
Turks ve Caicos Adaları Başkenti Grand Turk olan bu ülkede türklerin ne işi var. |
Maya Takvimi Nedir? Baktun, 144,000 gündür. Onüç Baktun, tam bir çağ dönümüdür. Şu an içinde bulunduğumuz Baktım, 22 Aralık 2012′de tamamlanacak. 5000 yıllık bir süreçte, Maya takvimi Gregorian takviminden daha doğrudur. |
Maya Burcunuzun Özellikleri Normal burçları boşverin! Maya burcunuzu öğrenin ve burcunuzun özelliklerine bakın, açıklamalara sizde şaşıracaksınız. 20 Maya Burçları ve özelliklerini öğrenin. |
00:00:00 2010'da nasıl olmalıyım? Herkesin dolabında o geceyi geçirecek kurtarıcı bir şeyler mutlaka vardır ama daha da özel olmak istiyorsanız gideceğiniz yere göre giydiğiniz kıyafet şık olmakla beraber, gecenin uzayacağını düşünüp rahat da olmalıdır. |
2009-2010 Bahar Modası İster daracık bir tayt, ister bol bir model seçin, her ikisi de çok moda. Deri, saten hatta ışıltılı kumaşlar da seçenekler arasında. Sonbahar pantolonları diz altında biten modellerden, dar ve uzun paçalılara kadar her boyda karşımıza çıkıyor. Pantolon giymeyi seven biriyseniz, vitrinlerde mutlaka kendi tarzınıza uygun bir şeyler bulabilirsiniz |
|
Filozofa Sövgü
Kısır bir döngüde devriliyordu yaşamı. Yalnızlığı kinini, kini kibrini, kibri yalnızlığını körüklüyordu. Ve nihayet saçmalıyordu: “Felsefe, dünyayı Tanrı'nın gözünden görme çabasıdır.

Kendini filozof bilenlerden biri, hazzın doruklarında şöyle tanımlıyordu felsefeyi: “Felsefe, dünyayı Tanrı’nın gözünden görme çabasıdır.”
Günlük hayatın keşmekeşliğini basit buluyor olsa gerek, aklı sıra felsefe yapabilen az kişiden biri olduğunu ima ediyor, gizliden gizliye övünüyordu. Derdi felsefeyi tanımlamak değil, yeteneğiyle gösteriş yapmaktı.
Onun o üstün(!) perspektifinden yeryüzü, sıradan varlıkların anlamsız işlere kafa yorduğu bir yer olarak gözüküyordu. Her cümlesinde insanları akılsız olmakla suçluyordu. Belli ki içten içe küçümsemek kinini doyurmaya yetmemişti, artık yüzümüze vuruyordu.
Ömrünü sorulara harcamış biri olarak, kendine dair soruları pek azdı nedense. Belki farkındaydı da acizliğinin, yüzleşmekten korkuyordu. Oysa çok açıktı; benliğini diğerleri üzerinden tanımlıyor, hor gördüğü insanları kendi varoluş nedeni yapıyordu. Küçümsediği insanların onu önemsemediğinden bihaber -yahut bu gerçeği basit oldukları bahanesiyle geçiştirerek- onların fersah fersah altına iniyor, olabildiğince dibe vuruyordu.
Olur da bir an, en derininde bu gerçeği fark edebilirse, yalnızlık duygusu yüreğinin çeperlerine vurmaya başlıyordu. Etrafında bir dost sureti görememenin ızdırabıyla kibrine sımsıkı sarılıyor, her hücresine nüfus etmiş o üstünlük hissini(!) yeniden keşfediyordu. Bir sonraki nöbete kadar, kalemi ilaç oluyor, yazdıkça içindeki pisliği boşaltıyordu.
Kısır bir döngüde devriliyordu yaşamı. Yalnızlığı kinini, kini kibrini, kibri yalnızlığını körüklüyordu. Ve nihayet saçmalıyordu: “Felsefe, dünyayı Tanrı’nın gözünden görme çabasıdır.”
Muazzam diye addedilen teorilere akıl erdirebiliyor, fakat içinde boğulduğu kimsesizliği kavrayamıyordu. Evrenin sonsuzluğuna kafa yoruyor, ama kendi yalnızlığının ucunu göremiyordu. Zannediyor ki dört duvara hapsolup sayfalarla gündüzü etmekti marifet. Öyle büyütüyordu ki kendini gözünde, o entel ömründe bir kez olsun hissetmişliği yoktu sıradanlığın keyfini.
Yeni bir “–ism” yaratmayı insanlığa katkı sanıyordu. Düşünmüyordu hiç hangi karın ağrısını gidermiş teorileri. Bir paragraf dahi bahsetmişliği yoktu ekmek derdine düşmüş babadan. Kelime oyunlarıyla “ahlak”ı “etik” yapıp doğrularımı belirleme cüreti gösteriyordu. “Varlık sorunu” diye harcarken cömertçe yıllarını, kendisi ne tür bir sorun fark edemiyordu.
Şükür ki henüz, teneffüs ettiği havayı sorgulayıp, ondan da caymayı akıl edememişti. Tam bir eylem kaygısızı olsa gerek, ona göre en hakiki ilim boş boş düşünmekti. Hayra kullandığı olmamıştı soru sormayı. Cevap aramaktan çok sorun yaratma niyeti güden psikopat bir hali vardı. Depresif bir hayatın sıkı savunucusu gibiydi. Bir kez olsun bardağın dolu kısmını görmüşlüğü yoktu. Bu karamsarlığına rağmen şaşılası bir umutla Tanrı olma niyetiyle yola çıkabiliyor, lakin haddinin sınırlarını sorgulamak aklının ucundan geçmiyordu. O ufacık beyni kaldırabilir mi bu yükü, bir an olsun düşünmüyordu…
O ki görünenin ardındakini arıyordu, tek gayesi “herkes kadar sıradan olduğu” gerçeğinden kaçıp, kendini özel hissetmekti…
Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
| Yorumlar |
| Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır. |
Ali Sekban - Diğer 10 Yazısı
 |
Bir Hikaye: Orman
Zamanla yaşamsal ihtiyaçlarımzı rahatlıkla karşılamaya başladık. Sanırım tam da bu sıralar ormana dair sorularımız artar oldu. Yoktan var olamazdık, bize can veren bir annemiz olmalıydı . İyi de neden bizi bu izbe yere bırakıp gitmişti? |
 |
Anarşizm
Anarşizm, doğru anlaşıldığında belki de insanlara en cazip gelen sistem. Fakat, sunduğu tüm bu güzelliklere rağmen anarşizm yalnızca bir ütopyadan ibaret. Çünkü ilk bakışta güzelliğiyle insanı büyüleyen bu sistem, kendi içinde sayısız çelişki barındırmakta… |
 |
Gitmek...
Gitmek.. Zincirlerin paramparça.. Yüzünde tatlı bir tebessüm, Dilinde “Ey Özgürlük |
 |
Sokrates
Tam Soktates’in bilgeliğinin zirve yaptığı ve onu şeyh yapmaya karar verdikleri sırada, Sokrates bir kez daha bombayı patlatmış: “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.” Bu muhteşem(!) sözle, mütevazi bir imaj çizmekten ziyade, Sokrates’in yegane amacı kendi kişisel şovunu sergilemektir. |
 |
Ansiklopedilerin Faşist Yüzü
Lakin büyüdük ve hayat değişti. Değişirken bizleri de değiştirdi. Ya da değişen bizlerdik hayat hep aynı kaldı. Kendi değişimlerimizden sorumlu tuttuk hayatı… |
 |
Kadınlar Ne İster?
Güçlü olmak gayet yeterli bir meziyetti ve düz mantığın ötesine geçmeye hiç ihtiyaç yoktu. Nasıl ki bir mağazaya girip de gözüne ilişen ilk ceketi alıp çıktıysa, gözüne çarpan ilk güzelin peşinden koşmayı da adet edindi... |
 |
Spinoza, Din ve Tanrı
Tanrı planlardan ve amaçlardan bağımsız olduğu için, hiçbir şeyi insanı amaç edinerek ve onu merkeze koyarak yaratmamıştır. İnsanın değeri bitkilerden ve hayvanlardan çok da farklı değildir. |
 |
Sevgililer Günü
Sevgili bir ömre sığdırdığınız sayısız zevktir belki. Komplekslerinizi tatmin etmek için aradığınız farklı tatlardır. Yahut maceralarınıza yüklediğiniz eş anlamlar. |
 |
Kapitalizm
Toplumlar; demokrasi, hak ve özgürlük istedi. Kapitalizm hiç düşünmeden kabul etti. Ancak, tüm bunların sınırlarını daima kendi çizdi. Nerede nasıl kullanılacağına kendi karar verdi. İnsanlar itiraz dahi etmediler. |
 |
Kariyer Derdi
Çalışma temposu o kadar ağırdı ki bizi motive etmek için güzel bir neden sundular: “Hele bir okula gir rahat edeceksin, bu kadar sıkı çalışman gerekmeyecek! |
 |
Filozofa Sövgü
Kısır bir döngüde devriliyordu yaşamı. Yalnızlığı kinini, kini kibrini, kibri yalnızlığını körüklüyordu. Ve nihayet saçmalıyordu: “Felsefe, dünyayı Tanrı'nın gözünden görme çabasıdır. |
|
Kahvaltı bitti ve TRT1'de hiç birşey yok. Zaten anten de doğru düzgün çekmiyor, yükselticinin düğmesiyle oynamak nafile. |
Gary Moore ve Eski Günlerin Anısına Kusura bakma, kasetini müzik setine koyup, en az 2 tur dinlemedim seni eski günlerin anısına, hiç başa sarmadım seni; eski günlerde lacivert ceketimin iç cebine saklayıp derste gizlice dinlediğim günler gibi. |
“14 Şubat, Habur ve El Arabası Fasülyeden alacağınız enerjinin ciddi bir bölümünü ona ulaşmak için harcadığınız bir “yoklar memleketi |
“Japonlar Toyota Gibi Adam mı? 'Kara Sevda'yla 'Domates, Biber, Patlıcan'la tavan yapan ve hâlâ aynı sıcaklıkta devam eden Türk-Japon ilişkilerine darbe vurmak istemem, ama Japonların çok zeki adamlar oldukları bir şehir efsanesinden ibaret zannımca! |
Noel Amca! İlk zamanlar o renkli ampüllerini, nehir gibi akan ışıklarını, suçu-günahı olmayan geyiklerini, sevmedim desem yalan olur, ama bir pijlik vardı o gevrek gülüşünde, sen gülerek sevenlerdensin değil mi Noel Amca? |
|