çentik









Gökkuşağı

Öyle çok bilinmeyen vardı ki, sokak kapısından girip balkona çıkana kadar, merdivenlerdeki her cümlenin sonu, soru işaretiyle bitiyordu, çocuk olmakla adam olmak arasında çok yıprandık ama hayat yokuş yukarı çıkarken elimizden aldıklarını, bir bir geri verdi; bayır aşağı gördüklerimizin rengini geri verdi. O yüzden şimdi, yeniden, hem gözlerimiz hem çimenler yeşil...

     

Sıkı bir kışın ardıydı, mor balkon demirleri defalarca buz tutmuş, çöp kovasının yanındaki turuncu terlikler kendilerini bir gösterip bir kaybolmuşlardı, sonra rüzgar bundan gayrı sözü olmadığını söyleyip yerini bahara bıraktı...

Balkona çıktı adam, turuncu terlikleri giydi ve karşı apartmandan kurtulana kadar ilerledi balkon boyunca, yolun aşağısındaki parka doğru baktı: “Çimenler; çimenler eskiden ne kadar da yeşildiler!”

Yazlık ayakkabılarını koyduğu dolabından, mavileri çıkardı, sokağa baktı.

Mavi bisikletinin zilini çaldık çocuk, zırıldadı mahalle, dükkanının üstünden sarkan sepetin içine ekmek koydu bakkal, annesinin attığı şapkayı kafasına taktı çocuk.

“Akşam ezanı okunmadan evde ol” öğüdünü kulağına...

Karşılaştığımız tümsekler, güneşin sarısını aldı önce saçlarımızın yarısını, hayattaki güçlükler baktıklarımızın rengini aldı, o yüzden şimdi çimenler değil, yalnız gözlerimiz yeşil...

           
Sevdiği kıza sataşan çocuğun peşinden koştu, mavi bisikletli güvenlik görevlisi, kaldırıma takıldı ve dizini kanattı, kaldırımları kırmızıya boyadı.

"Koş koş" diye bağırdı pamuk helvacı, çocukları pek de steril gözükmeyen seyyar dükkanına davet ederken.

Ama o kadar toz pembeydi ki hayat, tüm kanserojen tehditlerden o kadar uzaktı ki, o kadar tozpembeydi ki pamuk helvalar...

Terlikleri çıkartıp mavi ayakkabılarını giyerken dizine baktı adam, yaptığı mahalle maçlardan kalan, yaraların yanında duruyordu, en sevdiğiydi, izlerinin içinde.

Balkondan kendi çocukluğuna baktı adam, balkondaki annesine baktı, mavi bisikletine, sevdiği kıza...

Başında turkuaz şapkası, yemyeşil gözleriyle, şirin mi şirin bir çocuk çıktı balkona.

“Ben dışarı çıkıyorum baba” dedi.

Eğildi adam, sarı saçlarını okşadı çocuğun, gözlerinin içine baktı:

“Tamam” dedi.

“Ama akşam ezanı okunmadan evde ol, olur mu?”

  


Başını salladı çocuk ve koşar adım uzaklaştı.

Mor balkon demirlerini kavradı adam, mahalleye seslenir gibi seslendi kendine:

"Karşılaştığımız tümsekler, güneşin sarısını aldı önce saçlarımızın yarısını, hayattaki güçlükler baktıklarımızın rengini aldı, hayat; sokakta başladı önce, öğütler aldık, temkinlerden uzak yaşadık, koşar adım... Sevdik, düştük, kanadık, doyasıya güldük, aşağıdan baktığımız balkona çıktık sonra, öğütler verdik, bir adım ileri attıysak iki adım geri, tedbiri elden bırakmadık.

Öyle çok bilinmeyen vardı ki, sokak kapısından girip balkona çıkana kadar, merdivenlerdeki her cümlenin sonu, soru işaretiyle bitiyordu, çocuk olmakla adam olmak arasında çok yıprandık ama hayat yokuş yukarı çıkarken elimizden aldıklarını, bir bir geri verdi; bayır aşağı gördüklerimizin rengini geri  verdi.  O yüzden şimdi, yeniden, hem gözlerimiz hem çimenler yeşil..."
 

Editör / Yazar : Ümit Buget
Kategori : Köşe Yazıları
Tarih : 19.02.2010 11:48:25

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
35b0 (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Ümit Buget - Diğer 10 Yazısı

“14 Şubat, Habur ve El Arabası
Fasülyeden alacağınız enerjinin ciddi bir bölümünü ona ulaşmak için harcadığınız bir “yoklar memleketi
“Japonlar Toyota Gibi Adam mı?
'Kara Sevda'yla 'Domates, Biber, Patlıcan'la tavan yapan ve hâlâ aynı sıcaklıkta devam eden Türk-Japon ilişkilerine darbe vurmak istemem, ama Japonların çok zeki adamlar oldukları bir şehir efsanesinden ibaret zannımca!
“Tayyip Erdoğan'ın Yol Haritası
Bazen siz çok istediğinizde ve kafi derecede gayret gösterdiğinizde hayat topu önünüze yuvarlayıverir... Hagi'li bir takım, basiretsiz bir belediye başkanı, artık istediğinizi elde etmek için neye ihtiyacınız varsa!
Noel Amca!
İlk zamanlar o renkli ampüllerini, nehir gibi akan ışıklarını, suçu-günahı olmayan geyiklerini, sevmedim desem yalan olur, ama bir pijlik vardı o gevrek gülüşünde, sen gülerek sevenlerdensin değil mi Noel Amca?
Yağmur yağsa, şimşek çaksa...
Meğer sözlerini “sırılsıklam" diye hatırlamaya çalıştığım melodi Teoman'ın “Paramparça"sının nakaratıymış.. Bu şarkının Ortaçgil versiyonu, sabahtan yatana kadar aynı şarkıyı dinleyen kulaklarımız için hoş bir mola olabilir diye düşündüm.
Zafer Sokak 26 Numara
Melin Ailesi'nin Ayvalık macerası, 1990'da Zeytinköy Sitesine gelişleriyle başlamış.. Melinler, dostları Filiz Ali’den öğrenmişler 26 Numara’nın satılık olduğunu.. Evi aldıklarında takvimler 1998’i gösteriyormuş, Bursa Anıtlar Kurulu’ndan restorasyon izni almaları da aynı yıla denk geliyor...
Ramazan şerbeti, referandum ve Tanrı!
Alışveriş güzeldi. Biraz bira, bir Ramazan Şerbeti, sucuk ve Tahsildaroğlu peynir aldık... Birayla Ramazan şerbetini aynı sepette görmek hoşuma gitti. Ben Ramazan şerbetine fena halde takmış vaziyetteyim, ara ara olur bu.
Önce insanım ben!
Hem böyle yapınca ne Yılmaz Özdil gibi kendimi zorlayıp Gazze için bir şeyler yapmayı alaturka bulmam gerekiyor ne de insanlık dışı bir saldırıda yanıma Hitler'i alıp ne kadar İsrailli varsa topyekûn üstlerine saldırmam...
Sevgili Günlük!
“Ölmedikçe, yaşat umutları, Bir dala tutun her zaman. Eğer, hiç ağaç kalmamışşa, etrafta, Bir ağaç dik hatta” dedik, kendimize.
23 Nisan, 23 İnsan
Bir 23 Nisan'da daha; Başbakan olacak bir çocuk, bir başkası Cumhurbaşkanı, öteki Milli Eğitim bakanı, beriki bilmem nerenin belediye başkanı.
Bu Bir Nisan Yazısıdır!
Şanslıdır şair. Her aşk kayıp giderken avuçlarının arasından, birkaç şiiri unutur şairin cebinde. Mutlu biten bir aşkın beyaz atlı prensi olmayı yeğ tutar mıydı şair, dillerden hiç düşmeyen bir şiir yazmaya bilinmez, ama kârı şiirse şairin hiçbir aşk zarara uğratmaz onu.





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası