çentik









Bomonti Fransız Fakirhanesi

Çok kişi, yaşadığı kenti az tanır. Işten, güçten gezmeye vakit bulamayanlar, tatillerde ya evlerinde kafalarını dinlemekte ya da alıştıkları düzenden uzaklara kaçıp gitmekte çareyi bulur. Zaman akıp giderken, yani başmızdaki güzelliklerden, zenginliklerden mahrum bırakırız kendimizi. İstanbul ki, dünyanın en eski şehirlerinden biri, medeniyetler beşiği, imparatorluklar başkentidir.  Neler görmüş geçirmiş, içinde neler yaşanmış, bir kendi bir de onu gezmeye, onun hakkında okuyarak bir şeyler öğrenmeye doyamayanlar bilir. Ben de artik o meraklılardan biriyim. Biliyorum yolun çok başındayım ama elimde kitabım yollara düşmek, yürümek yürümek yürümek, görmek, koklamak ve yeni (aslinda eski!) lezzetleri tadmak artik benim icin kaçınılmaz. İstanbul ile başlayan bu hikaye  nerelere uzanır bilemiyorum. Kim bilir belki bu macera, başka şehirlere, ülkelere de atlar ve devam eder. Sonuçta amaç, hayatın hiç bitmeyecek koşuşturmacası içinde olabildiğince kaçamaklar yapmak. Çünkü esas olan, ilerde hatırlanacak olan bu kaçamaklar gibime geliyor. 

 
Bomonti
 
Bomonti, adını her duyduğumda bende merak uyandıran İstanbul’un en eski semtlerinden biri. İstanbul'un Şişli ilçesine bağlı bu semt, ismini 1902 yılında İsviçreli Bomonti Kardeşler tarafından kurulan Bomonti Bira Fabrikası'ndan almış. Esasında İsviçreli Bomonti kardeşler tarafından 1890 senesinde Feriköy'de kurulan fabrika, 1902 yılında işletmelerini bu gün İstanbul Tekel Bira Fabrikası, eski adıyla Bomonti Bira Fabrikasının bulunduğu yere nakletmiş. 1930-1950’li yıllarda Bomonti Bira Bahçesi olarak İstanbulluların hizmetine açılmış bu mekan, 1938 yılında Tekel'e geçmiş. 1991 yılında ise, üretim durdurulmuş ve boşaltılmıştır. Bugün terkedilmiş bir görüntüsü olan fabrikanın, Şişli Belediyesi tarafından kültür merkezine dönüştürülmesi planlanıyormuş. Bu çok enteresan yapının hemen karşısında, Silahşör Caddesi’nin diğer tarafında Bomonti Fransiz Fakirhanesi bulunuyor. Yüksek duvarla çevrili, bu beş katlı bina yanından geçenlerde merak uyandırıyor ama içine girmezseniz, hakkında bilgi edinmeniz pek mümkün olmuyor.  
 
 
Fransız Fakirhanesi
 
2 Mayıs Cumartesi günü, British Community Council’a bağlı Speech Bubbles tiyatro topluluğu ile Fransız Fakirhanesi'nin yılda bir düzenlediği kermeslerine katılma, bu merak uyandıran yerle tanışma, orda çalışma, eğlenme ve işe yarama fırsatı buldum. Okulumun bitmesi ve bir türlü vazgeçemediğim kulübümün sekteye uğraması dolayısıyla bir süredir uzak kaldığım toplumsal duyarlılık projelerine geri dönüş yapmış oldum. Yengemin onlardan 'Little Sisters of the Poor' diye sürekli bahsettiğini, onları ziyarete gittiğini, elinden gelen yardımları esirgemediğini biliyordum ama kendilerini bu kermese kadar tanımıyordum.
 
Little Sisters of the Poor
 
Little Sisters of the Poor, Katolik mezhebinden olan kadınlar topluluğuymuş. 19 y.y.da Jeanne Jugan tarafindan Fransa, Rennes civarında şekillenen topluluk; yoksul, ihtiyaç sahibi, sokakta yaşayan yaşlılara yardım eli uzatmak için bir araya gelmiş. Günün birinde kendi evine bir yaşlıyı kabul eden Jugan, 1843 yılından itibaren daha çok insana yardım edebilmek için önce Fransa'nın farklı şehirlerinde, daha sonra farklı ülkelerde huzurevleri kurulmasına ön ayak olmuş. Bugün Tayvan, Hindistan gibi ülkeler dahil 31 ülkede evleri mevcut, ihtiyaç sahiplerine yardim ediyor. Bomonti Fakirhanesi'nde sorumluluk alan kişiler, adı üstünde Little Sisters of the Poor. Çesitli dini isimlerle beraber telaffuz edilen Sister kelimesi, burada hemşirelik, ablalık, kardeşlik görevlerini üstlenmiş rahibelerin adlandırılma sekli.
 
 
Sabah 9'dan aksam 5'e kadar süren kermeste yapılmaya çalışılan şey, burada yaşayan insanlara katkı sağlamak için para toplamak elbette, ama eğlenmek, yiyip içmek, dans etmek ve mutlu olmakta en az para kadar önemli. Dolayısıyla birçok atraksiyon önceden planlanmıştı. Mesela hem yaşlıların yüzünü güldürmek, hem onlar için oraya toplanan insanları eğlendirmek için "Yabancı Değiliz" grubu sahne aldı. Bizi eğlendirdi ama mekânın sakinlerini coşturdu desem yalan olmaz sanıyorum... 
 
 
 
Müzik dışında, akşam saatlerinde çekilecek tombalanın biletleri gün boyunca satılmaya çalışıldı. Para kazanmak için, yeni ve kullanılmış kıyafetlerden el işlerine, oyuncak, kitap, dvd ve akla gelebilecek her şey birçok masada satışa sunuldu. Fransız fakirhanesinin sakinleri kendi masalarının başında durup, çalışmanın tadını çıkardı. Yemek bölümünde ise, sıcak yemek çeşitlerinden tatlılara acayip bol çeşit vardı. En çok prim yapan yemek masalarından biri olan masamız, bir otel sponsorluğunda olunca aperatiflerden, sıcak yemek seçeneklerine, tatlılardan şekerlemelere şov yaptık diyebilirim. Müzik grubunun sahnesi yanı başımızda da olunca, atraksiyonun merkezindeydik gün boyunca. 
 
 
 
Ben çok eğlendim, mutlu oldum, huzur duydum. Umuyorum yaşlı demeye kimsenin dilinin varmayacağını düşündüğüm fakirhane sakinleri de çok iyi zaman geçirmiş, toplanan para dişe dokunur bir miktara ulaşmıştır.
 
 

Editör / Yazar : Gözde Otman
Kategori : Köşe Yazıları
Tarih : 03.06.2009 18:04:49

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

mehmet sinan sert yazdı
:) Gülümseyerek okudum.Ancak biraz daha Rahibelerin oradaki yaşamından ve bu insanlar için yaptıkları fedakarlıktan da bahsetmiş olsaydın inan çok daha büyük bir mutluluk duyacaktım.Herşey için teşekkür ederim.Ve yazınız için eleştiri sayılmasın lütfen bu.:)

Dr. Behzat Mermutlu yazdı
/ sene önce vefat eden eşimin anısı için son 2 senedir 1 nisan günü bu güzel mekanı ziyaret etme fırsatı buldum.İtiraf etmeliyim ki,yönetim (İdareciler),hizmet alan (Orada bakım görenler)ve hizmet verenlerden(Rahibeler) meydana gelmiş olan bu üçlü oluşumun bu kadar uymlu ve ahenkli ve başarılı çalışmalarının her türlü övgüye layık olduğundan hiç şüphem yok.Bu huzur ortamını herkesin görmesini ve bundan ders çıkarmasını candan diliyorum.Özellikle,buna benzer diğer kuruluşların tam kadro ile gelip görmelerinde çok yarar görürüm.Her şey için teşekkürler...


Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
85bc (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Gözde Otman - Diğer 4 Yazısı

Halikarnassos: Bodrum Bodrum
Bütün bu zevklerime, uzun zamandır eklemek istediğim başka bir keyif daha oldu bu sene. Yarımada'yı daha yakından tanımak adına, Bodrum'un müzelerini gezmek... Bodrum Müzeleri arasında neler neler yok ki? Bodrum Kalesi'nde bulunan Bodrum Sualtı Müzesi, Maussellelion, Zeki Müren Müzesi sadece bunlardan bir kaçı...
İlk Belediye: 6. Belediye Dairesi
Bir bugünkü Beyoğlu'nu düşünüyorum, bir de eski Beyoğlu'nu. O sokakların elektrikten yoksun olduğunu, elimde gaz lambası hava kararmadan gideceğim yere ulaşmaya çalıştığımı, temizlik olmadığını hatta adıyla sanıyla numarasıyla sokakların bile olmadığını... Hayal edemiyorum...
Haliç Manzaralı Minyatür Odalar
M.Ö. 333'den İskender'in Kuşatma Çadırı, 1850lerden Fransız Taşra Yatak Odası, 1700lerden Japon Çiftlik Evi Mutfağı, XVII. Yüzyıl Korsan Kaptanın Kamarası gibi birbirinden oldukça farklı ve alâkasız konular. Ufacık kutuların içine sığdırılmış bu bambaşka dünyalar...
İstanbul'un Arka Bahçesi: Polonezköy
Bomonti Fransız Fakirhanesi





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası