çentik









Başlıklar Önemlidir!

Ve fakat bir kez daha bedbaht olma zamanı gelmiştir. Muhterem şahıs gelemeyeceği beyanında bulununca “Sen yoksan ben de yokum” diye iyice bir kahraman edasına bürünür şahsımız. 14 Eylül yas ilan edilir, siyah bilekliklerle Shine izleyerek başkasına verilen biletlere elveda denir. Aradan günler, aylar, mevsimler geçer.

      

Temmuz ayında bir Ankara ziyaretinde izlenen Shine filmiyle başlıyor hikayemiz. Geoffrey Rush’ın muhteşem ötesi performansına hayran kalksak da filmin ardından asıl idol belirlenen(ki piyano çalmakla uzaktan yakından alakam yok), on yüz bin milyon kez videoları izlenen şahıs David Helfgott oluyor. Filmin etkileri daha hala tazeyken, yaklaşık Ağustos dolaylarında gazetede görülen bir haber öykümüz için bir diğer köşe taşı oluyor. Haberin başlığı: “Shine Filminin Simgesi Geliyor”. Kocaman bir saadet… Ve tahmin edersiniz ki öykünün kahramanı okur okumaz hoplar zıplar, atlar koşar ve David’i bünyesine kazandıran muhterem şahsa durumu rapor eder. Heyecanla biletlerin satışa çıkması beklenir. Bilet fiyatlarını görünce yaşanan afallama ve para ayarlama çabaları sürecinde “TÜKENMİŞTİR” ibaresiyle karşılaşılır. Kocaman bir yıkım… İlerleyen günlerde yeni bir müjdeli haber gelir. İlk konserden iki gün sonra bir konser daha yapılacaktır. Yine kocaman bir saadet… Bu sefer beyin fonksiyonlarına izin verilmez ve 2 adet bilet hazır ve nazır onları beklemektedir. Daha da kocaman bir saadet… Ve fakat bir kez daha bedbaht olma zamanı gelmiştir. Muhterem şahıs gelemeyeceği beyanında bulununca “Sen yoksan ben de yokum” diye iyice bir kahraman edasına bürünür şahsımız. 14 Eylül yas ilan edilir, siyah bilekliklerle Shine izleyerek başkasına verilen biletlere elveda denir. Aradan günler, aylar, mevsimler geçer. Ve bir mart günü bu sefer kış köşesine bir taş koymanın vakti gelmiştir. Zira Helfgott tekrar Aya İrini sahnesine dönmektedir ve senfoni orkestrası ona eşlik edecektir ve hatta şu meşhur 3. konçertoyu çalacaktır. Yehhu nidaları atan kahramanımızın ilk işi muhterem şahsa haber vermek ve biletleri beklemek olur. O gün gelir ama bir “ve fakat” eşliğinde bilet fiyatlarına isyan edilir. Öğrenciye adeta “Hadi adam deli sen de mi delisin bu fiyatlarla konsere gitmek senin neyine?” denmektedir. Kocaman bir yıkım daha… Konser yaklaştıkça tükenen biletler eşliğinde Lidyalılar pek de hoş anılmaz. Sonra bir gün gelen bir mail kahramanımızın bütün şansını değiştirecektir. Mailin başlığı: “6 ve 8 Nisan David Helfgott Konserleri Gönüllü Desteği”. Kocaman bir saadet…    

     

Öykümüz burada bitti. Şimdi sırada haberler… 5 Nisan’da Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın 3.katında 42 kişi toplandı. Uzun uğraşlardan ve tamamen gönüllü çabalardan sonra 6 ve 8 Nisan ekipleri şeklinde 2 gruba bölünüldü. 6 Nisan’da Aya İrini’de önce soğuktan donmak suretiyle gelen konuklara broşür dağıtıldı. Tanıdıklar görüldü, mutlu olunuldu. Ardından biraz rötarla da olsa herkes yerlerine yerleşti ve aslında konseri mümkün olan en güzel yerden izleme şerefine biz gönüllüler erişti (aklınızda olsun Aya İrini’de konser vb. izleyecekseniz kesinlikle en ucuz biletlerden alıp merdivenlerin en tepesine çıkıp izleyin). Ve sahnenin ucunda kırmızı bir gömlek ve içinde David belirdi (Bu David’i Beckham soyadlı sanan var mıdır acaba?). Alkış tufanıyla sahnenin önüne gelir tavanı gösteren bir baş parmakla seyirciyi beğendiği onayını verdi ve sandalyesine oturdu. Konserin ilk yarısında tek başına, ikinci yarısında da senfoni orkestrasıyla dinleyenleri bir düşe emanet etti. Rachmaninov’un 3. Konçertosunu dinlerken ne buz gibi konser salonu bile unutuldu. Sahnedeki müzisyenlere, orkestra şefine, izleyicilere 3, 5, 10 kere sarıldı. Sahneden inecek gibi yapıp alkışlar dinmeyince 1593 kez filan sahneye geri dönüp selam verdi, 2 kısacık bis yaptı. Çıkışta toplaşmak için bekleyen biz gönüllülere selam çakıp, yanımızdan geçip, aracına bindi ve uzaklaştı gitti. 
Bu öykümüzden ve haberimizden ardından yapılması gerekenler şöyle:
Shine izlenecek
Mümkünse 8 Nisan’daki konsere bilet alınacak (bugünün işi yarına bırakılmayacak)
Gönüllü olmanın aslında ne kadar faydalı bir şey olduğu anlaşılıp bir STK’ya gönüllü olunacak
 
Düşlere emanet olunuz…
 
                               
 

Editör / Yazar : Asuman Çakıroğlu
Kategori : Hayatın İçinden
Tarih : 07.04.2010 14:14:13

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
e29f (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Asuman Çakıroğlu - Diğer 10 Yazısı

Burkum Burkum Adam
Azıcık moral bozukluğu yaşıyor ve bunu basamak basamak artırmak istiyor ve hatta şu ara azıcık ilgi çekmeye ihtiyacım var ama nasıl melankolik olurum diyorsanız. İşte size 1 adımda nasıl depresyona girerim rehberi. Bir Damien Rice albümü edinin ve dinleyin.
O Geliyor... Samsung Galaxy Nexus!
O kadar zaman oldu telefon işindeyiz daha kimseye bir faydamız olmadı doğru dürüst. Artık pamuk elleri bu konuda klavyeye uzatmakta fayda var. Her ne kadar gönlümün kıymetlisi ömrü hayatımı çürüten iPhone olsa da bu sefer başka bir telefonla ilgili yazıvereceğim.
Aşkın Sırdan Hali...
Kısa kesiyorum, oyun güzel, oyunculuk güzel, dekor güzel. Tek kötü şey şu Cevahir sahnesi. O salona alternatif üretilene kadar pes etmeden yazacağım. Kim kaale alır bilinmez. Neyse özetle bir değişiklik yapayım tiyatroya gideyim derseniz bu oyuna gidin, memnun kalın, bana teşekkür edin. Şimdi gidin...
Ve hep birlikte SOL'dan çıksalar!...
Daha diyecegim cok sey var aslen ama yaziktir, gunahtir diyor icimdeki yurdum insani. Bu sebeple yaziyi da ozet tutuyorum. Sadece gitsem mi acaba diye dusunen varsa onlara sunu diyorum: “Asla ve kat’a”....
YOL'unu bul!
Asıl mesele gezmek değil yeğen, gezgin olmak ve yolu yaşamak. Çünkü filmde Daniel’ın dediği gibi “You don’t choose a life. You live one”
İçmenin Oktoberfest Hali...
Özetle mutlaka bir kere gidin. Euro Youth Hostel’de kalın. Sabah erken gidin. Akşama kadar takılın. Hostele dönün. Barda devam edin. Barmenlerle iyi anlaşın. İçin çok için zira gençsiniz ve bir daha olamayacaksınız.
Portakal Rengi Gün Işığı..
Onun yerine ajandamızın “izle!” kısmına girmeye hak kazanmış bir “düşüncelilik” filminden bahsedeyim bu yazımda. Filmimizin adı “oranges and sunshine”.
En Pirenses Konserler!...
Yavaştan tıngırdayan müzikler eşliğinde kadın seslerini sevdiğim yaştayım... Arkalarda bir yerlerde bir piyano, bir gitar, mümkünse flüt filan gibi bir şeyler essin hafif hafif...
Maçın Adı: Türkiye
2010 sen ne güzel senesin. FIBA sen ne yücesin demek istiyorum öncelikle. Bizlere muhteşem ötesi günler yaşatan, maçlar izleten Basketbol Federasyonu'muzu da ayrıca öpüyorum buradan.
Yiğidim Aslanım U2'm
“I still haven't found what i'm looking for
Varacağım Yer Hvar!...
Arkadaş! Bu yaz “bacak” yapmış!... Kızlarımız giymişler minilerini ve ultra süper yüksek topuklarını geziyorlar etrafta. Bünye bunları düşünmeyip Converse’e alternatif sadece babet götürdüyse yanında azıcık mahçup oluyor haliyle.





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası