çentik









gökboyası

doğaya da burunlarını soktular. sıkıldılar çiçeklerin renklerinden. 'kökboyası'nı yanlış anladılar,köklerine suni boya kattılar.

ve parmaklarını alabildiğine gererek hışımla açtı yumruğunu. o vakit insanoğlu "renk"in ne
olduğunu öğrendi. "güneş" dedi adına, yaşam kaynağı bildi. varken ısındı, aydınlandı, sığındı;
yokken korktu, üşüdü. "koyu" ve "açık"ı öğrendi sonra. sağından yükselip solundan kaybolurken
değiştiğini gördü ve çeşitlilik onu büyüledi. taklit etmeyi denedi ve minik beynini kullanabildiği
kadarıyla yaptıklarına hayran kaldı. göğsünü kabartarak gezinmeye başladı ve küçümsedi evvelden
tapındığını. artık ilgisini çekmemeye başladı göğün sunduğu; hakir gördü.

deldi önce betonlarıyla, aydınlattı mat yüzlerini, yetinemedi; faltaşı gibi açık göz kulelerini dikti.
seyirlik cümbüş sundu tepelerinden baktığı aynılarına. elma şekeri arzusuyla yanıp tutuşan çocuklar
gibi, koca koca adamlar, saldırdılar her şeye. boyadılar, yaktılar, ışıl ışıl yaptılar kendilerince.
ruhsuz betonlarını soluk ampülleriyle canlandırırken kendi içlerini soğuttular. yarışmaktan,
unuttular odalarındaki bir gülümsemenin nasıl da içlerini ısıttığını. özleri söndü gökleri kendi
zevklerince aydınlandığında. soldular; onlar beton grisi oldu şimdi.

doğaya da burunlarını soktular. sıkıldılar çiçeklerin renklerinden. "kökboyası"nı yanlış anladılar,
köklerine suni boya kattılar.

çok akıllılardı ya, o yüzden siyah beyazdı boya reklamı!

ve bir gün inip seyretmek istediler gururla, "şaheser"lerini.sonuç, muhteşemdi! yeşil ve beyaz
lazerler dans ediyordu kubbede, bulutların kalbinde, havaalanlarının üstü kırmızı, şehir hayat dolu,
şehir yaşıyor! alkışlar, alkışlar, alkışlar...dindi.

− anne, yıldızlar nerede?

haydi, şimdi tekrar yükseltin çığlıklarınızı!
evladınıza takımyıldızlarını gösteremeyeceğiniz için.
gittiği ilk taze genç tatilinde kumsalda uzanıp kayan yıldızlardan dilek tutamayacağı için.
yıldızların altında sevişmenin hoşluğunu ütopik bir fantezi olarak bileceği için...

Editör / Yazar : S. Fırat Kaya
Kategori : Köşe Yazıları
Tarih : 02.12.2010 18:45:20

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
c288 (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

S. Fırat Kaya - Diğer 10 Yazısı

gökboyası
doğaya da burunlarını soktular. sıkıldılar çiçeklerin renklerinden. 'kökboyası'nı yanlış anladılar,köklerine suni boya kattılar.
Yan Benimle
lakin ben bir türlü rahat edemedim senin donuk, soğuk gözlerinde. benim oralara ait olmadığımı içime içime sokan bir şeyler vardı. bensiz yapamazmışsın gibiydi her hareketin, oysa yan yana geçirdiğimiz zamanların dışında bensizdi her nefesin. şimdi gelmiş, yine benim kollarımda ağlıyorsun. belli, yine yorulmuşsun.
Adalardan Bir Yar Gelir Bizlere
deniz de pek dalgalı bu aralar, maazallah vapur seferleri iptal olur, işinden gücünden, okulundan geri kalırsın. bu mevsimde rüzgar da bir fena, kalelerini yıkıverir alimallah.
Boza ve Kremalı Bisküvi
kokusuyla kandırmayı denedi ama tadı yanıltmadı, senin aksine. gök sarardı, su bulandı, bisküvi hışırdadı, midem guruldadı, gözlerin pörtledi, betin benzin attı.
Zamansız Meditasyonlar
geçmişin fırtınasını durdurmaya çalışıyorum. benim olmayan zamanlarda amaçsızca geziniyorum. bir tarafım batak, bir tarafım ak. korkularımızın sinsi yılanı kalplerimize sokuluyor gece vakti.
Uluslararası Sev Beni
uluslararası sev beni hayatım. uluslarası sev ki buluşamayalım; oraya mı gitsek burada mı otursak sıkıntısı çekmeyelim. uluslarası sev ki saçını boyadığında, makyaj yaptığında çemkirmeyeyim. dışarıya çıkarken ne giydiğin, kimlerle görüştüğün umrumda olmasın. sağdan soldan bakıyorlar diye cıngar çıkmasın. ben de bir haltlar yerken senin ruhun duymasın.
Uzun Mesafe Çağrısı
şüpheliyim bu kalbin varacağı nihayetten. dokun diyorum sana; bu kadar gürültünün içinde duyamıyorsun ki, ne demeye çalıştığımı anlayasın. kalıp izah edemiyorum ki; iyi hissetmiyorum, o yüzden gitmeye devam ediyorum. nefesimin ucundasın, diyemiyorum ki
Ölümsüz
bakışların 'Ş', bir kereye mahsus, salt sende gördüğüm... sıcak, sevecen, ötesi... gideceğini söylediler. biliyordum, yaşadığın yere dönecektin. bunda bir gariplik yoktu zaten. öyle değilmiş, ne de kolay söyleyiverdiler: “evlenecek!
Saybians
yanıp da bitmeyen köz vari tütün mü bulsak, buldursak? saçma. içmemek? kolaydı!
tezahur-u nihai
peki ya karısı? ömrünün yarısını paylaştığın bir adamdan ne diye ayrılınır? huysuz olduğu için? çekilmez olduğu için? dövdüğü için – ki dövemez, öyle bir gücünün olmadığı afaki.
Sükûnet
koşma be adam! kimsenin bir yere gitti yok. duruyor orada işte. saçmalama be adam! sana geldiği de yok. ya gelirse mi? ya gelmezse? gidecek zaten be adam, adın gibi biliyorsun. tanımadığın isimlerin, anlamadığın dillerle yaşadığı bir diyara gidecek...





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası