Constantinopolis'ten sesleniyorum sana
Beni dışına püskürtmeye çalıştıkça, surlarını omuzladığım bir vilayetten, İslambol'dan, Nova Roma'dan, Dersaadet'ten, Constantinopolis'ten sesleniyorum sana...

Hiçbir metrekaresi, sana sarılmaya imkan vermeyen, bir şehirden sesleniyorum sana.
Belediyenin, seni düşünmediğim yerlerini, iskâna açmadığı bir kentten! İstanbul'dan...
Sesimin, korna seslerine karıştığı bir şehirden, duymazsan anlarım.
Bir telaşın vardır muhakkak, telaşların şehrinden sesleniyorum sana...
Beni dışına püskürtmeye çalıştıkça, surlarını omuzladığım bir vilayetten, İslambol'dan, Nova Roma'dan, Dersaadet'ten, Constantinopolis'ten sesleniyorum sana.
Sesimi duymazsan anlarım, onca sesin arasında! Boşa atılmış bir ok sayarım bu 'selamı' İstanbul'un fethi sırasında...
Herkes Ulubatlı olacak değil ya, dikemediysem bayrağı gönlünün ortasına, takıp mataramı boynuma, bir nefer olurum, yeniçeri arasında…
Kalabalıklarında kaybolduğum bir şehirden sesleniyorum sana;
Madam Feri'nin Feriköy'ünden, suyun halka taksim edildiği, Taksim'den, Sultan Abdülmecit'in yeni bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu, Teşvikiye'den sesleniyorum sana…
Beni bulmazsan, anlarım.
Adamlıkları; kravatları, gömlekleri ve ceketleriyle sınırlı adamların şehrinden sesleniyorum, dürüstlüğün, hakkaniyetin, etiğin, kitaplarımızda yazılı olduğu, ama hayatlarımızda pek olamadığı bir şehirden.
Yağmurlu bir akşamdan, serin bir sabahtan, susuz bir yazdan(n.c) sesleniyorum sana.
Elektrik süpürgesi açıksa, ezan okuyorsa, ya da ne bileyim, bir müzik çalar varsa kulağında ve karanlığa karıştıysa sesim, ıskaladıysan beni, anlarım…
Sana yokuşlarından yorulduğum, yedi tepeli bir şehirden sesleniyorum, bir kuytuda oturmuş; geçen zaman için esefleniyor, emanet beden için, nefesleniyorum.
Soluğumu duymazsan, anlarım.
Bunlar güzel zamanlardı diyeceğim, düşündüğümde. Güzel insanlardı tanıdıklarım, az olsalar da on beş milyonun içinde, kalabalığa aldırmaz yine seni bulurdum diyeceğim, bir on beş milyon daha katsalar, bu şehrin içine.
Büyük laflar edeceğim yani, yine…
Hiçbir metrekaresi sana sarılmaya müsait olmayan bir şehirden sesleniyorum sana:
Dört tarafı; yerli, yabancı, yalancı gözlerle çevrili bir şehirden.
Kollarını açsan, anlardım.
Belediyenin, seni düşünmediğim yerlerini, iskâna açmadığı bir kentten! İstanbul'dan...
Sesimin, korna seslerine karıştığı bir şehirden, duymazsan anlarım.
Bir telaşın vardır muhakkak, telaşların şehrinden sesleniyorum sana...
Beni dışına püskürtmeye çalıştıkça, surlarını omuzladığım bir vilayetten, İslambol'dan, Nova Roma'dan, Dersaadet'ten, Constantinopolis'ten sesleniyorum sana.
Sesimi duymazsan anlarım, onca sesin arasında! Boşa atılmış bir ok sayarım bu 'selamı' İstanbul'un fethi sırasında...
Herkes Ulubatlı olacak değil ya, dikemediysem bayrağı gönlünün ortasına, takıp mataramı boynuma, bir nefer olurum, yeniçeri arasında…
Kalabalıklarında kaybolduğum bir şehirden sesleniyorum sana;
Madam Feri'nin Feriköy'ünden, suyun halka taksim edildiği, Taksim'den, Sultan Abdülmecit'in yeni bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu, Teşvikiye'den sesleniyorum sana…
Beni bulmazsan, anlarım.
Adamlıkları; kravatları, gömlekleri ve ceketleriyle sınırlı adamların şehrinden sesleniyorum, dürüstlüğün, hakkaniyetin, etiğin, kitaplarımızda yazılı olduğu, ama hayatlarımızda pek olamadığı bir şehirden.
Yağmurlu bir akşamdan, serin bir sabahtan, susuz bir yazdan(n.c) sesleniyorum sana.
Elektrik süpürgesi açıksa, ezan okuyorsa, ya da ne bileyim, bir müzik çalar varsa kulağında ve karanlığa karıştıysa sesim, ıskaladıysan beni, anlarım…
Sana yokuşlarından yorulduğum, yedi tepeli bir şehirden sesleniyorum, bir kuytuda oturmuş; geçen zaman için esefleniyor, emanet beden için, nefesleniyorum.
Soluğumu duymazsan, anlarım.
Bunlar güzel zamanlardı diyeceğim, düşündüğümde. Güzel insanlardı tanıdıklarım, az olsalar da on beş milyonun içinde, kalabalığa aldırmaz yine seni bulurdum diyeceğim, bir on beş milyon daha katsalar, bu şehrin içine.
Büyük laflar edeceğim yani, yine…
Hiçbir metrekaresi sana sarılmaya müsait olmayan bir şehirden sesleniyorum sana:
Dört tarafı; yerli, yabancı, yalancı gözlerle çevrili bir şehirden.
Kollarını açsan, anlardım.
![]() |
Editör / Yazar :
Ümit Buget Kategori : Köşe Yazıları Tarih : 27.07.2009 02:02:43 Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|
Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.






















