Bakire Dedik Olay Oldu
“ Kadın olarak doğmak, erkeklerin mülkiyetinde olan özel, çevrelenmiş bir yerde doğmak demektir. Kadınların toplumsal kişilikleri, böylesine sınırlı, böylesine koşullandırılmış bir yerde yaşayabilme ustalıklarından dolayı gelişmiştir.
.jpg)
Bir yazı yazdım hayatım değişti diyebilirim şu “Kadın dediğin bakire olmalı!” yazısının ardından. Arkadaşımlarımın ne kadar da çok söyleyecek şeyi varmış bu konuda. İnanılmaz bir birikimim oldu bu kadın, erkek, toplumsal cinsiyet kapsamında. Baktım bu konular ilgi çekiyor durur muyum hemen yeni bir yazıyla okunurluğu tavan yaptırayım dedim. Özellikle erkek okurlarım tarafından feminizmi kadının üstün görülmesi olarak algılamamam gerektiği, erkek haklarının da korunmaya muhtaç olabildiği hatırlatmaları aldım. Bunların ışığında “davul bile dengi dengine” miymiş, kadın erkek eşit miymiş, durum neymiş yazı boyunca bunu keşfe çıkıyorum. Haydi bakalım yelkenler fora...
Öncelikli konumuz özgürlük. “Ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın” diye olayı özetleyen Yeni Türkü şarkısı eşliğinde konuya ufaktan kur yapıyorum. Kadınların özgürlüğünün kısıtlandığından bahsediyoruz sıklıkla. Tek başına gezme, evlenmeden müstakbel kocan dışında kimseyle sevişme, kocanın sözünden dışarı çıkama, yapma etme. Peki ya erkeğin özgürlüğü ona kısıtlama yok mu? Yok tabi diyenler çoğunlukta diye tahmin ediyorum. Ama düşünün biraz, biz değil miyiz “erkekler ağlamaz”, “erkek adam duygularını belli etmez”, “gündüz döver, gece uyuyunca çocuğunu sever”, “karısına canım cicim demez” diye onları kalıp üstüne kalıplara sokuşturan? Askere git, aileni çek çevir, duygularını ceketin en gizli cebine sakla, gerektiğinde hiç düşünmeden karşındakine güç kullan, yap et. Pek sevdiğim bir arkadaşımın konuyla ilgili bir benzetmesi var pek beğendim, benimsedim. Bütün kadın ve erkekleri bir çemberin içinde düşün. O çember toplumsal kriterler, değerler, duygular, bizi kısıtlayan ve kısırlayan bütün her şeyi temsil etsin. Erkek o çember içinde kaldığı sürece özgür. Duygularını belli etmediği, gücünü sakınmadığı, tepede saydığım şeylerin daha pek çoğunu uyguladığı zaman oh, mis, rahat. Ama hele bir gözünün civarına yağmur damlaları düşsün ya da “çıkışta görüşürüz” diyen hem cinsine “affedersiniz” diyerek geri adım atsın ya da sırf kendini iyi hissediyor diye azıcık renkli bir şeyler giysin, o zaman görün siz baskı neymiş, dışlanmışlık nasıl oluyormuş. Kadınlarımız için durum biraz tersine işliyor bu çember hesabında. Kadın çemberin içinde kaldığı sürece üstüne baskı üstüne baskı gelir durur. Anası babası evlen, çocuk yap, okuma ya da şunu oku diye daraltır odanın hacmini, kocası onu getir, bunu götür, yemek neden tuzlu diye sıkıştırır köşeye köşeye. Özgürlük ancak hayallere kalır. Ama diyelim ki o çemberi kırmaya çalıştı, azıcık zorladı sınırlarını odasının o zaman işte oh, mis, rahat. Yani neymiş kadınsan dışında, erkeksen içinde yer alacaksın çemberin.

Şu hemcins-karşıcins durumuna “görme biçimleri*”nden alıntılayarak derinlemesine nüfuz edelim. “Erkekler davrandıkları gibi, kadınlarsa göründükleri gibidirler. Erkekler kadınları seyrederler. Kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler. Bu durum, yalnız erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkileri değil, kadınların kendileriyle ilişkilerini de belirler. Kadının içindeki gözlemci erkek, gözlenense kadındır. Böylece kadın kendisini bir nesneye- özellikle gözlenen bir nesneye- seyirlik bir şeye dönüştürmüş olur.” Biraz önce okuduğum bu satırlar tam da hassaslığımın tavan yaptığı şu sıralarda pek etkiledi beni. Hep söyleyip duruyoruz bizim kendimize bakışımız aslında “onların” bize bakışını belirliyor. Yine bir alıntıyla bunun da kaynağının aslında dış etkenler olduğunu söyleyebiliriz. “ Kadın olarak doğmak, erkeklerin mülkiyetinde olan özel, çevrelenmiş bir yerde doğmak demektir. Kadınların toplumsal kişilikleri, böylesine sınırlı, böylesine koşullandırılmış bir yerde yaşayabilme ustalıklarından dolayı gelişmiştir.” Kadın hep kendini koruyan, kollayan, gözeten, seyreden olmak zorunda olduğu fikriyle büyütülüyor. Ağlarken kendini dışarıdan bir göz olarak görüyor, kahkaha atarken bir an içindeki üçüncü gözü yukarılara bir yerlere çıkıp bakıyor “bademciklerimi gösterdim mi acaba” diye. Bu nasıl görünme meselesi onun başarı kriterleri arasında oldukça önemli bir yerde. Çok şuh olmamalı ama çok sus pus da olmamalı, şirin olmalı ama aynı zamanda da seksi olmalı. Bir kafede karşı masadaki “çocuk” size bakıyorsa ilk aklınıza gelen “acaba nasıl görünüyorum” değil mi “kızlar”? Kendimizi böyle görsel bir şölene dönüştürdükten sonra tutup kadının reklamlarda obje olarak kullanılmasına laf etmek biraz işin kolayı gibi.
Kendimden beklenmeyecek uzunlukta bir yazı oldu gibime geldi. Şimdilik burada keseyim. Okunma oranları bu yazıların devamlılığını belirleyecek, ona göre. Daha söylecek çok sözüm var.Eee ne de olsa tırnak içinde feministim. Son söz ile konuyu toparlıyorum: a)Kadın ol, b)erkek ol, c) hiçbiri ol farketmez önce insan ol...
.jpg)
*John Berger’in kitabı Görme Biçimleri.
Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
| Yorumlar |
cayday yazdı
ceyda bunu cok begendı
EkremSerdar yazdı
itiraf ediyorum daha iyi olabilirdi :(
|
|