çentik









Biyonik Kadınlar

Kadın olmak zor zanaat! Pek çok şeyi aynı anda yapabilmek lazım; kariyerinizin camdan duvarlarını, camdan tavanlarını yıkabilmek lazım; biyonik adam ya da müfettiş Gadget olmak lazım; kısaca sanki biraz erkek olmak lazım...İşte kadın olmak, işte biyonik olmak... Bence zaten ikisi de aşağı yukarı aynı şeyler...

Kadın olmak zor zanaat! Pek çok şeyi aynı anda yapabilmek lazım; kariyerinizin camdan duvarlarını, camdan tavanlarını yıkabilmek lazım; biyonik adam ya da müfettiş Gadget olmak lazım; kısaca sanki biraz erkek olmak lazım... Olmaz mı olur tabi ama nasıl olur, hani Yaprak Dökümü'nden fırlayan mavi gözlü bir çöl ahusu olursunuz(bkz. Yelena Isibayeva) ya da bir Mahsun dizisi eşliğinde "Yıkılmadım ayaktayım dertlerimle başbaşayım zalimlere kötülere yenilmedim buradayım" şeklinde türkü çığırırsınız (bkz.Blanka Vlasiç) ya da en olmadı Aliye gibi "Çocuklarım olmadan asla" dersiniz (bkz.Kim Clijsters). Şimdi biyonik olmanın ne demek olduğunu bu 3 kadın sayesinde örneklerle görelim...

İlk örneğimiz kim? Isinbayeva. Ben demedim mi 'bu kızda iş var', 'bu kızı takip edin', 'bu kız büyüyünce çok iş yapacak'; dedim. İnanmıyor musun? Aç bak bakalım sayfanın altında linki var Sporun Oscar'ı : Laureus diye. Biz diyoruz ama nerdee bizi dinleyecek okuyucu, sakalımız yok ki lafımız dinlensin, biyonik değiliz ki kitleleri sürükleyen yazılarımız olsun, müteahhit değiliz ki site kuralım(Banu Abla'ya da buradan selam olsun- her yazıda birine selam göndermezsem olmuyor). Sene:1998, yaş:16, metre:4.00, madalya:0. Sene:2009, yaş:27, metre:5.07, madalya: valla onu ben sayamadım. Bu ara süreçte kazandığı onca başarının ardından talihsiz bir şekilde Berlin'deki Dünya Şampiyonası'nda "Sıfır Çeken" kız olarak yaptı ününü. Belki kibir, belki sakatlık, belki tatmin; sebebi nedir bilinmez ama iyi oldu bu "SIFIR" bizim kız için. Gitti bir sene sonra Zürih'te 5.06 atladı ve Golden League'de 6 yarışı da kazanıp Jackpot yaptı, aldı 333.333.$'lık payını döndü evine. Tamam bunu yapmış ama bunu yapmanın konumuz olan "kadın olmak"la ne alakası diyenler için hemen bir fotoğraf eşliğinde kendisinin şu sözlerini aktarıvereyim: "Bence sporu cazip kılan kadınlar olması önemli. Kadın YA DA sporcu olmam gerektiğine inanmıyorum. Çünkü ben sporcu olduğum kadar kadın gibi görünmeyi de istiyorum." Hem güzel ol, hem atletik ol, hem başarılı ol, hem zeki ol, hem kadın ol, ol anam ol...
 

Geçtik ikinci örneğe: Vlasiç. Basketbolcu ve kayakçı bir annen ve deklatloncu bir baban olsun. O kadar ki baban Akdeniz Oyunlarında yarışmak için Casablanca'da sen doğduğun sırada ve adın sırf o sebepten Blanka olsun. Bütün çocukluğun babanın antrenötlüğünde kortlarda geçsin. Büyük çocuklar çayır çimen koşar, çitlerin üstünden atlarken sen iki küsur metreleri zorla. Çalışmanın sonucunu al ve daha 16 yaşında profesyonel ol. Artık 1.93'lük boya da ulaştığına göre, 18 yarıştan 17'sini kazandığına göre, daha 20'lerinin başlarında 21 senedir kırılamayan 2.10cm'lik rekoru kırması beklenen tek sporcu olarak görüldüğüne göre değme benim keyfime. Ama olur mu? Bu kadarı masallarda bile olmuyor, kötü cadı gelip kıpkırmızı elmayı güzel prensesimize yedirmeden rahat etmiyor. -bu kelimeyi kullanmaktan şu an nefret ediyor olsam da- çıplak fotoğrafların internet alemine salıverilsin. Ardından Pekin olimpiyatlarında gelen ikincilik, ardından Golden League'de kaçan Jackpot fırsatı pek çokları tarafından 'şımaran Blanka'ya ders olsun' şeklinde karşılansa da fotoğrafları duyanların suratları cadının kızaran elmasına dönsün Peki neydi Vlasiç? Biyonik. O zaman sizce naptı? Zor olsa da unuttu, RTE'yi dinledi, durmadı, yola devam etti. 2009'da Berlin'de Dünya Şampiyonası'nda boynuna altın renkli bir kolye daha taktı. Kızaran elmaları moraran patlıcanlara çevirdi.
 

Sıra geldi üçüncü, son ve benim en sevdiğim örneğimize. Clijsters. Daha 16 yaşındayken dünyanın en iyi tenisçileri sıralamasında ilk 100'e girdi. 2005 yılında sadece 22 yaşında dünyanın bir numarası oldu(ki öncesinde bunu başarabilen bir Belçika'lı söz konusu bile olmamıştı). Sakatlıklar yaşamasına rağmen dünya sıramalasında dördüncüyken tam da benim 20. yaşımı kutladığım gün sabah 6.00 sularında ünlü basketbolcu Brian Lynch ile evlenerek "evimin kadını çocuklarımın anası olacağım" dedi ve tenisi bıraktı. Ardından eski şampiyon tenisçi ve milli futbolcu babası Lei Clijsters'i kanser nedeniyle kaybetti. Babasını çok seven ve onu çok özlediğini her fırsatta dile getiren kızımız bir seferlik tanıtım maçı için korta çıktı. O an nolduysa oldu ve tenisi de çok özlediğini farkedip "Müjdemi isterim" dedi. İki buçuk yıl, bir evlilik, bir bebek ve bir vefatın ardından o müjde geldi. Katıldığı son ve kazandığı ilk ve tek grandslam turnuvası olan Amerikan Açık için Wildcard denilen özel bir davet alınca icabet etmeden durmadı ama kupayı da isterim diye tutturup dediğini de yaptı. Sırf şu fotoğraf için kızı Jada'nın uyku saatini değiştiren Kim, yer almadığı dünya klasmanında birden 19.luğa yükselerek tarihin en hızlı çıkışını yaptı ve biyonik tanımımıza son noktayı koydu.

İşte kadın olmak, işte biyonik olmak... Bence zaten ikisi de aşağı yukarı aynı şeyler.

 

Editör / Yazar : Asuman Çakıroğlu
Kategori : Ekstrem Sporlar
Tarih : 04.10.2009 11:49:41

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
cc50 (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Asuman Çakıroğlu - Diğer 10 Yazısı

Burkum Burkum Adam
Azıcık moral bozukluğu yaşıyor ve bunu basamak basamak artırmak istiyor ve hatta şu ara azıcık ilgi çekmeye ihtiyacım var ama nasıl melankolik olurum diyorsanız. İşte size 1 adımda nasıl depresyona girerim rehberi. Bir Damien Rice albümü edinin ve dinleyin.
O Geliyor... Samsung Galaxy Nexus!
O kadar zaman oldu telefon işindeyiz daha kimseye bir faydamız olmadı doğru dürüst. Artık pamuk elleri bu konuda klavyeye uzatmakta fayda var. Her ne kadar gönlümün kıymetlisi ömrü hayatımı çürüten iPhone olsa da bu sefer başka bir telefonla ilgili yazıvereceğim.
Aşkın Sırdan Hali...
Kısa kesiyorum, oyun güzel, oyunculuk güzel, dekor güzel. Tek kötü şey şu Cevahir sahnesi. O salona alternatif üretilene kadar pes etmeden yazacağım. Kim kaale alır bilinmez. Neyse özetle bir değişiklik yapayım tiyatroya gideyim derseniz bu oyuna gidin, memnun kalın, bana teşekkür edin. Şimdi gidin...
Ve hep birlikte SOL'dan çıksalar!...
Daha diyecegim cok sey var aslen ama yaziktir, gunahtir diyor icimdeki yurdum insani. Bu sebeple yaziyi da ozet tutuyorum. Sadece gitsem mi acaba diye dusunen varsa onlara sunu diyorum: “Asla ve kat’a”....
YOL'unu bul!
Asıl mesele gezmek değil yeğen, gezgin olmak ve yolu yaşamak. Çünkü filmde Daniel’ın dediği gibi “You don’t choose a life. You live one”
İçmenin Oktoberfest Hali...
Özetle mutlaka bir kere gidin. Euro Youth Hostel’de kalın. Sabah erken gidin. Akşama kadar takılın. Hostele dönün. Barda devam edin. Barmenlerle iyi anlaşın. İçin çok için zira gençsiniz ve bir daha olamayacaksınız.
Portakal Rengi Gün Işığı..
Onun yerine ajandamızın “izle!” kısmına girmeye hak kazanmış bir “düşüncelilik” filminden bahsedeyim bu yazımda. Filmimizin adı “oranges and sunshine”.
En Pirenses Konserler!...
Yavaştan tıngırdayan müzikler eşliğinde kadın seslerini sevdiğim yaştayım... Arkalarda bir yerlerde bir piyano, bir gitar, mümkünse flüt filan gibi bir şeyler essin hafif hafif...
Maçın Adı: Türkiye
2010 sen ne güzel senesin. FIBA sen ne yücesin demek istiyorum öncelikle. Bizlere muhteşem ötesi günler yaşatan, maçlar izleten Basketbol Federasyonu'muzu da ayrıca öpüyorum buradan.
Yiğidim Aslanım U2'm
“I still haven't found what i'm looking for
Varacağım Yer Hvar!...
Arkadaş! Bu yaz “bacak” yapmış!... Kızlarımız giymişler minilerini ve ultra süper yüksek topuklarını geziyorlar etrafta. Bünye bunları düşünmeyip Converse’e alternatif sadece babet götürdüyse yanında azıcık mahçup oluyor haliyle.





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası