olduğunu öğrenene kadar.
 
S: Proust’un flörte ilşkin bir düşüncesi var mıydı? Örneğin ilk buluşmada nelerden söz etmek gerekir? Ya da siyah giymek uygun düşer mi?
 
Y: Bu konudaki önerileri çok az. Asıl temel şüphesi de, ilk başta, akşam yemeğini kabul edip etmemek gerektiği konusunda.
 
Şüphe yok ki, “Hayır bu akşam müsait değilim” sözü, bunu söyleyen kişinin cazibesinden çok daha fazla etkili olur bizim ona âşık olmamızda... devamı yakında Chentick’te!
 
 
Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir? Kitabından derlenmiştir.
Yazar: Alain de Botton
Çeviri: Banu Tellioğlu
Sel Yayıncılık
 
 

Editör / Yazar : Chentick Yazı İşleri
Kategori : Haber Anket
Tarih : 19.06.2009 14:10:50

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
5de7 (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Chentick Yazı İşleri - Diğer 10 Yazısı

Hürrem...
Chentick sanat atölyesi yeni dönemde kariktatür çalışmalarıyla da birlikte olacağız... Bir ilk çağ hikayesi:
Şair bu dizelerde ne anlatmak istemiş: Sunay Akın
Çok önce söylemişti şair sözünü, biz şimdi sorduk soruları, bakın bakalım, bize göre şair bu dizelerde ne söylemek istemiş?
Proust Kişilik Testleri - Gözde Otman
Proust kişilik testlerinin bu haftaki konuğu Gözde Otman. Onunla tanışma hikayemiz de çok enterasan, ama Çentik'te Gözdeler'e iltimas yapılıyor denmesin diye o hikayeyi 'şimdilik' kaydı şartıyla anlatmıyor sizi Gözde Otman'ın cevaplarıyla baş başa bırakıyorum! İşte Proust'un daimi soruları ve Gözde Otman'ın cevapları....
Ayın Şiiri - Can Yücel - Bağlanmayacaksın
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen...
Ayın Şiiri: Kimlik Kartı - Mahmut derviş
Kaydet! Arabım.Taş ocağında çalışıyorum emekçi yoldaşlarımla.Çocuklarımın sayısı sekiz. Ekmeklerinitaştan çıkarıyorum, giysilerini ve defterlerini! Sadaka dilenecek değilim kapında, Konağının girişi önünde, küçük düşürecek değilim kendimi! Kızıyor musun?
Proust Kişilik Testi - Diclehan Kalyoncu
Marcel Proust'un zalim sorularının bu seferki hedefi; eğitim-ik'mızın pek değerli yazarı Dicle. Proust tembellik yapıp aynı soruları sordu, kökleri çayın memleketine dayanan hemen herkes gibi enerjisi yüz metreden hissedilen Dicle bir solukta yanıtladı, işte o cevaplar...
Nam-ı Diğer Çakma Teke Tek
Programın öne çıkardığı bir diğer özellik de ikilinin yemeğe olan düşkünlüğüydü, fizik olarak pek göstermese de Fatih Altaylı'nın kendi ağzından duyduğumuz on iki porsiyon iskender macerası, Bardakçı'nın 70 - 80 köfte serüveni, ik turlu mönüler (çorba, ana yemek tatlı, sonra yine çorba yine ana yemek yine tatlı ve yolluk) yemek konusunda akılda kalanlar arasındaydı..
Ayın Şiiri: Orhan Veli
Hiçbir şeyinden çekmedi dünyada, nasırından çektiği kadar; Hattâ çirkin yaratıldığından bile o kadar müteesir değildi,Anmazdı allah'ın adını, Günahkâr da sayılmazdı. Yazık oldu Süleyman Efendi'ye.
Proust Kişilik Testi - Gözde Demirelli
Marcel Proust kişilik testlerininin bu haftaki konuğu Gözde Demirelli! Yazarları okurlarla tanıştırmaya yönelik bu test serisine, bugün bayrama özel bir adım daha ekleyerek, Çentik'in Gözde'yle nasıl tanıştığını da anlatmak istedim...
İstanbul'un Su Sorunu! (Analiz)
Ben ekrana bakınca, her şeyin bu hayali diyalog gibi gerçekleştiğine inanıyorum, sistem tamamen valiliğin ve belediyenin olanlarla ilgili ne kadar suçsuz olduğunu istapata çalışmak çerçevesinde cereyan ediyor; kim ölmüş, kim kalmış, kimsenin umrunda değil...
Proust Kişilik Testi - B. Eda Şahin
Çentik Ekibini daha yakından tanımanızı hedefledeğimiz Marcel Proust Kişilik Testi'nin bu haftaki konuğu Kültür Sanat editörlerimizden Begüm Eda Şahin... İşte Eda''nın Proust'la imtihanı...





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası