çentik









Bana bir masal anlat Miyazaki...

Miyazaki'nin uçsuz bucaksız dünyasının kapısını aralayarak bu filmi mutlaka izleyin! Çünkü içinde ne ararsanızc: “masumiyet, aşk, korku, kan, domuza dönüşen anne ve baba, arkadaşlık...Her şey “ var. Aynı zamanda zıtlıkların birbirinin içinde nasıl barındığını da görebiliyoruz filmin içinde.

 

 
 
Bir zamanlar 10 yaşında olmuş ve bir gün 10 yaşında olacaklar için
 
"i believe that children's souls are the inheritors of historical memory from previous generations. it's just that as they grow older and experience the everyday world that memory sinks lower and lower. i feel i need to make a film that reaches down to that level. if i could do that i would die happy."

Çocukların ruhlarının geçmiş nesillerden gelen tarihi hatıraların varisçileri olduğuna inanıyorum. Bu yüzden onlar büyüdükçe  ve deneyimlerinin artmasıyla bu hatıralar daha da aşağılara iniyor.Bu derinlik seviyesinde  film yapmaya ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Bunu yapabilseydim, ancak mutlu ölebilirdim. “ diyor  HayaoMİYAZAKİ; Total film'in tüm zamanların en iyi 100 yönetmeni listesindeki 25. sırada ve listeye girebilmeyi başarmış tek anime yönetmeni... Miyazaki’nin çizgilerini  kendisinin adını sanını bilmeden yıllarca seyretmişiz aslında Alpler’de dedesi ile birlikte yaşayan kız “Heidi” dizisi ile. Ama Miyazaki bu çizgi dizinin yönetmen koltuğuna oturmamış sadece sahne dizaynı ve layout kısmıyla ilgilenmiş. Miyazaki’nin hayâl dünyasında çizilmiş olan karakterler; Amerikan filmlerinin dayattığı kusursuz görünümlülerden ziyade çok daha eğlenceli ve normal insanlar olarak karşımıza çıkıyor. Uçan cisimlere ve trenlere de filmlerinde sık sık rastlanıyor...
 
Eskiden animasyon çılgınlarının dışında da pek bilinmeyen Miyazaki , Spirited Away (Ruhların Kaçışı) filmiyle  En İyi Animasyon Oscar Ödülü’nü almasıyla beraber  tüm dünyada  ilgi uyandırmıştır. Aynı zamanda Miyazaki bu filmle, Berlin'de Altın Aslan ödülünün de sahibi olmuştur. Gösterildiği yıl ödüle boğulan film, ABD'de gösterime girmeden $200 milyon kazanan ilk yapım olarak tarihe geçmiş, Japonya’da da Miyazaki hârikalarından Princess Mononoke, Titanik vizyona çıkana kadar Japonya’daki en çok hasılat yapan film unvânını almıştır. Ancak bu rekoru  2008 yapımı 170.000 el çizimiyle en çok çalışma yaptığı son filmi   “Küçük Denizkızı Ponyo”ya (Gake no ue no Ponyo-Ponyo on the Cliff) kaptırmıştır. Ustanın bu son filmi de 31/07/2009’da Türkiye’de gösterime girmiştir ve hâlen gösterimdedir.
 
Peki nedir bu anime? Wikipedia özgür ansiklopedimiz bu terim karşısında animasyon veya çizgi film anlamına gelen Fransızca kökenli, Japonca bir kelime tanımlaması veriyor. Animeler, genelde mangaların (Japonların çizgi roman için kullandıkları sözcük) televizyona ya da sinemaya uyarlanmasıdır. Ancak bildiğimiz çizgi filmlerden farklı olarak animeler  her yaştan insan için yapılır ve gerçek hayatta olan veya olmayan hemen her şey  konusunu oluşturabilir. .Animelerde günlük yaşantımızdakinden farklı olarak tepkiler mimikler ve jestler çok daha   abartılı bir görsellikle ifade edilir. Elle ya da bilgisayar aracılığıyla çizilebilen animeler oldukça farklı ve etkileyicidir. Günümüzde  milyonlarca kişinin izlediği animeler bulunmaktadır . Hatta Japonya'da bazıları ‘prime time’a  konulmuştur. Türkiye’de  de MTV vb.  çeşitli kanallarda bu türe sevdalılar için programlar yapılıyor.
 
Hayatlarında ilk kez anime izleyenlerin bir husus dikkatini çekebilir. Hatta çocukken izlediğimiz tüm Japon Çizgi filmlerinde bu görüntü sık sık karışımıza çıkmıştır: büyük gözler, uzun bacaklar. Bu durumu açıklayan çeşitli yorumlar  bulunmaktadır. Bir grup  Japonlar'ın kısa boylu ve çekik gözlü olmalarının yarattığı bir komplekse bağlayarak bu durumu açıklamaktadır. (Haklı olduklarını düşünmekteyimJ) Ancak bu açıklamayı, diğer bir grup  çizimlerin kökeninde batılı örnekler olduğunun bilinmemesinden kaynaklamasına bağlı olarak kabul etmemektedir. Nitekim ilk Walt Disney çizgi filmlerindeki karakterlerin büyük gözleri ve uzun bacaklarının (Bambi vb.) olduğunu söyleyenler de bulunuyor.
 
Bu ayki filmimiz ise bu kadar anlatımdan sonra tabiî ki Miyazaki Usta’nın bol ödüllü filmi Ruhların Kaçışı…..
 
SPIRITED AWAY ( Sen to Chihiro no kamikakushi)
 
 
Tür : Fantastik / Macera / Animasyon / Anime
Gösterim Tarihi : 18 Haziran 2004
Yönetmen : Hayao Miyazaki
Senaryo : Hayao Miyazaki
Görüntü Yönetmeni : Youji Takeshige
Müzik : Joe Hisaishi , Yumi Kimura
Yapım : 2001, Japonya , 124 dk
IMBD puanı: 8.5/10   84,296 oy    ile Top 250: #60
 
Animasyon şâheseri olarak nitelendirilen Ruhların Kaçışı, önce 52. Berlin Uluslarası Film Festivali'nde Altın Ayı'yı, ardından 75. Akademi Ödülleri'nde En İyi Animasyon Oscarı'nı kazanmayı başarmış bir yapım. Ayrıca film, Japon sinema tarihinin en başarılı filmi olarak da kırılması güç bir rekorun sahibidir.
 
 “Bir zamanlar 10 yaşında olmuş ve bir gün 10 yaşında olacaklar için” diyerek anlatıyor Miyazaki filimini. Bu tanıma paralelel, anlatılan birbirinden farklı karakterleriyle sonunun hiç gelmesini istemediğimiz büyük bir masal ‘Ruhların Kaçışı,’ içinde yaşamış olduğumuz dünyada başlayıp başka dünyalarda devam eden, insanı sıkmadan fantastik kurgularla ilerleyen...
 
Film kimilerince yediklerinden dolayı farklı varlıklara dönüşen karakterler barındırması ve onları kurtarmaya çalışan baş kahramanın küçük bir kız çocuğu olması bakımından ‘Alice Harikalar Diyarında’ uyarlaması eleştirilere karşın Miyazaki ‘nin sınır tanımayan hayâl gücü ve yaratıcılığı sonucu film kült filmler arasındaki yerini çoktan almıştır.
 
 
Chihiro anne ve babasıyla birlikte
 
Filmin konusunu 10 yaşında küçük bir kız olan Chihiro ve ailesinin başına gelen tuhaf hikaye oluşturuyor. Chihiro, ailesiyle birlikte bir tünelden geçerken kaybolur ve gizli bir dünyaya girer. Burada yedikleri yüzünden ailesi garip bir değişim geçiren ve domuza dönüşen Chihiro, kendisini güçlü bir cadı (YUBABA) tarafından yönetilen garip bir yerde bulur.  Cadı tarafından dünyaya dönmesi engellenen Chihiro, burada cadının kurbanı olan pek çok garip ruha ve yaratığa rastlar.
 
 
Cadı Yubaba
 
Orjinal adı Japonca’da  "Chihiro ve Sen'in ruh saklanması" manasına gelen filmde; bir insanın benliğini oluşturan adına sahip çıkması anlatılıyor. Japonya kültürünü sembolize eden hayâletler, masal yaratıkları ve geleneksel halk canavarları dinlenmek için filmdeki Japon kaplıcasına gelirler. Kaplıcanın sahibi olan cadı Yubaba, çalışanlarının ismini alarak onlara yeni isim vermekte ve benliklerini de satın almaktadır. Chihiro'nun kaplıcada iş bulmasıyla ismi de değişerek “ Sen” olur. Neyse ki Chihiro, gerçek adını  Haku sayesinde unutmaz da büyü ona tam olarak sirayet edemez. Miyazaki burada, gizliden gizliye mesaj vererek Japonya'nın öz kültürünü kaybetmesi ve yerini  Amerikan kültürünü almasını eleştiriyor.
 
 
Kaplıcada çalışanlar ruhları temizlemekle uğraşırlarken..
 
Film ilerledikçe maceranın dozu artıyor ve birbirinden ilginç karakterler ortaya çıkıyor. Bunlardan biri de HAKU; Chihiro annesi ve babasını kurtarma yolunda korkuyla sarsılırken ona yardımcı oluyor. Chihiro’ya yardım edenlerin başında ise yalnızlıktan yakınan bir garip ruh YÜZSÜZ geliyor. Arkadaş edinebilmek için bulduğu herkese gerçek olmayan altınlar dağıtarak onları kandırıyor. Herkes de para tuzağına düşerek onun çevresinde pervane oluyor. Ancak dostluklarının samimiyetsizliği karşısında Yüzsüz de acımasız bir canavara dönüşüyor. Bu canavar aynı zamanda kültür karmaşasını sembolize etmektedir. Bu canavarın yüzü yoktur. Yüz diye karşısındakileri kandırdığı bir maskesi vardır. Sesi yoktur, yuttuğu yaratıkların sesiyle konuşur. Chihiro'nun da yardımlarıyla Yüzsüz kendini bulur. En sonunda bir karakter kazanır, çünkü bir yere ait olur.
 
   
Chihiro
 
 
 
HAKU , Chihiro ve Yüzsüz
 
Miyazaki'nin  uçsuz bucaksız dünyasının kapısını aralayarak  bu filmi mutlaka izleyin! Çünkü içinde ne ararsanızc: “masumiyet, aşk, korku, kan, domuza dönüşen anne ve baba, arkadaşlık...Her şey “ var. Aynı zamanda zıtlıkların birbirinin içinde nasıl barındığını da  görebiliyoruz filmin içinde. Son model arabaları ve markalı kıyafetleri ile kimsesiz bir yere gelip, açgözlü bir şekilde yemeklere saldıran anne ve babanın tüketim çılgınlıklarının cezasını çekmelerinden, çocuk masumiyetinin aslında birçok işi başarmaya yetebileceğine şahit oluyoruz filmi izlerken.  Yine filmin başındaki şımarık küçük kız Chihiro olgunlaşıyor ve  bir sürü domuz içinde kendi anne ve babasını tanıyabiliyor, Cadı Yubaba, bebeği fareye dönüştüğünde onu tanıyamazken... Film boyunca yanlış anlama ve insanları dış görünüşüyle değerlendirme  eleştirilirken kötü kokulu ve iğrenç görünümlü olduğu için kaplıcaya kabul edilmeyen yaratığın  da aslında çevre kirliliği nedeniyle bozulmuş bir nehir ejderi olduğunu anlıyoruz.
 
Harika senaryosu ve Joe Hisaishi'nin müthiş müziklerinin etkisiyle, insanın bitmesini hiç istemediği, bittiğinde ise yüzünde tatlı bir gülümseme bıraktıran bir filme dönüşüyor “Ruhların Kaçışı”.   Filmi  izlerken, ortalama bir hayal gücünü oldukça aşan bir dünyada bir rüya görüyoruz. Buna Miyazaki'nin bilinçaltımıza başka  başka masalları anlatarak farklı dünyaları yansıttığı renkli bir rüya da diyebiliriz. Bu rüya hiç bitmesin!!!

Editör / Yazar : Begüm Eda Şahin
Kategori : Kültür & Sanat
Tarih : 15.08.2009 15:20:52

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

Akif Bulduk yazdı
çok basarili bir yazi, Türkiyede malesef Miyazaki ve çizgi filmleri pek taninmiyor, çok üzücü bir durum oldugunu düsünüyorum, bu yazi için tesekkurler, basarinizin devamini dilerim. Belçikadan sevgilerle


Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
5c05 (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Begüm Eda Şahin - Diğer 10 Yazısı

Batumi
Ben giderim Batum'a da……
TEMAS'a Geçtik
Her biri kendilerine ait 11 şarkıdan oluşan ilk albümleri 'HAYATA DOKUN' ile Türk Rock Müziğine aranılan taze kanı getireceğine inandığımız yepyeni bir grup ile tanıştırıyoruz sizleri: “TEMAS
Minnie: Audrey Hepburn
En iyi film kategorisinde de olmak üzere toplam 3 dalda Oscar'a aday ve bu seneki If Bağımsız Film festivali'nde (11-21 Şubat) ödüllü filmlerden oluşan hit filmler kapsamında da yer alacak olan filmle ilgili bakın festivalin resmi web sitesinde neler söylenmiş:
Once
Once'ı bu kadar özel yapan nedir ya? Filme hakim olan samimiyet ve içtenlik belki de….
Baharı özleyenler için: "Güz Kumpanyası"
Grup üyeleri de kumpanyalarını da paylaşıma dayandırıyor ve bakın nasıl tarif ediyorlar yaptıkları müziği: “Bizi insan yapan bir kaç duygunun türdeşliği! bu dengeyi “bu topraklardan" fışkırıvermiş, buraların deneyiminden süzülmüş makamlarda, ezgilerde koklamak. Bu kokunun peşinde, bir esrikliktir, alıp başını gitmek.
Ayın Filmi: 'Çingeneler Zamanı'
Kusturica'ya göre, zengin-fakir, Doğu-Batı gibi zıt dünyaların çelişkisini konu alan hikaye, bugün her zamankinden daha geçerlidir. Kusturica, filminde gerçekliğin dayanılmaz ağırlığını gerçeküstüyle dengelemiştir ve nasıl bir zamana tanıklık ettiğimizi anlatmıştır. Bu anlattığı, 'Çingeneler Zamanı'dır...
Filmekimi programı belli oldu…
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 17-25 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Filmekimi bu yıl iki sinemaya ve iki hafta sonunu içerecek şekilde dokuz güne genişliyor.
Ayın Filmi: Yine Düştük Yollara
“Hüznün sayısız tonu, bir çok yüzü vardır; çiçekler, kuşlar, rüzgarlar gibi. Ben bazı yakın arkadaşlarım aracılığıyla, hüznü, sevgi ve kederi anlatmaya çalıştım; her ne kadar bazıları tarafından anlaşılmaz ve inanılmaz bulunsa da
Bana bir masal anlat Miyazaki...
Miyazaki'nin uçsuz bucaksız dünyasının kapısını aralayarak bu filmi mutlaka izleyin! Çünkü içinde ne ararsanızc: “masumiyet, aşk, korku, kan, domuza dönüşen anne ve baba, arkadaşlık...Her şey “ var. Aynı zamanda zıtlıkların birbirinin içinde nasıl barındığını da görebiliyoruz filmin içinde.
Modern Zamanlar: İnsan Ve Makine Karşı Karşıya!
1930'lu yıllardaki Büyük Ekonomik Buhran sırasında makineleşmenin de etkisi ile bozulan ekonomik ve toplumsal koşulları, artan işsizlik sorununu dile getiren bu film Charlie Chaplin'in ilk kez 1914 yılında yarattığı Küçük serseri (Şarlo) tiplemesine dayanan son filmdir.
Bırakın Kanımıza Girsinler!





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası