çentik









Ayın Filmi: 'Çingeneler Zamanı'

Kusturica'ya göre, zengin-fakir, Doğu-Batı gibi zıt dünyaların çelişkisini konu alan hikaye, bugün her zamankinden daha geçerlidir. Kusturica, filminde gerçekliğin dayanılmaz ağırlığını gerçeküstüyle dengelemiştir ve nasıl bir zamana tanıklık ettiğimizi anlatmıştır. Bu anlattığı, 'Çingeneler Zamanı'dır...

 
 
 
Çingeneler Zamanı… (Time of Gypsies ) (Дом за вешање, Dom za vešanje) 
 
"Herkes hayatında ancak bir film çekecekse, Kusturica'nın ki "Çingeneler Zamanı"dır...”                                                                                                    Fellini 
 
 
Amerikan sinemasından tamamen bağımsız, kısıtlı bir bütçesi ve harika müzikleriyle  mükemmel bir Avrupa sineması ve dram örneğidir Çingeneler Zamanı. Çingenelerin kendi dillerindeki konuşmalarıyla ve amatör oyuncularla çekilen film karamsar yapısıyla, Kusturica filmografisinin en dramatik parçasıdır. Bu filmiyle Kustrica; 1989 yılında Cannes Film Festivali'nde en iyi yönetmen ödülünü almıştır. 
 
1988 yapımı  olan filmin tam bir dili olmayıp, film içinde İngilizce, Romence, İtalyanca ve hatta Türkçe kelimeler barındırarak dünyada bir ilke imza atmıştır. Özgürlüklerine düşkün, maddiyata önem vermeyen, kendi içlerinde her ne kadar sürekli bir tartışma halinde olsalar da birlik ve dayanışma içindeki Çingenelerin konuştuğu dilde çevrilmiş ilk filmdir. Ayrıca Yugoslavya yıkılmadan önce çekilen en uzun film olma özelliğine de sahiptir. (138 dak.) Fransa'da yaşayan Çingeneler bir basın toplantısı düzenleyerek filmi protesto etmişlerdir.  
 
Kusturica’ya göre, zengin-fakir, Doğu-Batı gibi zıt dünyaların çelişkisini konu alan hikaye, bugün her zamankinden daha geçerlidir. Kusturica, filminde gerçekliğin dayanılmaz ağırlığını gerçeküstüyle dengelemiştir ve  nasıl bir zamana tanıklık ettiğimizi antlatmıştır. Bu anlattığı, ' Çingeneler Zamanı'dır.
 
Son dönemlerde TV ekranlarında Balkan temalı dizilerin yaygınlaşmasının tesiri ve  kuvvetle muhtemel genotipimde kodlu Balkan genlerinin de baskınlığı sonucu bu ayki filmi ve yönetmenini “Sarp ve ormanlık sıradağ; sazlık” anlamına gelen Balkanlar’dan belirlemiş bulundum.  
 
Filmin ilk bölümünde; Çingenelerin yaşamı ve filmin ana kahramanı Perhan anlatılmaktadır.
 
 
Perhan, hindisi, akordeonu ve kardeşi Danira ile  birlikte 
 
Perhan; annesi genç yaşta ölünce babasının da kendisini terk ettiği, büyükannesiyle birlikte, yoksulluk içinde yaşamaya başlayan, yoğunlaştığı zamanlar doğaüstü güçlerini açığa çıkarabilen genç bir çingenedir. ( Filmde Perhan'ı oynayan Davor Dujmovic 1999’da intihar etmiş ve 30 yaşında hayatına son vermiştir.)  
 
 
 
PERHAN’IN BÜYÜKANNESİ DANİRA 
 
Perhan’ın ayaklarından problemli hasta bir kız kardeşi (Danira) vardır.Kızkardeşi, büyükannesi ve amcası ile fakir bir hayat sürmektedir.Büyükanne fakir ama ahlakı değerleri oldukça yüksek bir çingenedir. 
Perhan, Azra adında bir kıza sevdalıdır ve onunla evlenmek ister. Fakat kızın annesi parası ve iyi bir işi olmayan Perhan’ı beğenmez. Bu nedenle bu fikre hiçte sıcak bakmamaktadır.  
 
 
PERHAN VE AZRA 
 
Filmin ikinci  bölümünde  ise  hasta kardeşi Danira’yı  tedavi ettirmek için Perhan Ljubljana-İtalya’ya gider . 
 
Ancak İtalya birlikte gittikleri kötü adam Ahmet Djida , kirli işler (hırsızlık,çocuk alım satımı) çevirerek para kazanan bir çocuk taciridir. Sesi, konuşması, ve hareketleri ile  “ The Godfather ” ın Vito Corleonesi’ne oldukça benzeyen  Ahmed ve kardeşlerinin mafyavari yaşamında  Coppolo'ya ve filmine çok açık göndermeler yapılmıştır. Özellikle Ahmed’in  tıpkı bir baba gibi İtalyanca konuşması, ok para kazanması ve Ahmed'in kardeşleri ile arasının bozulmasından sonra varisi olarak Perhan'ı seçmesi bu göndermeleri somutlaştırmaktadır. Ahmed Perhan’nın para kazanması için yanında kalmasını ister ve Perhan, akordeonu ve hindisiyle süre giden basit ve saf hayatını   geride bırakarak, stemediği yeni  hayatına, kardeşinin tedavisi ve de sevdiği kızla evlenmek için katlanır. 
 
   
AHMED 
 
Karmaşıklaşan işler, kirlenen hayat Perhan’a fazla gelir ve daha fazla dayanmayarak köyüne geri döner. Hayalleri -kardeşinin tedavisi,ailesine yuva olacak bir ev ve Azra dolu bir hayat- uğruna çabalayan Perhan birgün olmak istediği ile  içinde bulunduğu duruma bakar  ve “Bütün hayallerim öldü ,hayalleri olmayan bir Çingene niye yaşasın ki?” diye sorar kendi kendine. Bu sorusunu hayat kendisine çok kısa bir zaman içerisinde yanıtlar. 
“Çingeneler Zamanı”  kaybettiği hayallerin peşindeki Perhan’la bir yol filmi olduğu kadar Carleone Ahmed’den dolayı da bir mafya filmi görünümde olduğu gibi Azra Perhan ikilisinden dolayı da aynı zamanda dramatik bir aşk hikayesidir… 
 
Geri döndüğünde, Azra’yı hamile bulan Perhan; çocuğun kendisinden olmadığına inanır. Azra’nın; “Çocuğun senden olduğuna neden inanmıyorsun? “ sorusu Perhan’ı hayatı sorgulamaya itecek kadar güçlüdür. Ancak  Perhan "Kendime yalan söylemeye başladıktan sonra kimseye inanmıyorum" diyerek belki de filmi bu yüzden kült bir filme dönüştürür. 
Değişen koşullarla birlikte Perhan ve Azra'nın aşkının  nasıl şekillendiği de çok iyi anlatılmıştır filmde. Perhan ile Azra evlenir fakat doğum esnasında bebek yaşarken Azra ölür...
 
 
Kustirica sineması  İtalyan "yeni-gerçekçiliğini" ,Fellini'nin mitolojik, masalsı, fantastik bir geçmişe yansıtılmış olay ve kişileriyle harmanlayan, bütünün parçaya yenik düştüğü bir sinemadır. Filmlerinde ayrıntılara, simgelere ve fantastik öğelere yer vermiştir. İyimserlik ile kötümserliğin, umutla umutsuzluğun arasında çabalayan insanlığın trajikomik durumunu gösterir. Kusturica, daha sonraları "Arizona Dream"de de sık sık kullanacağı ruhun bedenden yükselişini, gelinlik   öğesiyle "Çingeneler Zamanı" için ölümsüz kılmıştır. 
 
Filmde;  Kustrica tarzını simgelere yüklediği anlamlarla güçlendirmiştir. Bu ölüm sahnesinde de etkileyici  Bregoviç müzikleri eşliğinde havada süzülerek Perhan’a ulaşan beyaz duvak  hafızalarımıza kazınmıştır. 
 
Beyaz Duvak 
 
Filmde Yugoslavya'nın dağılma sürecine Perhan karakteri ile sembolikleşen  bir gönderme vardır. Emir Kusturica, Tito Yugoslavya'sının eriyişini, bundan duyduğu derin hüznü Perhan'ın kişiliğinde yansıtır. "Sihirli güçleri" olan Perhan bir anlamda memleketinin temsilidir. Masumiyetinin ardından sevdiklerine ve kendine olan inancını yitirerek yaşamında büyük bir değişime sebep olacak kararlar alır . Perhan “İnancını yitirirsen  Tanrı sana sırtını döner. Ne Tanrıya ne insanlara bir yararın kalmaz. İşte benim sonum böyle geldi...” der ve kurmuş olduğu bu cümlelerle kanıtlarcasına kendi hazin sonunu hazırlar. Yine filmin sonunda ; Perhan oğlunu trene bindirip giderken, oğlu ona "biliyorum geri gelmeyeceksin, bana da akordeon almayacaksın" der ki, Perhan'in öleceği filmin son 5 dakikasında kesindir ve film çekilirken de Yugoslayva'nın da kaderinin benzer olacağı açıktır. 
Filmin sonunda; Perhan kardeşini ve oğlunu çok uzun çabalar sonrasında bulur. Perhan’ın hesaplaşması bitmemiştir. Artık tek amacı, Ahmed’ den öç almaktır. 
 
Filmin başarılı olmasında  samimiyet ve içtenliğin  yanı sıra günlük yaşantımızda karşılaşabildiğimiz sıradan insanlar ve diyalogları barındırması etken olmuştur. Filmdeki en ilgi çekici sahneler olarak Hıdrellez kutlamaları, araba ile köyden ilk ayrılış, elma şekerlerinin hastanede yere düşüşü, Perhan’ın köye döndüğünde ortalığı dağıtması sırasındaki eğlence içerisindeki çaresizliği, kardeşinden ayrılışı,vb. sahneler sayılabilir. 
 
  
Bir Hıdrellez günü, Sevgilerini, aşklarını tabutlara yerleştirip ateşler içinde yanan sulara bıraktılar...
 
Filmin en etkileyici yanlarından birisi hiç şüphesiz  yüzyılın önemli çağdaş ozanlarından ,Balkan müzikleri denince akla gelen ilk isim olmayı başarmış Goran Bregovic'in  müzikleridir. Yönetmenin tüm filmlerinde çalıştığı Goran Bregovic, filmin başından sonuna kadar müthiş bir müzik ziyafeti de vermiştir. 
 
Bazı  filmlerin bazı  sahnelerinde öyle şarkılar çalınır ki o film o şarkıyla özdeşleşerek hafızalarda yer edinir. City of Angels, Çiçek Abbas, Eternal Sunshine of the Spotlessmind, Desperado, Eşkıya, Titanik, Ghost, Grease, Amelie, Requiem for a Dream, Fight Club, Kill Bill, Cesur Yürek, Butterfly Effect ve daha bir çok film müzikleriyle anılır hale gelmiştir.“ Pulp Fiction”da çalan ‘Misirlou’ örneğinde olduğu gibi Çingeneler Zamanı da “EDERLEZİ”  ile bütünleşmiştir.  Hatta Ederlezi’nin  (Romence Hıdırellez-bahar bayramı anlamına gelmektedir.) bu derecede beğenilmesi, şarkının Sezen Aksu tarafından Düğün ve Cenaze albümünde Hıdrellez adıyla Türkçe seslendirilmesine yol açmıştır. Müzikler, öylesine sahnelerle uyumlu ve izleyiciyi filmin içine sokar cinstendir ki birçok kişiyi filmden sonra filmin müziklerini araştırmaya itmiştir. Bregoviç, Talijanska’nın eşliğinde Perhan’ın büyükannesine yazdığı mektupta, Ederlezi ile kutlanan Hıdırellez’de notaları adeta beynimize kazır. Kustino Oro ya da Oya-Bora ikilisinin sesinden  duymaya alıştığımız, bildiğimiz adıyla  “Sevmek zamanı” , Talijanska, Borino oro vb diğer beğenilen filme ait parçalardır. 
 
 
 
 
EMIR KUSTURICA 
  
 
“Yeryüzünde daima sizi Dünya’ya çekmek için sıraya girmiş aşağılık herifler olacaktır; ama ara sıra uçmalı, hiçbir şey olmadığımız hissini tatmalıyız.”
                                                                                      EMIR KUSTURICA 
 
24 Kasım 1954’te, Bosna-Hersek'te doğan yönetmen, Boşnak anne ve babanın çocuğu olmasına rağmen, Sırbistan’ın başkenti Belgrad'da yaşamaktadır. 2005 yılında ise İslam olan dinini, Ortodoks Hıristiyanlık olarak değiştirmiş; Nemenja Kusturica adını almıştır.  
Boşnak olmasına karşılık, Kusturica kendisinin aslen Sırp olduğunu ve kendini Sırplara daha yakın hissettiğini söylemiştir. Bosnalı hemşerilerinin acılarına ortak olmayan yönetmen bu yüzden kendi halkı tarafından pek sevilmez. 
 
4 Mart 2005 tarihli The Guardian ‘nın haberine göre Kustirica  "Müslüman değil miydiniz?" ya da "Aileniz müslüman bir kökten gelmiyor muydu?" gibi sorulara yanıt olarak konuyla ilgili olarak şöyle bir açıklama yapmıştır: "Benim babam ateistti ve kendisini her zaman bir Sırp olarak tanımlıyordu. Evet belki 250 yıldan beri Müslüman’ız ama bunun öncesinde Ortodoks’tuk ve daha da önemlisi biz her zaman Sırp’tık, din bunu değiştirmez. Biz sadece Türker’den hayatta kalmak için Müslüman olduk." (http://www.guardian.co.uk/film/2005/mar/04/2)  
 
Bu yönüyle eleştirilen Kustrica, aslında Bosna düşmanı değil Yugoslavya hayalcisi olduğunu açıkça ifade etmiştir. Ancak filmlerinde herhangi bir tarafın propagandası ya da taraflı bir eleştirisine rastlanmamaktadır. Yönetmenin asıl derdi savaşın, milliyetçiliğin ve politikanın anlamsızlığıdır ve filmlerinde kullandığı absürdizmle bunu yansıtmaya çalışır. 
 
Kusturica, yalnızca filmleriyle değil ilginç eylemleriyle de gündeme gelmiştir. Ünlü yönetmen, 1993 yılında Sırbistan'ın aşırı milliyetçi lideri Vojislav Seselj'i düelloya davet etti -Belgrad'ın merkezinde, güneşin tam tepede olduğu saatte, Seselj'in seçtiği bir silahla. Seselj, Kusturica'nın bu davetini "bir sanatçının ölümüne neden olmakla suçlanmak istemediği" mazeretini ortaya atarak düelloyu reddetmiştir. Kusturica, 1995 yılında da Belgrad Uluslararası Film Festivali'nde Yeni Sırbistan Hakları Hareketinin lideri Nebojsa Pajkic'i yumruklayarak yere devirmiştir. 
 
Çingenelerin  yaşamı olduğu gibi kabullenişleri, eğlenceye, müziğe, dansa düşkünlükleri, tutkulu, güçlü ve iyimser mizaçları Kustrica’nın sürekli ilgisini çekmiştir. Aynı zamanda, tarih boyunca batılılar tarafından sürekli ayrımcılığa uğradığını, aşağılandığını düşündüğünden sinemasını onların yaşamları üzerine inşa etmiştir. 
 
Gelmiş geçmiş  en iyi “görüntü” yaratıcılarından sayılan Emir Kusturica filmlerinde sıklıkla rastlanan öğelerden olan futbol, uçan objeler, çeşit çeşit hayvanlar, filmin içindeki filmler, düğünler ve özellikle neredeyse filmin tamamına yayılan balkan ezgileriyle kendisini benzersiz kılmıştır. Ruh hali ve fikirleri, filmlerinin atmosferi gibi karmakarışık, gel-gitlerle dolu, mantıklı olmaktan ziyade hayalperest olan Kusturica’yı anlamak için en doğru yol  filmografisinden geçmektedir.
 
FİLMOGRAFİSİ:
 
Emir Kusturica şimdiye kadar 8 uzun metrajlı, 2 de televizyon filmi çekmiştir.
İlk filmi 'Dolly Beni Hatırlıyor musun?' (1981) ile Venedik Film Festivali'nde Altın Aslan'a sahip olan yönetmen, 1985 yılında çektiği 'Babam İş Gezisinde' adlı filmi ile Altın Palmiye'yi kazanmıştır. Uluslararası alanda tanınmasını sağlayacak filmi ise 1989'da yaptığı 'Çingeneler Zamanı' olmuştur. 
 
Yönetmen Yugoslavya İç Savaşı'nın başlaması ile 1991'de  Milos Forman’ın davetiyle Columbia University’de ders vermek üzere ABD'ye göç etmiştir. ABD’de Johnny Depp, Faye Dunaway gibi önemli isimlerle çalışarak, ilk İngilizce filmi 'Arizona Dream'i çekmiştir. Çingeneler Zamanı'nın da müziklerini yapan Goran Bregoviç, Iggy Pop ile beraber 'Arizona Dream'in soundtrack albümünü hazırlamıştır. Filmin uluslararası alanda anılırken, müzikleri de aynı hızla dünya çapında bir üne ulaşmıştır. 'Arizona Dream' Cannes'da ödül alamamıştır; hatta ABD'de dahi gösterime girmemiştir. Yine de Berlin Film Festivali'nde Gümüş Ayı sahibi olmuştur.  
 
Kusturica'nın yaptığı  en iyi filmlerinden birisi olarak kabul edilen Underground, 1995'te Altın Palmiye sahibi olmuştur. II. Dünya Savaşı'ndan Yugoslavya'nın dağılmasına kadar geçen bir dönemi anlatan film, absürd anlatım şeklinin yakıştığı en kaliteli yapımlardan birisidir. Bol simgelerle bezenmiş film, politik sinemanın en yaratıcı çalışmalarından biri olmuştur. 
1998 yılında yönetmen yine Çingeneleri odak noktasına aldığı 'Ak Kedi Kara Kedi' filmini yapmıştır. Her filmiyle uluslararası festivallerden ödüllerle dönmeye alışmış yönetmen, bu filmiyle de Venedik Film Festivali'nde En İyi Yönetmen ödülünü almıştır. 
 
2000'li yıllara geldiğimizde Kusturica, absürd tema üzerine kurduğu hayat hikayeleri haricinde belgesel türüne yönelmiş, 'Süper 8 Hikaye'yi çekmiştir. 
 
Yönetmenlik dışında No Smoking Orchestra adlı kendi grubunda bas gitar çalan Kusturica, gruba yılında bas gitarist olarak katılmış ve daha sonra ritm gitara geçmiştir. 1980 yılında Sarajevo’da Dr. Nelle Karadjic tarafından kurulan gipsy-technorock grubu No Smoking Orchestra, ilk olarak Yugoslav otoritelerine ve sansüre karşı başkaldırışları ile tanınmıştır. 1994 yılına gelindiğinde Emir’in oğlu Stribor’un da davul çalmaya başladığı No Smoking Orchestra, ‘Black Cat White Cat’in ve ‘Life is a Miracle’ın (Hayat Bir Mucizedir) tüm müziklerine imza atmıştır. Emir Kusturica & No Smoking Orchestra’nın Avrupa turneleri yönetmenin belgesel/derleme niteliğindeki bir filmine de konu olmuştur. 
 

 

3 yıllık bir aradan sonra 2004 yılında Boşnaklar ile Sırplar arasındaki çatışma döneminde iki farklı etnik gruptan olan bir çiftin romantik hikâyesini anlattığı 'Hayat Bir Mucizedir ile Altın Palmiye'ye aday olmasına karşılık ödülü alamamıştır.  
 
2007’de Kusturica’yı son filmi 'Bana Söz Ver' ile beyaz perdede görsek de filmin fazla başarılı olduğu söylemek güçtür. Yönetmenin en son çalışması ise Cannes'da izleyiciyle buluşan hikâye anlatımını belgesel türünde denemek istediği  Maradona belgeseli olmuştur.  
 
  
Kaynak:Wikipedia, EkşiSözlük, Yedincigemi
 

 

Editör / Yazar : Begüm Eda Şahin
Kategori : Kültür & Sanat
Tarih : 18.10.2009 16:00:00

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

erdem yıldız yazdı
bu filmi izlemeden önce çok film izlediğimi idda ederdim... her konuda olsun çok film izlediğimi idda ederdim... bu filmi izledikten sonra anladım ki izlediğim bütün filmler bu filmi anlamak için izlemişim.... böyle etkileyici bir filmin tekrar yapılacağına hayatta inanmayanlardanım...olaylar,kahramanlar vede eşsiz müzikler nasıl böyle şiir gibi bir araya getirilir??? özellikle müzikleri apayrı bir konu olarak yazılmalı...not:bu filmi kesinlikle altyazılı izleyin,çok daha etkileyici oluyor...


Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
3591 (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Begüm Eda Şahin - Diğer 10 Yazısı

Batumi
Ben giderim Batum'a da……
TEMAS'a Geçtik
Her biri kendilerine ait 11 şarkıdan oluşan ilk albümleri 'HAYATA DOKUN' ile Türk Rock Müziğine aranılan taze kanı getireceğine inandığımız yepyeni bir grup ile tanıştırıyoruz sizleri: “TEMAS
Minnie: Audrey Hepburn
En iyi film kategorisinde de olmak üzere toplam 3 dalda Oscar'a aday ve bu seneki If Bağımsız Film festivali'nde (11-21 Şubat) ödüllü filmlerden oluşan hit filmler kapsamında da yer alacak olan filmle ilgili bakın festivalin resmi web sitesinde neler söylenmiş:
Once
Once'ı bu kadar özel yapan nedir ya? Filme hakim olan samimiyet ve içtenlik belki de….
Baharı özleyenler için: "Güz Kumpanyası"
Grup üyeleri de kumpanyalarını da paylaşıma dayandırıyor ve bakın nasıl tarif ediyorlar yaptıkları müziği: “Bizi insan yapan bir kaç duygunun türdeşliği! bu dengeyi “bu topraklardan" fışkırıvermiş, buraların deneyiminden süzülmüş makamlarda, ezgilerde koklamak. Bu kokunun peşinde, bir esrikliktir, alıp başını gitmek.
Ayın Filmi: 'Çingeneler Zamanı'
Kusturica'ya göre, zengin-fakir, Doğu-Batı gibi zıt dünyaların çelişkisini konu alan hikaye, bugün her zamankinden daha geçerlidir. Kusturica, filminde gerçekliğin dayanılmaz ağırlığını gerçeküstüyle dengelemiştir ve nasıl bir zamana tanıklık ettiğimizi anlatmıştır. Bu anlattığı, 'Çingeneler Zamanı'dır...
Filmekimi programı belli oldu…
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 17-25 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Filmekimi bu yıl iki sinemaya ve iki hafta sonunu içerecek şekilde dokuz güne genişliyor.
Ayın Filmi: Yine Düştük Yollara
“Hüznün sayısız tonu, bir çok yüzü vardır; çiçekler, kuşlar, rüzgarlar gibi. Ben bazı yakın arkadaşlarım aracılığıyla, hüznü, sevgi ve kederi anlatmaya çalıştım; her ne kadar bazıları tarafından anlaşılmaz ve inanılmaz bulunsa da
Bana bir masal anlat Miyazaki...
Miyazaki'nin uçsuz bucaksız dünyasının kapısını aralayarak bu filmi mutlaka izleyin! Çünkü içinde ne ararsanızc: “masumiyet, aşk, korku, kan, domuza dönüşen anne ve baba, arkadaşlık...Her şey “ var. Aynı zamanda zıtlıkların birbirinin içinde nasıl barındığını da görebiliyoruz filmin içinde.
Modern Zamanlar: İnsan Ve Makine Karşı Karşıya!
1930'lu yıllardaki Büyük Ekonomik Buhran sırasında makineleşmenin de etkisi ile bozulan ekonomik ve toplumsal koşulları, artan işsizlik sorununu dile getiren bu film Charlie Chaplin'in ilk kez 1914 yılında yarattığı Küçük serseri (Şarlo) tiplemesine dayanan son filmdir.
Bırakın Kanımıza Girsinler!





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası