çentik









Diyarbakır Ergani Dereboyu İlköğretim Okulu

Okulun bahçesinden arabayla girişimizde kendimi çok önemli biri gibi hissettim. İstanbul'dan biri geliyordu adı Beyza. Belli ki büyük bir heyecanla beklenmiştim. Kimdim ve ne kadar önemliydim, oysa birbirimizden hiç farkımız olmadığını hatta belki de daha şanslı olduklarını söylemeliydim, söyledim de bir ara…

 

Korkuların aslında bizim düşüncelerimizde olduğunu bir kez daha görerek. Gidip görmek ve ne kadar güzel, korkusuz yaşadıklarına şahit olmak gerekiyordu.

 
Dışarıda hafiften yağmur yağıyor ve her yağmur yağdığında aklıma okulun bahçesinde çocuklarla kutu kutu pense oynamam geliyorsa bu yazıyı yazmak için neden bu kadar beklediğime anlam veremiyorum. Belki de şu an olduğu gibi yağmurun yağmasını bekledim. Yağmurun o günü hatırlatmasını… Belki de korktum. O anıların tam olarak yazıya dökülememesinden korktum. Anlatamadıklarımdan özür dileyerek…
 
Aslında her şey bir eğitimdeki tanışma oyununda eş olduğum kişinin “Yapmaktan en çok hoşlandığın şey nedir?” diye sormasıyla ve kendisinin bu soruya “Diyarbakır’da yaşamak” diye cevap vermesiyle başladı. O an, yıllardır dostmuşuz gibi başlayan konuşma, hayallerimi ve heyecanımı gören arkadaşımın; “Madem öyle o zaman bu bayram Diyarbakır’a bekleriz!” demesine kadar vardı. “Ama nasıl olur?” gitgellerini yaşarken ve aklımdan geçen birçok soru içinde o an aslında sadece bir şey vardı aklımda! İlkokul sıralarında otururken “Ben burada otururken başka sıralarda kimler oturuyor, neler oluyor, keşke doğuda bir yerlerde öğretmen olsam!” hayallerimin olması ihtimali... Şimdi ise çocukluktan beri hayalini kurduğum o uzaklardaki köy okulunda olabilme, çocuklarla tanışabilme, yaşam şartlarını görebilme, onlarla birlikte ders yapabilme, köylerini gezebilme, her şeyden de öte o anları ve anıları biriktirebilme ihtimaline çok yakındım. Gitme isteğim; bu daveti apar topar kabul etmeye, kısa sürede ucuz uçak bileti bulmak için yoğun çaba harcamama ve birçok engeli aşma gayreti göstermeme sebep olsa bile. Gittim, gidene kadarki heyecanı ve yaşadığım duyguları anlatamadıklarım arasına koyarak...
 
Büyük güne hazırlık…
 
2007 Bayram tatili başlamadan bir gün önce orada olacaktım. Okulda çocuklarla olabileceğim sadece bir günüm vardı ve çok iyi değerlendirilmeliydi. Her şey tüm detaylarıyla önceden düşünülmeliydi. Okulda kaç çocuk vardı? , Kaçı kız, kaçı erkekti? Nelerden hoşlanırlardı? Hediyeler neler olmalıydı ve ne renklerden oluşmalıydı? , Hem kızlara hem de erkeklere hitap etmeliydi? Biraz da fazla olmalıydı, ki kimse unutulmamalıydı? Hediye paketleri nasıl olmalıydı? Tüm bunlarla birlikte biraz da emek olmalıydı. Kendimizde bir şeyler yapıp içine koymalıydık paketlerin... Akla gelebilecek tüm detaylar düşünülmeliydi. Uzun uzun konuşmaların ardından arkadaşlarımla hediye almaya gittik tüm bunları düşünerek ve gülüşerek…
 
Beğendiğimiz modelleri bulmak, sayıları denk getirmek yorucu ve bir o kadar keyifli bir gün yaşattı şüphesiz. O yorgunluğun üzerine sıra renkli kâğıtlarla paket yapmaya günün yorgunluğunu geçirmeye gelmişti. Evde yeğenlerim ile onların yaşıtları arkadaşlarına hediyelerini hazırladık, paketledik ve bol bol konuştuk. Onların da o heyecana ortak olmalarını istercesine…
 
 
Diyarbakır, Hasankeyf, Mardin, Midyat…
 
Uçaktan iner inmez ki karşılanma ve ağırlanma, misafir edilişim, Gazi Köşkü’nde sıra gecesi, bayramlaşmalar, bayram dolayısıyla kapalı müzelere, kiliselere bile girişimiz, Diyarbakır-Hasankeyf- Mardin- Midyat gezilerimiz, her şehirde oralarda yaşayan arkadaşlarımın ev ev kimin yaşadığına kadar herşeyi anlatmaları, farklı etnik kökenlerin müthiş bir uyum içinde yaşadığını görüşüm ve daha nicesini yine anlatamadıklarıma atıfta bulunarak burada bırakacağım.  Yaşadıklarım ise bambaşka yazılar yazdırır ama bu bir hayalin gerçek olma yazısı sade…
 
 
Çocuklarla Buluşma…
 
 
Okulun bahçesinden arabayla girişimizde kendimi çok önemli biri gibi hissettim. İstanbul’dan biri geliyordu adı Beyza. Belli ki büyük bir heyecanla beklenmiştim. Kimdim ve ne kadar önemliydim, oysa birbirimizden hiç farkımız olmadığını hatta belki de daha şanslı olduklarını söylemeliydim, söyledim de bir ara…. İlk önce tedirginlik ve ürkek bakışlarla karşılansam da zamanla çocukların yüzlerinde tatlı gülümsemeler belirdi. Okuldaki diğer üç öğretmenin karşılaması ve yapılan hazırlıklar bayramı bana erken getirmişti. Biraz öğretmenlerle oturmak ve konuşmak heyecanımı az da olsa dindirmişti. Okul zili çaldığında ise önce öğretmenlerin derslerine girecek ardından da o gün gelemeyen bir öğretmenin dersine tek başıma girecektim. Beklenen an… Derse girip çocuklarla tanışmaya başlamak, fotoğraflarını çekmek, özenle hediyelerini açarkenki bakışlarını ve davranışlarını görmek şu an gözümde canlanıyor,dün gibi. Paketleri yırtmak istememeleri, kiminin paketi açmaya kıyamaması, kiminin içinden çıkanları incelemesi, birbirlerinin hediyelerine yan gözle bakmaları... Her bir an duygularımı saklamamı oldukça zorlaştırmıştı. Çok duygusal olduğumu hesaba katarsak, güçlü bile durmuştum!
 
 
Teneffüs araları, sorulan sorular, birlikte çekilen fotoğraflar ve anlar… Sıra ders anlatmaya geldiğinde ısınmak için önce bahçeye çıkıp oyun oynadık, çiseleyen yağmurun altında. Rüya gibi anlardı hepimiz için biliyorum. Hepimiz büyülenmiştik, elele tutuşmaktan, toprağın kokusundan, yağmurun yağışından, sonra koşa koşa sınıfa girişimizden. Çıt çıkmıyordu resmen. Şaşırmıştım çünkü ağzımdan çıkacak kelimeleri hiç kaçırmadan dinleyecek bir grup vardı karşımda. Belki onlar da şaşkındı ben gibi. Türkçe dersiydi. Fobilerle yaşamakla ilgili bir konuydu. Agorafobi vb. fobi türleri de hikaye içinde geçiyordu, ben de hikayeyi okurken onlarla birçok şeyi öğreniyordum. Korkuların aslında bizim düşüncelerimizde olduğunu bir kez daha görerek. Gidip görmek ve ne kadar güzel, korkusuz yaşadıklarına şahit olmak gerekiyordu. En keyif aldığım an ise bahçede öğretmenlerle konuşurken başka bir öğretmenleri yüksekten korktuğunu söylediğinde “Öğretmenim o zaman agorafobiniz var!” demeleriydi. En hızlı geribildirimdi aldığım. Onlardan aldığım birçok şeyin yanında… Daha sonra mektuplar takip etti aldıklarımı, resimler, telefon görüşmeleri… Bu geçen sürede hep biriktirdim anıları, hayalimi gerçekleştirmekle birlikte…
 
 
Sizin de böyle bir hayaliniz varsa benden daha şanslısınız çünkü sizi bekleyen bir okul var! Diyarbakır Ergani Dereboyu İlköğretim Okulu.
 
 
 
 
 
 

Editör / Yazar : Beyza Tiryaki
Kategori : Hayatın İçinden
Tarih : 18.10.2009 15:35:15

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

bahar ergül yazdı
Empati kurdum okurken.. Yaşadıklarını yaşattın bana da.. Duygulandım hüzünlendim heyecanlandım eğlendim ve bir o kadarda merak ettim.. Sanırım içime bir kıvılcım düşürdün bu güzel yazı ile. Şimdi biliyorum ki gerçekten Diyarbakır-Hasankeyf- Mardin- Midyat oraları ve daha nice o güzel yerleri görmek istiyorum.. Yüreğine sağlık arkadaşım..

derya ince yazdı
bambaşka bir dünyaya götürdün beni.bambaşka hislere.o kadar doğal ve gerçekçi anlatmışsın ki..bir öğretmen adayı olarak şuan oraya gidip ders vermeyi o kadar istiyorum ki.güzel yüreğin, emeğin ve duyarlılığın için tebrik ediyorum seni

m.ali mutlu yazdı
benim eski okulum şimdi çok güzel olmuş

ecevit çakar yazdı
bir DEREBOYU KÜYLÜSÜ olarak emegine ve yüreğine sağlık iyikide sizin gibi hocalar var allahın selameti başınızdan olsun

m.ali mutlu yazdı
yorumum alındığı için teşekkür ederim bende asker abilerle yaptık asker abilere teşekkür ederim

burak yelken yazdı
beyzacım yüreğine sağlık.

hasan güler yazdı
Çok anlamlı bir gezi ve güzel bir yazı; okurken, resimleri incelerken aklıma kardeşim geldi; kendisi de Türkiye'nin bir ucunda Iğdır'da öğretmen; zor da olsa onu ziyaret etme, çocuklarla öğrencilerle vakit geçirme, çevreyi düşüncelerini görme tanıma isteği uyandı. Umarım günün birinde... Teşekkürler...


Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
88f2 (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Beyza Tiryaki - Diğer 5 Yazısı

Dolmuş ile Yunanistan'a Gitmek…
Yıl 2009, aylardan Ağustos ve Beyza Tiryaki Atina'dan bildiriyor.
2009'a CHENTİCK atmak…
Tüm bunlara ve daha çoklarına sahipseniz; bu yıl mutluydum gelecek yıldan da umutluyum diyebiliyorsanız, sımsıkı sarılıyorsanız hayata kutlayın işte onu...
Diyarbakır Ergani Dereboyu İlköğretim Okulu
Okulun bahçesinden arabayla girişimizde kendimi çok önemli biri gibi hissettim. İstanbul'dan biri geliyordu adı Beyza. Belli ki büyük bir heyecanla beklenmiştim. Kimdim ve ne kadar önemliydim, oysa birbirimizden hiç farkımız olmadığını hatta belki de daha şanslı olduklarını söylemeliydim, söyledim de bir ara…
Eylül'de Edirne…
Şehir turunuza Edirne Müzesi'ni gezerek başlayabilir, bahçesindeki eski mezar taşlarını görerek tamamlayabilirsiniz. Müzenin hemen karşısında UNESCO Dünya Mirası ön listesinde yer alan Mimar Sinan'ın 80 yaşında yaptığı, ustalık eseri Selimiye Cami tüm ihtişamıyla karşınızda durmakta.
Sapanca - Kırkpınar - Maşukiye
Kırkpınar, küçük bir kasaba olmasına rağmen ağaçlıklı yolları, parkları, cafeleri ve insanlarıyla kendinizi Avrupa sokaklarında yürüyormuş gibi hissetmenizi sağlayacak. Göl kenarındaki tesisler, iskeleler, suda yüzen ördekler , nilüferler üzerinde birbiriyle seranat yapan kurbağalar ise size güzel bir hafta sonu geçireceğinizin müjdesini verecekler...
Cumalıkızık Köyü
Hayatın çok üzerine geldiğini düşündüğün anlarda kaçıp gitmek istersin bir yerlere… Kendinden bile uzak bir yerlere… İşte o zaman ilk baktığın şey “ yakın yerler





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası