Aşkta Nasıl Mutlu Olabiliriz? (Yazı Dizisi 2)
Fahişelerin bize pek az çekici gelmemelerinin nedeni, onların öteki kadınlardan daha az çirkin olmaları değil, her zaman hazır ve nazır olmaları, tam da yapmak istediğimiz şeyi bize sunuyor olmalıdır.

S: Proust’un flörte ilşkin bir düşüncesi var mıydı? Örneğin ilk buluşmada nelerden söz etmek gerekir? Ya da siyah giymek uygun düşer mi?
Y: Bu konudaki önerileri çok az. Asıl temel şüphesi de, ilk başta, akşam yemeğini kabul edip etmemek gerektiği konusunda.
Şüphe yok ki, “Hayır bu akşam müsait değilim” sözü, bunu söyleyen kişinin cazibesinden çok daha fazla etkili olur bizim ona âşık olmamızda...
Eğer bu olumsuz yanıt gerçekten de büyüleyici bir etki bırakıyorsa, bunun nedeni Nuh örneğinde ‘hayranlıkla’ ‘yokluk’ arasında kurulan ilişkidir. Karşıdaki insan ne çok özelliğe sahip olursa olsun, baştan çıkaracak olan kişinin bu özelliği üzerinde yoğunlaşmasını sağlayacak bir dürtüye, bir davetin reddedilmesiyle en mükemmel biçimini alan bir dürtüye gereksinimi vardır – bu da denizde geçirilen kırk güne eşdeğer tutulabilecek flörte ilşkin bir örnektir.
Proust, giysilerin takdir edilmesi konusunda da gecikmenin ne kadar yararlı olduğunu dile getirir. Albertini de Guermantes düşesi de modaya ilgi duyarlar. Albertini’nin çok az parası vardır, oysa Fransa’nın yarısı Düşesindir. Bu nedenle Düşesin gardrobu dolup taşar; beğendiği bir şey görür görmez terzisini arar ve bir elbise ne kadar çabuk dikilebiliyorsa o kadar çabuk gerçekleşir arzusu. Öte yandan Albertine çok fazla bir şey satın alamadığı için satın almadan önce uzun süre düşünmek zorundadır. Saatlerce giysileri inceler; bir mantonun, bir şapkanın ya da bir gece elbisesinin hayalini kurar.
Alberti’nin Düşes’ten çok daha az giysisi vardır ama sonuçta Albertine giysilerden daha iyi anlar, onlara daha fazla hayranlık duyar ve onları daha fazla sever.
Bir şeye sahip olmaya çalışırken karşılaştığımız her zorluk gibi... , zenginlikten daha cömert olan yoksulluk da, satın alamadıkları giysilerden çok daah fazlasını sunar kadınlara: Giysiler hakkında en doğru, en ayrıntılı, en geniş bilgilere sahip olmalarına yol açan giysi arzusunu.
Eğer zenginler Dresden’e gitmek istedikleri anda gidebilecek kadar, bir giysiyi katalogda görür görmez satın alacak kadar şanslı iseler, çok talihsiz sayılırlar aslında, çünkü zenginlikleir sayesinde istedikleri anında gerçekleşir. Dresden akıllarına gelir gelmez oraya giden bir trene binebilirler, istedikleri bir giysiyi görür görmez onu alıp gardraplarına yerleştirebilirler. Bu nedenle, arzuyla arzunun gerçekleşmesi arasında geçen zaman aralığını yaşama fırsatını kaçırırlar.
Ayrıcalıklı bir yaşam sürmeyenler ise bunu yaşar, ilk bakışta pek de hoş gözükmeyen bu gecikmenin, Dresden’deki tabloları, şapkaları, gece elbiselerini ve bu akşam müsait olmayan birini tanımak ve onlara derin bir sevgi beslemek gibi birçok yararını görürler.
S: Evlenmeden önce seks yapmaya karşı mıydı?
Y: Hayır âşık olmadan seks yapmaya karşıydı. Katı olduğu için değil, yalnızca birini kendine âşık etmeye çalışırken, bunun için kafa yorarken o kişiyle aynı yatakta yatma fikri ona pek de iyi bir fikir gibi gelmediği için.
Belli ölçüde karşı koyan, hemen sahip olamadığımız, hatta bir gün sahip olacağımızdan bile emin olmadığımız kadınlarlar en ilginç kadınlardır.
S: Gerçekten öyle mi?
Y: Öteki kadınlar da göz kamaştırıcı olabilir tabii, ama öyle görülmeme gibi bir sorun yaşarlar; güzel şeyleri çabuk elde etmenin getirdiği sonuçlar konusunda Guermantes Düşesi’nin bize neler anlattığını düşünürsek bu sorunun altında yatan nedeni de kavrarız.
Fahişeleri ele alalım, yani neredeyse her akşam müsait olan bir grup kadını. Gençken Proust fazla mastürbasyon yapardı, o kadar ki, ondokuzuncu yüzyılda zaman geçirmek için çok tehlikeli bir yol olarak görülen bu işi kafasından atması için babası oğluna geneleve gitmesini önermişti. Onaltı yaşındaki Marcel, büyükbabasına yazdığı samimi mektupta ziyaretinin nasıl geçtiğini anlatıyor:
Durmadan mastürbasyon yapıyor, bu kötü alışkanlığımdan vazgeçmek için bir kadına ihtiyaç duyuyordum ki sonunda babam geneleve gideyim diye bana 10 Frank verdi. Ama birincisi, heyecandan 3 Frank’lık vazoyu kırdım, ikincisi de yine aynı heyecandan seks yapamadım. Şimdi başa dönmüş bulunuyorum, yani babam boşalmam için bir 10 Frank daha kırılan vazo için de bir 3 Frank fazladan versin diye bekleyip duruyorum.
Ama geneleve yapılan bu ziyaret yalnızca pratikte yaşanan bir felaket olmakla kalmıyor, aynı zamanda fahişelikle ilgili kavramsal bir sorunu da gözler önüne seriyordu. Proust’un arzu duymaya ilşkin olarak ortaya attığı kurama göre, fahişe çok talihsiz bir konumdaydı, çünkü hem bir erkeği ayartmak istiyor hem de ticari nedenlerden dolayı aşkı en körükleyecek şeyi yapamıyor- yani erkeğe bu gece müsait olmadığını söyleyemiyordu.- Fahişe çok zeki ve çekici olabilirdi ama yine de erkeğin, onu fiziksel olarak elde edip edemeyeceğine ilşkin bir şüphe duymasını sağlayamıyordu. Sonuç çok açıktı, uzun süren, gerçek bir arzu duymayacaktı erkek.
Fahişelerin bize pek az çekici gelmemelerinin nedeni, onların öteki kadınlardan daha az çirkin olmaları değil, her zaman hazır ve nazır olmaları, tam da yapmak istediğimiz şeyi bize sunuyor olmalıdır.
S: Öyleyse Proust’a göre, erkeklerin yapmak istedikleri şey seks miydi?
Y: Burada başka bir ayrımdan daha söz etmek gerek. Fahişe erkeğe, erkeğin yapmak istediği sandığı şeyi, yani bir yanılsamayı sunar ama bu yine de aşkın doğmasını engelleyecek kadar güçlü bir şeydir.
Düşese dönemk gerekirse, o giysilerini beğenmez, kendi giysileri öteki giysilerden daha kötü olduğu için değil, onlara fiziksel olarak sahip olmak çok kolay olduğu için. Böylece aldanıp istediği her şeye sahip olduğunu sanır ve artık Proust’un gözünde asıl sahip olunması gereken şeyi, yani en etkili mülkiyet biçimi olan yaratıcı mülkiyeti ( bir elbiseyi ayrıntılarıyla incelemeyi, kumaşın kıvrımlarını, ipliğin inceliğini fark etmeyi) düşünmez olur. Buna karşın, bilinçli olmasa da Albertine yaratıcı mülkiyetin peşinden gider, çünkü bu fiziksel temastan yoksun kalmanın getirdiği doğal bir tepkidir.
S: Yani Proust sevişmenin iyi bir şey olmadığını mı düşünüyordu?
Y: Sadece insanların, bu edimi gerektiği gibi gerçekleştirememelerine yol açan anatomik bir eksiklikleri olduğunu düşünüyordu. Proust’un bakış açısına göre, birini fiziksel olarak sevmek olanaksızdır. O yaşta henüz toy olduğu için, görüşleri yalnızca öpüşmenin yarattığı düş kırıklığıyla sınırlıydı.
Deniz kestanesinden, hatta balinadan bile daha az gelişmiş bir yaratık olan insan, gerekli olan birçok organdan, özellikle de öpüşmeye yarayacak bir organdan yoksundur. İnsanlarda, varolmayan bu organın yerini dudaklar tutar ve belki de bu nedenle öpüşürken aldığımız zevk, sevgilimizi boynuzu andıran uzun dişlerimizle kavrayarak alacağımız zevkten pek de fazla olmaz. Ama iştahımızı uyandıran ne varsa her şeyi damağa ulaştırıp tad almamızı sağlamak için yaratılmış dudaklar, hatalarını anlamadan, düşkırıklıklarını belli etmeden, yüzeyde dolaşarak kendilerini memnun etmeye çalışır, ancak gücüne karşı koyamadıkları, içine ulaşamadıkları yanağın engeliyle karşılaştıklarında dururlar.
İnsanları neden öperiz? Proust öncülüğünde, Alain de Botton eşliğinde çıktığımız ‘Aşkta Nasıl Mutlu Olabiliriz’ yazı dizisinin üçüncü ve son bölümü önümüzdeki hafta sonu Chentick’te...
![]() |
Editör / Yazar :
Chentick Yazı İşleri Kategori : Haber Anket Tarih : 28.06.2009 12:00:18 Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|
Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.


















