Erguvan Kapısı
Bir dönemin gençleri hayatları pahasına sisteme direnmiş ve bu uğurda hayatlarını kaybetmişlerdir. Bildiğimizin ve gördüğümüzün dışında bu durumda olan o kadar çok insan ve ölüm vardır ki. O dönemleri görmüş ve hala hayatta olanlardan biridir Oya Baydar. Hala aynı duyarlılık ve özveriyle yazmaya devam etmektedir.

İnsanoğlu var olduğundan beri kendini tanıma , anlama ve hayatına yön verme çabası içinde olmuştur. Her insan hayatın belli dönemlerinde gelgitler yaşar ve hayatını anlamlı kılmak için ne yapması gerektiğini düşünür. Öyle ya da böyle her insanın bir hayat görüşü ve ideali vardır. Kimileri düşündükleri gibi yaşayabilmek uğruna hayatını kaybeder. Kimileri yaşadıkları yüzünden düşünmekten kaçar. Kimileriyse düşünemez bile.
Bu ülkede düşündüğü için yargılanan ve bu sebeple ölen insan sayısı oldukça fazladır. Bu topraklardan gitmek zorunda bırakılıp sürgünde ölenlerde olmuştur. Bir dönemin gençleri hayatları pahasına sisteme direnmiş ve bu uğurda hayatlarını kaybetmişlerdir. Bildiğimizin ve gördüğümüzün dışında bu durumda olan o kadar çok insan ve ölüm vardır ki. O dönemleri görmüş ve hala hayatta olanlardan biridir Oya Baydar. Hala aynı duyarlılık ve özveriyle yazmaya devam etmektedir.
Oya Baydar’ın Erguvan Kapısı adlı romanı bu ülkede gerçekleşmiş ve çoğumuzun bilmediği ya da bilmekten korktuğu, bildikçe kendine yabancılaştığı gerçekleri içermektedir. Aslında yazarın Sıcak Külleri Kaldı ve Erguvan Kapısı adlı romanları birbirini takip eden hikayeler içermektedir. Bu nedenle arka arkaya okumanızı tavsiye ederim.
Yazar her romanında olduğu gibi bu romanda da bizlere hayata karşı kör, sağır ve dilsiz kalmamız için tüm gerçekliğiyle yaşanmış bir dolu olayı romanlaştırmıştır. Erguvan Kapısı yıllar sonra çocukluğunu yaşadığı topraklara geri dönüp okuduğu şiirde geçen kapıyı bulmaya çalışan bir adamın ve onunla yolları kesişen bir dolu insanın hayatını anlatır. Okudukça kitabı elinizden bırakamayacaksınız. Yazar her zamanki gibi hayattan aldıklarını bir aşk örgüsü içinde resmetmiştir.
Türkiye ‘de bir dönem ne kadar çok ölüm orucu sebebiyle ölüm olduğunu öğrenecek ve insanlardaki inanç ve direniş gücüne şahit olacaksınız . Hayatın daha yaşanılır ve adil olması için insanlar kendi canları pahasına ölüme yatmışlardır.
Hangi dava insan ölümünü haklı kılar ? Hangi güç ölüme karşı bu kadar duyarsız olur? Hayatta var olma sebebimiz nedir? Okudukça kendi hayatınızı ve çevrenizde olup bitenleri bir kez daha düşünüp hayatın neresinde olduğunuzu sorgulayacaksınız.
Aradığınızı bulmanız dileğiyle… İyi okumalar…
Not: Tecrite karşı başlatılan ölüm oruçlarını anlatan bir başka kitapta Ece Temelkuran’ın Ne Anlatayım Ben Sana adlı romanıdır. Ece Temelkuran tutukluların ve ölüm orucu sebebiyle hayatını kaybedenlerin aileleriyle görüşmüş ve öğrendiklerini tüm gerçekliğiyle bu kitapta anlatmıştır.
Kitaptan Bölümler
‘Erkeklik iktidarla özdeşleşir: her alanda, her anlamda iktidar. Erkek iktidarı arar, kadın ise iktidara sahip olanı.’
‘Tutkusuyla, coşkusuyla, sonsuz mutluluğu, çılgın kederiyle,-ve bitmemişliği, tüketilmemişliğiyle- aşk neyse onu dolu dolu yaşadığım erkeğin geleceğe taşıyabildiği tek varlık, ardında baran güneşin son ışıkları saçlarında oynaşarak ve yüzüne uçuk bir pembelik yayara karşımda oturmuş, uzun parmaklarıyla lal rengi şarap kadehinin buğulu camını okşuyordu.’
‘Susutum ve yüzüne uzun uzun, dikkatle, sözcülerin ve görünümün ardındaki gerçeğe ulaşmaya çalışarak baktım.Son söylediği sözler ona ait değildi, birilerinden ödünç alınmış gibi eğreti duruyordu dudaklarında.Ama gözleri…İlk gördüğüm anda tanıdık gelen gözleri Ravenna’da San Vitale mozaiklerindeki nedimenin, bisikletli küçük oğlanın, vurulmuş yerde yatan ölünün gözleriydi.’
.jpg)
‘Semboller kimliklerin dışa yansıtılmasıdır, ötekilere ‘ben buyum!’ demenin en kestirme yoludur. Sanırım insanlar kimliklerini en güçlü biçimde dinsel ya da ideolojik aidiyetleriyle, inançlarıyla tanımlıyorlar.’
‘Çocukluk kabuslarımın dipsiz kuyusunun başında, lavanta rengi akşam İstanbul’a usul usul inerken, sonra’nın ardındaki sorudan kurtulamayacağımı, cevabı belki de olmadığını, belki bütün cevapların insanın kendi çözümsüzlüğüne çıktığını anlıyorum.’
‘Yıllardır hiç kimseyle paylaşmadığım, kendime bile itiraf etmekten kaçındığım duyguları böyle rahatça dile getirişime şaşıyorum. Çok az tanıdığım bu adama duyduğum güvene, ona kendimi bu kadar yakın hissedişime şaşıyorum. Yollarımız seyrek kesişmiş bile olsa, ortak iklimlerin ve kimliklerin insanlarıyız da ondan belki.’
‘ ‘Aşağıdaki evlerde ölüyorlar.’ Dedi hıçkırır gibi, direniş evleri dediğiniz gecekondular, aslında ölüm evleri; ve biz, ben de dahil, ölümü kutsuyoruz, çünkü yaşamak ve yaşatmak için yeterince güçlü değiliz, cesur değiliz, umutlu değiliz.’
‘Şimdi annemi içimde taşıyarak yitik, uzak çocukluğumun unutulmuş sokaklarında geziniyorum. Sokaklar, çarşılar tanıdık, ağaçlar da. Ama evler, kokular, insanlar, bir de ben yabancıyım. Gözü bağlı da olsa tavlasına dönen atlar gibi, sahibinin bir çantanın içinde uzaklara, çok uzaklara götürüp attığı kediler gibi, yüreğimin belleğiyle yürüyorum yollarda.’
Yazar Hakkında

Oya BAYDAR
3. Temmuz 1940, İstanbul - *) Türk yazar, sosyolog. Uzun zaman sosyalist siyasetin içinde yer almıştır.
Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi'nde okudu. Lise son sınıfta iken yazdığı Allah Çocukları Unuttu adlı gençlik romanını hem Hürriyet gazetesinde tefrika oldu hem de roman olarak yayımlandı. Bu roman yüzünden nerdeyse okuldan atılıyordu. Lise yıllarında yazdığı ilk romanlarından sonra yazmaya ara verdi, uzun zaman siyasetle uğraştı.1964'te İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi ve bu bölüme asistan olarak girdi. Türkiye'de İşçi Sınıfının Doğuşu konulu doktora tezinin Üniversite Profesörler Kurulu tarafından iki kez reddedilmesi üzerine, öğrenciler olayı protesto için üniversiteyi işgal ettiler. Bu olay ilk üniversite işgali eylemi oldu1971'deki 12 Mart Darbesi sırasında, Türkiye İşçi Partisi ve Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) üyesi olarak, sosyalist kimliği nedeniyle tutuklandı ve üniversiteden ayrıldı. 1972-1974 arasında Yeni Ortam, 1976-1979 arasında Politika gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Sosyalist yazar, araştırmacı ve eylem kadını olarak tanındı.12 Eylül Darbesi sırasında yurtdışına çıktı ve 12 yıl boyunca Almanya'da sürgünde kaldı. Burada, sosyalist sistemin çöküş sürecini yakından yaşadı. Bu süreci 1991’de yayımladığı Elveda Alyoşa adlı öykü kitabında anlattı.
1992’de Türkiye’ye döndü.Türkiye’ye döndükten sonra ardı ardına yayınladığı öykü ve romanları ile çok sayıda ödül kazandı ve sevilen bir yazar oldu.
Ödülleri
• Elveda Alyoşa ile 1991 Sait Faik Hikaye Armağanı
• Kedi Mektupları ile 1993 Yunus Nadi Roman Ödülü
• Sıcak Külleri Kaldı ile 2001 Orhan Kemal Roman Ödülü
• Erguvan Kapısı ile 2004 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü
Eserleri
Roman
• Kedi Mektupları (1993)
• Hiçbiryer’e Dönüş (1998)
• Sıcak Külleri Kaldı (2000)
• Erguvan Kapısı (2004)
• Kayıp Söz (2007)
• Çöplüğün Generali (2009)
Öykü
• Elveda Alyoşa (1991)
Diğer Eserleri
• Cumhuriyetin Aile Albümleri
• 75 Yılda Köylerden Şehirlere
• 75 Yılda Çarklardan Chip'lere
• 75 Yılda Çarkları Döndürenler
• 75 Yılda Değişen Yaşam Değişen İnsan-Cumhuriyet Modaları
• Cumhuriyet Modaları
• Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi
Satın Al : Bu yazıyla ilgili ürünleri IDEFIX sitesinden satın alabilirsiniz.
![]() |
Editör / Yazar :
Perihan Yeliz Güven Kategori : Kültür & Sanat Tarih : 02.03.2010 14:20:58 Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|
Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.























