Depremin ertesi: 18 Ağustos
17 ağustos depreminin 10. yıl dönümünü yaşarken hâlâ değişmeyen zihniyetlere mi yoksa kaybedilen insanlara mı ağlamak gerekiyor bilmiyorum. Kolonların altından çıkarılan insanlar yaşadıkları 10 yıla şükredemeden devletin fütursuzca deprem sonrası verdikleri konutları bürokratlara tahsis etmek için boşaltmalarını istemeleri onlara acılarını unutturacak cinstendi.

Vicdanlarımızın da çöktüğü günün 10.yıl dönümü
Hangi cümleyi kursam da acılarını en doğru şekilde anlatsam diye düşünürken yazmaya başladığım da anladım ki yaşanmadan, içine o acının tohumları düşmeden yeterli cümleyi kuramıyor insan...
17 ağustos depreminin 10. yıl dönümünü yaşarken hâlâ değişmeyen zihniyetlere mi yoksa kaybedilen insanlara mı ağlamak gerekiyor bilmiyorum. Kolonların altından çıkarılan insanlar yaşadıkları 10 yıla şükredemeden devletin fütursuzca deprem sonrası verdikleri konutları bürokratlara tahsis etmek için boşaltmalarını istemeleri onlara acılarını unutturacak cinstendi. Yeniden kurmaya çalıştıkları hayatlarını hiçe sayıp birilerinin rahatı için şimdi de evlerinden oluyorlardı.
Oysa baştan beri bilmelilerdi onları kurtaran devlet elbet bu iyiliğinin karşılığını ödetecekti onlara. Hiçbir iyilik karşılıksız kalmıyordu ne de olsa. E tabi büyüklerimizin rahatları çok daha önemliydi, 10 yıldır hayata tutunmaya çalışan insanların yanında. Devletimiz yıllardır yaşamalarına izin verdiği için şükretmeleri gerekiyordu ne de olsa. Aman Allah zeval vermesin devletimize! Televizyonda izlerken bu haberi ilk önce algılamakta zorluk çektim. Bu kadar ucuz bu kadar vicdan yoksunu olamazdı bu kararı verenler. Çıkartılan ailelerin her bir köşesinde acılarını yaşadıkarı o evlerde o insanların seslerine nasıl tıkayacaklar kulaklarını, nasıl rahatça çocuklarına anlatacaklar ahlaki değerleri bilemiyorum. Nasıl geldik bu hale kırmızı koltuklara oturunca acaba içine mi çöktü vicdanlarımız? Yapılan hatalardan ders çıkarıp yeni önlemler alınması gerek miyomuydu, insanların acılarına az da olsa saygı duyup onları hayata kazandırmak gerekmiyor muydu, acıyı onlar kadar hissedemesekte; içten, sessizce yanlarında olmak gerekmiyor muydu?
Vicdan denen olgunun anlamını acaba başından beri yanlış mı biliyorduk? Bunları görünce anladım ki, bizi diğer canlılardan ayıran en önemli özelik sadece düşünebiliyor olmamız değil, ete kemiğe bürünen vücutlarımızın içine koyduğumuz vicdanlarımızdı belki de…
Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
| Yorumlar |
| Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır. |
|