çentik









güçlü olmak

ama en başında sosyal ortam seni başkalarını önemsemen gerektiği konusuna şiddetle yönlendirdiği için ilk hamlen yine bu kaskatı kalıplar çerçevesinde oluyor. sonra öze dönüyorsun işte. mutlak doğru diye bir şey olmasa da sana faydası dokunacak olan, senin inandıkların, istediklerini yapıp istemediklerinden uzak duruşun...

 

kendini ne sanmak değil, kendinin farkında olmak bu. birçoğumuz güçlü görünürüz ama sadece birkaçımız gerçekten güçlüyüzdür. temelinde sabır ve mantık sahibi olmak yatıyor. asıl meziyetler, erdemler bunlar. sahip olduğumuz kadar kullanabilmek bir de. tabi yine doğru yerde ve zamanda. özetle olayı doğru anlayıp yorumlayarak hareket edebiliyorsan güçlü oluyorsun.

peki doğru ne? herkese göre başka doğrular mevcut aynı husus üzerinde. o yüzden hiçbir şey de mutlak doğru değil aslında. baki olan isteyip istememek. istediğin kadar yapıp istemediğin kadar yapmamak...

karşındakini önemseyip onun değer yargılarını anlamaya hatta yer yer benimsemeye çalışıyorsun. sinirin bozuluyor, bildiğini okuyorsun yine. çünkü sana göre olmayan bir doğruyu yapmaya çalışıyorsun. ama böyle de kendine ve olaya yabancılığın artıyor ve özünde istemediğin bir şeyi yapıyor olduğun için istediğine yöneliyorsun. ama en başında sosyal ortam seni başkalarını önemsemen gerektiği konusuna şiddetle yönlendirdiği için ilk hamlen yine bu kaskatı kalıplar çerçevesinde oluyor. sonra öze dönüyorsun işte. mutlak doğru diye bir şey olmasa da sana faydası dokunacak olan, senin inandıkların, istediklerini yapıp istemediklerinden uzak duruşun...

kim bilir kaç defa soruldu sana da, keşkelerin pişmanlıkların var mı, diye. elbette var, çünkü her defasında bireysel değildi kararların. senin yaratmadığın bir kabuğun içindeydin istemeden.

isteyip istememek asıl mevzu da peki ya farkındalık? yaşadıkça, tecrübeler biriktire biriktire varıyorsun farkına, isteklerinin ayırdına. ama ne kadar farkında olsak da her şeye muktedir değiliz. etrafımızdaki esnek halkayı bir noktaya kadar genişletebiliriz sadece. sınırları zorlayabiliriz yani, ama hepsini aşamayız. çünkü bir de esnek olmayan dış katman var. yerin çekirdeği, bedenin kemiği, bilincin delilik sınırı... ilginçtir, her şeyin özünde, en derininde bir müdahale edilemez varken hayat sınırlarımızın her şeyin en dışında olması.
 
belki de en gerçek çelişkidir bu. dışarıya uzanırken özünden kopma ihtimali... ve belki de bu çelişki dışındaki her türlü sınırlandırma (içsel ya da dışsal) bu gerçeği kabul etmek istemememizin neticesindeki bir bahanedir. belki de asıl korkumuz büyüyüp kendimize yabancılaşmak ve sonunda zarar görmeye açık olmaktır.

Editör / Yazar : S. Fırat Kaya
Kategori : Köşe Yazıları
Tarih : 23.08.2009 16:10:26

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
1cc2 (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

S. Fırat Kaya - Diğer 10 Yazısı

gökboyası
doğaya da burunlarını soktular. sıkıldılar çiçeklerin renklerinden. 'kökboyası'nı yanlış anladılar,köklerine suni boya kattılar.
Yan Benimle
lakin ben bir türlü rahat edemedim senin donuk, soğuk gözlerinde. benim oralara ait olmadığımı içime içime sokan bir şeyler vardı. bensiz yapamazmışsın gibiydi her hareketin, oysa yan yana geçirdiğimiz zamanların dışında bensizdi her nefesin. şimdi gelmiş, yine benim kollarımda ağlıyorsun. belli, yine yorulmuşsun.
Adalardan Bir Yar Gelir Bizlere
deniz de pek dalgalı bu aralar, maazallah vapur seferleri iptal olur, işinden gücünden, okulundan geri kalırsın. bu mevsimde rüzgar da bir fena, kalelerini yıkıverir alimallah.
Boza ve Kremalı Bisküvi
kokusuyla kandırmayı denedi ama tadı yanıltmadı, senin aksine. gök sarardı, su bulandı, bisküvi hışırdadı, midem guruldadı, gözlerin pörtledi, betin benzin attı.
Zamansız Meditasyonlar
geçmişin fırtınasını durdurmaya çalışıyorum. benim olmayan zamanlarda amaçsızca geziniyorum. bir tarafım batak, bir tarafım ak. korkularımızın sinsi yılanı kalplerimize sokuluyor gece vakti.
Uluslararası Sev Beni
uluslararası sev beni hayatım. uluslarası sev ki buluşamayalım; oraya mı gitsek burada mı otursak sıkıntısı çekmeyelim. uluslarası sev ki saçını boyadığında, makyaj yaptığında çemkirmeyeyim. dışarıya çıkarken ne giydiğin, kimlerle görüştüğün umrumda olmasın. sağdan soldan bakıyorlar diye cıngar çıkmasın. ben de bir haltlar yerken senin ruhun duymasın.
Uzun Mesafe Çağrısı
şüpheliyim bu kalbin varacağı nihayetten. dokun diyorum sana; bu kadar gürültünün içinde duyamıyorsun ki, ne demeye çalıştığımı anlayasın. kalıp izah edemiyorum ki; iyi hissetmiyorum, o yüzden gitmeye devam ediyorum. nefesimin ucundasın, diyemiyorum ki
Ölümsüz
bakışların 'Ş', bir kereye mahsus, salt sende gördüğüm... sıcak, sevecen, ötesi... gideceğini söylediler. biliyordum, yaşadığın yere dönecektin. bunda bir gariplik yoktu zaten. öyle değilmiş, ne de kolay söyleyiverdiler: “evlenecek!
Saybians
yanıp da bitmeyen köz vari tütün mü bulsak, buldursak? saçma. içmemek? kolaydı!
tezahur-u nihai
peki ya karısı? ömrünün yarısını paylaştığın bir adamdan ne diye ayrılınır? huysuz olduğu için? çekilmez olduğu için? dövdüğü için – ki dövemez, öyle bir gücünün olmadığı afaki.
Sükûnet
koşma be adam! kimsenin bir yere gitti yok. duruyor orada işte. saçmalama be adam! sana geldiği de yok. ya gelirse mi? ya gelmezse? gidecek zaten be adam, adın gibi biliyorsun. tanımadığın isimlerin, anlamadığın dillerle yaşadığı bir diyara gidecek...





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası