çentik









En Pirenses Konserler!...

Yavaştan tıngırdayan müzikler eşliğinde kadın seslerini sevdiğim yaştayım... Arkalarda bir yerlerde bir piyano, bir gitar, mümkünse flüt filan gibi bir şeyler essin hafif hafif...

  

 

Yavaştan tıngırdayan müzikler eşliğinde kadın seslerini sevdiğim yaştayım... Arkalarda bir yerlerde bir piyano, bir gitar, mümkünse flüt filan gibi bir şeyler essin hafif hafif. Zangır zangır cam titreten çığlıklar olmasına gerek yok ya da parmaklarda başlayan kıpırdanmaların kollardan devam edip vücuda çeşitli kıvrak hareketler yaptırdığı dans adı verilen aktiviteye dönmesine. Belki hafifçe sallanmak ve dudaklarda mırıldamalar.. Ama daha fazlası değil. Misal eşlik etmeye korkmak gerek. 
 
Peki yavaştan tıngırdayan müzikler eşliğinde kadın seslerini sevdiğin yaşta olduğun nasıl anlaşılır? Bu anlatılmaz yaşanır! Bir akşam blogların birinde fon müziğidir “Landslide”dır. “Can the child within my heart rise above?” der. Soru şarkının sonunda sizi kapar kaçar, sonra sizi kim nerede bulur onu bilemem. Şimdiki sorumuz ise, sizin bir yandan araştırmaya başladığınızı umduğum, kim söylermiş bunu sorusu(fotolardan tanımadıysanız tabi)? Ben şimdi internette aradığımda ilk 5 sayfada gelmedi yazımızın konusu olan isim, sonra da üşendim aramayı bıraktım. Ama siz okumayı bırakmayın diye yazıyorum: Stacey Kent. Evet, kendisinin hastasıyız. Bize sakin kadın vokal olgusunu kazandıran insandır, sonrasında hayranlığımız bilimum güzide şahsiyetle (şu an değil ilerleyen satırlarda bakınız vereceğim ki okumaya devam edin) genişlemiş olsa da Stacey Abla’nın bizde yeri ayrıdır.
 
 
Bayram değil seyran değil Asu bu yazıyı neden yazdı? Daha önce konserlere gelmiş Stacey ama o zamanlar tanımazdım. Geçen sene de geldi, o zaman tanışmışlığımız vardı. Lakin ha diyene kadar biletleri biten bir şahsiyet kendisi. Burada normal şartlar altında benim lanetimi alması gerekirdi, kıyamadım. O derece severim! Ama sevilen bir insan adeta bir pirenses (evet i ile) olduğumdan bu sene 23-24 Kasım 2011 tarihleri itibariyle İKSV Salon’da iki adet Stacey Kent konserimiz olacağı haberini aldım, dayanamadım, paylaşayım istedim. İşte sebep budur! Şimdi yavaştan albümler üzerinden en sevdiklerim listesini paylaşarak sizin yavaştan tıngırdayan müzikler eşliğinde kadın seslerini sevdiğin yaşa gelmenize katkım olsun istiyorum. 
 
En en en çok sevilen albüm ile başlıyorum: Breakfast On The Morning. Sabahın 7’si itibariyle bu yazıyor olmam da albümün hatırına olsun bari. Bu albümü seviyorum çünkü bir Lanslide var ki ilk duyuşta aşk yaşattığından unutulmaz. Bir diğer sebep ise “I Wish I Could Go Travelling Again”.  Hadi Landslide’ı sevmediniz, hadi Stacey Abla’yı sevmediniz ama bu şarkıyı sevmeme ihtimaliniz olamaz bence. Bu şarkı benden bütün tatile çıkamayanlara ve benle tatile çıkıp güzel anlar yaşamamı sağlayan herkese gelsin, zira “I Wish I Could Go Travelling Again”. Ve yine bu albümden “So Many Stars” seçilmezse ayıp edileceklerdendir. “Which one to choose/ Which way to go/ How can I tell/ How will I know” der ve seni senden alır, seni sana bırakmaz (aslında içimde gizliden bir arabesk yattığını da bu noktada anlamayan kalmamıştır sanırım).
 
 
Diğer bir sevdiğimiz albüm, Dreamsville. Buralarda dinlenecekler olanlardan “Isn’t It A Pity?” ya da “I’ve Got A Crush On You” sayılabilir. Söylemek istedikleri olup söyleyemeyenler ve “biz” olmak isteyip henüz olamayanlar varsa bunları dinlesinler sonra bakkala gidip raflardan bir şişe istesinler. 
 
Bu durumda  Raconte-moi albümüne geldiyse sıra şarkı da “Raconte-moi” olur. Bu albümde çok fazla yorum yapamadan seviyorum şarkıları, sözleri olmadan şu’su güzel demek zor oluyormuş onu anladım. Sonrasında daha “acemi” dönemlerine dönüp de “The Boy Next Door” albümüne bakıverirsek daha caz’ik etkiler görme şansına erişiyoruz. “Too Darn Hot” eğlencelik melodisi ile eskilere selam ederken ve “Say It Isn’t So” duymak istemediklerimizi bizi duvara çarpmak suretiyle belleten cinsten.
 
Bana kalsa bütün şarkıları tek tek yazarım hepsine de en az bir paragraf ayırırım ama çok sıkmadan konser öncesi, sırası ve sonrasında beraberce yorumlamayı diliyorum Stacey Kent’i. Artık yazının sonuna geldiğimi hissettirdiğim bu noktada diğer kadın vokallerimizden bahsedelim. Misal Naama Hillman diyelim, Cibelle diyelim, Lisa Ekdahl diyelim, Sia diyelim.. Burada kesip konserde görüşürüz diyelim ve  hafiften esen Stacey rüzgarlarıyla gidelim.
 

Editör / Yazar : Asuman Çakıroğlu
Kategori : Kültür & Sanat
Tarih : 19.07.2011 22:55:34

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

Seda Çetiner yazdı
Evet bende o yaşa gelmişim.. Ruhum dinliyor, teşekkürler tanıştırdığın için..


Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
0b2f (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Asuman Çakıroğlu - Diğer 10 Yazısı

Burkum Burkum Adam
Azıcık moral bozukluğu yaşıyor ve bunu basamak basamak artırmak istiyor ve hatta şu ara azıcık ilgi çekmeye ihtiyacım var ama nasıl melankolik olurum diyorsanız. İşte size 1 adımda nasıl depresyona girerim rehberi. Bir Damien Rice albümü edinin ve dinleyin.
O Geliyor... Samsung Galaxy Nexus!
O kadar zaman oldu telefon işindeyiz daha kimseye bir faydamız olmadı doğru dürüst. Artık pamuk elleri bu konuda klavyeye uzatmakta fayda var. Her ne kadar gönlümün kıymetlisi ömrü hayatımı çürüten iPhone olsa da bu sefer başka bir telefonla ilgili yazıvereceğim.
Aşkın Sırdan Hali...
Kısa kesiyorum, oyun güzel, oyunculuk güzel, dekor güzel. Tek kötü şey şu Cevahir sahnesi. O salona alternatif üretilene kadar pes etmeden yazacağım. Kim kaale alır bilinmez. Neyse özetle bir değişiklik yapayım tiyatroya gideyim derseniz bu oyuna gidin, memnun kalın, bana teşekkür edin. Şimdi gidin...
Ve hep birlikte SOL'dan çıksalar!...
Daha diyecegim cok sey var aslen ama yaziktir, gunahtir diyor icimdeki yurdum insani. Bu sebeple yaziyi da ozet tutuyorum. Sadece gitsem mi acaba diye dusunen varsa onlara sunu diyorum: “Asla ve kat’a”....
YOL'unu bul!
Asıl mesele gezmek değil yeğen, gezgin olmak ve yolu yaşamak. Çünkü filmde Daniel’ın dediği gibi “You don’t choose a life. You live one”
İçmenin Oktoberfest Hali...
Özetle mutlaka bir kere gidin. Euro Youth Hostel’de kalın. Sabah erken gidin. Akşama kadar takılın. Hostele dönün. Barda devam edin. Barmenlerle iyi anlaşın. İçin çok için zira gençsiniz ve bir daha olamayacaksınız.
Portakal Rengi Gün Işığı..
Onun yerine ajandamızın “izle!” kısmına girmeye hak kazanmış bir “düşüncelilik” filminden bahsedeyim bu yazımda. Filmimizin adı “oranges and sunshine”.
En Pirenses Konserler!...
Yavaştan tıngırdayan müzikler eşliğinde kadın seslerini sevdiğim yaştayım... Arkalarda bir yerlerde bir piyano, bir gitar, mümkünse flüt filan gibi bir şeyler essin hafif hafif...
Maçın Adı: Türkiye
2010 sen ne güzel senesin. FIBA sen ne yücesin demek istiyorum öncelikle. Bizlere muhteşem ötesi günler yaşatan, maçlar izleten Basketbol Federasyonu'muzu da ayrıca öpüyorum buradan.
Yiğidim Aslanım U2'm
“I still haven't found what i'm looking for
Varacağım Yer Hvar!...
Arkadaş! Bu yaz “bacak” yapmış!... Kızlarımız giymişler minilerini ve ultra süper yüksek topuklarını geziyorlar etrafta. Bünye bunları düşünmeyip Converse’e alternatif sadece babet götürdüyse yanında azıcık mahçup oluyor haliyle.





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası