çentik









Bir Nefeste Tanımak veya Hiç Tanışamamak

Her gün yeni bir gündü ve hergün farklı şeyler öğreniyordu. Sözlükle tanıştı. İlk baktığı kelime merak ettiği SAVAŞ oldu. “Bir şeyi ortadan kaldırmak, yok etmek amacıyla girişilen mücadele

 

Dünyaya gözlerini açtı heyecanla pıtırcık. onca karanlıktan sonra gözlerini kamaştırdı günes gibi hayat. ılık bir hava doldu minicik bedenine sonra bir acı hissetti ve bir nara attı hayata kendi imzası gibi; herkes onu duysun tanısın diye "geldim işte burdayın" der gibi.. "nefes alıyor" dedi yanındaki mavi önlüklü koca koca adamlar. Meğer nefesmiş bedenini saran o ılık hava.

 Ne zaman bir nara atsa, koca bir kalabalık belirdi etrafında. Saymayı bilemediği için kaç kişi olduklarını asla bilemedi. Gülen yüzlerle ona bakıyorlardı. Hayatı tanımaya çalışırdı pıtırcık, yaşadığı yeri, etrafındakileri. Öğrendi ki bu güler yüzlü kalabalık ailesiydi. Birde hiç yanından ayrılmayan biri vardı, çok güzel uzun saçlı bir kadın, istediğinde ona yemek de veriyordu. Hem de karanlık diyarlardan çok tanıdık bir ses. Sanki içinden bir parça gibi, sanki geldiği diyarlardan melek gibi bir ses… zamanla öğrendi ki Anneymiş o güzellik. Hayat güzelmiş diye geçirdi içinden pıtırcık. En güzel duygunun gülen yüzler oluğunu gördü.
 
Biraz daha büyüdü, etrafındakiler azalmıştı. Bununla birlikte gülen yüzlerde azalmıştı. Artık yemeği kendi yemesi gerekiyordu, kimse altını değiştirmiyordu. Hatta hatta o her attığı narada gülen yüzler artık ona kızmaya bile başlamıştı. “Yeter artık ağlama!” diyordu hayat. Güldüğünde ise nadiren buluyordu karşılığını. Ama bazen söylediklerine öyle çok gülüyorlardı ki şaşırıyordu. Hayatı tanımaya çalışıyordu koca pıtırcık, odasını, evini, annesini, babasını….
 
Sonra bir gün artık okula gitmesi gerekti. Mavi önlüğünü giydi, beyaz yakasını taktı, bir gün önceden hazırladığı çantasını aldı, ama kahvaltı etmeden olmazdı. Mutfak masasında her zamanki gibi ailece kahvaltı yapıldı. Ayrı bir heyecandı o gün… Annesine baktı elinde bir gazete, babasına baktı elinde bir gazete, daha fazla bekleyemeyecekti.. “Hadi ammmmaaaa” ile ailece sofradan kalkıldı ve herkes dağıldı. Koca bir sınıfın ortasında daha önce hiç görmediği insanların arasında yapayalnız buldu bir anda kendine. Etrafındakilere baktı hepsi ona benziyordu. Herkeste aynı kıyafet. Sonra içeri uzun boylu biri girdi. Annesine benziyordu sanki.  Biraz korktu yalnızlıktan, biraz sevdi ama karar veremedi, kafası karıştı. Dedi ki öğretmeni “çocuklar yazmayı öğreneceğiz” heyecandan yerinde duramıyordu. Yaşadıklarını gördüklerini geldiği yerlere yazabilecekti. Anlatabilecekti hayatını çok uzaklara. “Ve okumayı öğreneceğiz” heyecanı bin kat arttı. Çünkü her gün sabah kahvaltı sofrasında Annesinin, Babasının elinden düşürmediği; “orda ne yazıyor?” diye sorduğunda büyünce öğrenirsin cevabını aldığı gazeteyi sonunda kendi de okuyabilecekti. Bu büyümek demekti, küçük pıtırcık için. Gururlandı ve hayatı tanımaya çalıştı küçük çocuk, okulunu, arkadaşlarını, öğretmenini…
 
Bir gün artık kırmızı kurdele vakti gelmişti. Her sabahki gibi kalkıldı, kahvaltı sofrasında yerler alındı, herkes kendine göre bir gazete seçti. Koca gazeteyi küçük parmaklarına sığdırmak için üstün bir çaba sarfetmesi gerekti. Sonunda oldu. En büyük yazılardan başladı okumaya. “Büyük Patlama. Şehrin göbeği savaş alanına döndü, 17 ölü, 154 yaralı” okudukları bittiğinde şaşkına dönmüştü, “Anne patlama ne demek, savaş ne demek, niye ölmüşler, ölmek kötü bir şey mi?” Bir an bir sesslizlik oldu masada. Küçük bir çocuğa nasıl anlatılırdı ki insanın insanı acımasızca katlettiği bir dünyada yaşadığı. Ne anne ne baba söyleyecek tek bir söz bulamadı. “Boşver şimdi sen onları da yemeğini ye. Okula geç kalacaksın” . Öylece kalakaldı. Kötü bir şeydi sezmişti ama ne olduğunu anlayamamıştı. Hayatı, yaşadığı ülkeyi tanımaya çalışırken ölümü öğrenmeye çalıştı çocuk.
 
Her gün yeni bir gündü ve hergün farklı şeyler öğreniyordu. Sözlükle tanıştı. İlk baktığı kelime merak ettiği SAVAŞ oldu. “Bir şeyi ortadan kaldırmak, yok etmek amacıyla girişilen mücadele” gözlerine inanamadı önce, yanlış okumuş olmalıydı. Tekrar okudu ama doğruydu. Sonra ikinci kelime ÖLÜM: “Sona erme, yok olma, ortadan kalkma” kafası karışmıştı. O büyük patlamada ölen insanlardı, yok eden de insanlar. Bir insan bir insanı niye ortadan kaldırsın ki… Sonra annesini babasını düşündü; nasıl da kanıksamışlardı böyle bir vahşeti. Dünyaya geldiği günleri düşündü, gülen yüzleri, yaşamak ne güzel demişti içinden. Daha ne kadar zaman geçti ki… Anlam veremedi. Hayatı tanımaya çalıştı, insanları, ülkesini…
 
Çok geçmeden anne babasının aslında ölümü kanıksamadığı ama söyleyecek söz bulamadıklarını anlamıştı. Zamanında, savundukları düşünce yüzünden çektikleri eziyetlerden sonra kendi çocuklarının hayatı öğrenmesini istememişlerdi beklide. Hem onlar bile anlam verememişlerdi ki ne anlatacaklardı.
 
Büyük bir kahraman tanımıştı çocuk. Her gün resmine baktığı, hayatını ezberlediği, ülkesini kuran koca bir komutan tanıdı. Tüm dünyayı değiştirebilecek güçte, ama sadece onun için çalışmış, bu uğurda hiç bir şeyden korkmadan, çekinmeden ölümü bile göze alarak ülkesini seve seve çocuklara hediye etmiş süper bir kahraman tanıdı. Onu çok sevdi. Oysa bir gün televizyon kanallarının bir tanesinde bir kendini bilmez o süper kahramanın aslında hiç de süper olmadığını, alkolik, despot ve çok acımasız olduğunu söyledi. İnanmadı çocuk. Çünkü ezberlemişti hayatını, yaptıklarını… Hiç şüphesi yoktu adı gibi biliyordu ki o süper bir kahramandı ve dünyada tekti. Öfkelendi, küçük bir çocuğun kahramanına bilgisizce laf uzatanlara kızdı. Anlamaya çalıştı, aynı ülkede yaşayan insanların tek bir kahramanı tanıması gerekir diye düşündü. Hiç de ders kitaplarındaki gibi değildi, milletini tanıyamadı.
 
Sonra okumaya devam etti. Her gün her saat başı. Başka türlü tanıyamam hayatı diye düşündü. Öyle demişti çünkü öğretmeni. Büyük tartışma konusu olan “çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?” sorusu üstünde de çok düşündü ama öğretmenleri kesin ve net “tabi ki çok okuyan” diye eklemişti devamında. Okumaya devam etti delikanlı. Her gün kahvaltı sofrasında muhakkak gazete okunuyordu. Kendine göre bazı köşeler bulmuştu. Okudukça yaşadığı ortama, dünyaya anlamlar verdiği yazarlar edinmişti. Evet artık hayatı tanımaya başlamıştı. Başlamıştı ki bir anda o yazarlar yok oldular. Bir tanesi artık yazmamaya başladı. Nedenini anlayamadı. Sonra diğeri kazayla bir diğeri ise bir cinayete kurban giderek öldü. Anlamaya çalıştı. Bir sözlük açtı CİNAYET kelimesinin anlamına baktı: “Adam öldürme” . Başka hiçbir karşılığı yoktu sözlükte cinayetin. Ve KURBAN: “Bir ülkü uğrunda feda edilen veya kendini feda eden kimse”. Bu insanların bir amacı vardı diye düşündü. Ama kendilerini bu ülkü uğruna feda etmediler. Başkaları onların düşüncelerini kaldıramadığı için onları feda etti. Aslında onlar bir kahraman diye düşündü. Ama hayatı anlama yarışı yarım kaldı. Dünyayı anlayamadı.
 
Yapayalnız olduğunu düşünüyordu ki etrafına göz attı. Kendi gibi olanlarla tanıştı. Ne kadar çoklarmış meğer. Nefes aldıkları dünyaya, yaşadıkları ülkeye anlam katmaya çalışanlar.... saymayı bilmediği günlerdeki gibi sadece bir avuç kalabalık ama kendi gibi, düşünen, düşündüren, araştıran, değiştirmeye çalışan. Hayatı tanımaya çalıştı, dünyayı…
 

Hayatı tanımaya çalıştı yaşlı adam, bu dünyayı, öbür dünyayı, ölümü, kalımı… ilk sınıfın ilk günündeki gibi heyecanlı yaşadıklarını yazmaya çalıştı. Tanımadığı, anlamadığı hatta bilmediği bir konu hakkında yazmak çok zormuş diye düşündü. Kağıdı kalemi başucuna bıraktı. Ilık bir hava doldu tüm bedenine. “Nefesss” diye mırıldandı. Sonra soğuk bir hava esti. Tanıma yarışı bir nefeste yarım kaldı.

Fotoğraf: Emre Mendi

Editör / Yazar : Derya Altaner Gürer
Kategori : Köşe Yazıları
Tarih : 05.09.2009 17:10:21

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

sami çalışkan yazdı
sizin gibiler yazacak sizin gibiler anlatacak ve sizin gibiler unutturmayacakki o densizin büyük komutana iftira atıldığını pıtırcık bilebilsin. zaten onlar sadece kendini savunamayan ölülere saldıracak gücü olan alçaklardır..... ayrıca derginin geleceği açısından siz ve bazı arkadaşların 15 günde bir yazması gerektiğini söylüyorum hepinize kolay gelsin ..


Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
b017 (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Derya Altaner Gürer - Diğer 1 Yazısı

Bir Nefeste Tanımak veya Hiç Tanışamamak
Her gün yeni bir gündü ve hergün farklı şeyler öğreniyordu. Sözlükle tanıştı. İlk baktığı kelime merak ettiği SAVAŞ oldu. “Bir şeyi ortadan kaldırmak, yok etmek amacıyla girişilen mücadele
Hayatımın Alfabesi
Başkalarının söylediklerini yazdık önce. Unutulan harflerlerdeydi çocukluğumuz. Konuşurken yuttuklarımızı yazmaya gerek yoktu ki zaten herkes bilirdi. O günlerde öğrendik hayatın bir sınav olduğunu. Sonra yazmamız gerekeni yazmaya başladık. Amaç hayattan hep yıldızlı pekiyi almaktı ve okuma bayramında kırmızı kurdeleyi göğsünü gere gere taşımaktı mutluluk...





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası