Haliç Manzaralı Minyatür Odalar
M.Ö. 333'den İskender'in Kuşatma Çadırı, 1850lerden Fransız Taşra Yatak Odası, 1700lerden Japon Çiftlik Evi Mutfağı, XVII. Yüzyıl Korsan Kaptanın Kamarası gibi birbirinden oldukça farklı ve alâkasız konular. Ufacık kutuların içine sığdırılmış bu bambaşka dünyalar...

Ailem ve arkadaşlarımdan methini sık sık duymama rağmen, yıllardır bir fırsat yaratıp gidemedim Rahmi M. Koç Müzesi’ne. Aylar önce Minyatür Odalar sergisini vesile edip, bir taş ile iki kuş vurayım dedim, yine beceremedim. Serginin bitiş tarihi geldi çattı, ben de müzeyi unuttum gitti. Geçenlerde bir alışveriş merkezinin çıkışını kaplayan bilboardda “Minyatür Odalar Sergisi, 15 Eylül 2009 tarihine kadar ziyaretçilerini bekliyor…” yazısını görünce, sonunda müzenin yolunu tutmanın zamanıdır dedim.
Rahmi M. Koç Müzesi
Haliç’in kıyısında kurulmuş Rahmi M. Koç Müzesi, endüstriyel arkeolojinin önde gelen örneklerinden olan binalar içinde, çok çeşitli ve zengin koleksiyonu ile Türkiye’de ulaşım, endüstri ve iletişim tarihine adanmış tek müze. Ağırladığı sürekli ve süreli koleksiyonları ile bildiğimiz bir çok müzeden oldukça farklı, içerisindeki gerçek boyutta olan gemi ve uçaklar ile merak uyandırıcı… Kendilerinin de dediği gibi, Rahmi M. Koç Müzesi sıradan bir müze değil, gelenlerin ziyaretini aktif, katılımcı ve mümkün olduğunca eğlenceli hale getirebilmek icin her şeyin düşünüldüğü bir yer.
Müzeye gidiş nedenim "Minyatür Odalar" olmasına rağmen, müzenin sürekli koleksiyonunu gezmeden olmaz diye düşündüğümden; aldım elime haritamı, başladım tura.
Haliç kıyısındaki güzel konumu ile Rahmi M. Koç Müzesi esas olarak üç bölümden oluşuyor.
Lengerhane, Sultan III.Ahmet döneminde yapılmış ve bugün 2.Derece Tarihi Eser sayılan bu bina 12. Yüzyıl Bizans yapısının temelleri üzerine kurulmuş. Bu alanda, astronomi ve navigasyondan, nadide kara ve raylı ulaşım araç modellerine kadar geniş bir koleksiyon mevcut.
Tersane, 1861’de Şirket-i Hayriye tarafından kendi vapurlarının bakım ve onarımını yapmak için kurulmuş. 14 terk edilmiş bina, kızak ve marangozhaneden oluşan bölüm, müze için satın alınınca orjinal olarak restore edilmiş. Tersane bölümünde, geniş kayık koleksiyonu, bisikletler, at arabaları, kağnılar, geniş otomobil koleksiyonlarından modern örnekler ve zeytinyağı fabrikası, raylı ulaşım gibi ne nasıl çalışır gösteren bölümler var.
Dış Mekan, deniz kenarındaki geniş boş alan ile koleksiyonun en enteresan ve eğlenceli parçalarının sergilendiği bölüm. Burada Uluçalireis Denizaltısı’nı hatta bazı uçakları, lokomotif ve vagonları görmek, içlerine girmek mümkün.
Müzenin kapanma saati yaklaştıkca, Minyatür Odaları göremeyecek olmanın korkusu ile hızımı artırmak zorunda kaldım. Bir çok aracın yanında daha çok kalmak istememe rağmen, son olarak "Minyatür Odalar" bölümüne geçtim.
Minyatür Odalar
Minyatürün kelime anlamının, bir nesnenin küçük boyutlardaki örneği olduğunu hepimiz biliyoruz da, bu iş ile ilgilenen özel sanatçılar olduğunu (çok ince işlenmiş küçük boyutlu resimlerin sanatçıları dışında) kaçımız biliyoruz? Henry Kupjack, bir minyatür sanatçısı. Kendisinin ilgi alanı, "Minyatür Odalar". Kimi minyatür sanatçısı bir alanda çalışırken, kendisi mobilya yaratımından kalıp çıkarmaya kadar her şeyi yapıyor, bu odaların yaratımındaki bütün detaylarla bir bir uğraşıyor. 1/12 ölçeğinde küçülttüğü objeleri, usta bir iç mimar gibi biraraya getiriyor ve çok farklı dönem ve tarzlardaki odaları baştan yaratıyor. Farklı zamanlar ve mekânlar derken bahsedilen, M.Ö. 333'den İskender'in Kuşatma Çadırı, 1850lerden Fransız Taşra Yatak Odası, 1700lerden Japon Çiftlik Evi Mutfağı, XVII. Yüzyıl Korsan Kaptanın Kamarası gibi birbirinden oldukça farklı ve alâkasız konular. Ufacık kutuların içine sığdırılmış bu bambaşka dünyaların hepsi, ayrıntılarının çokluğu ve detayların gerçekliği ile çok etkileyici. Ama benim en çok ilgilimi çekenler belli... 18. Yüzyıl'dan Osmanlı Kahvehanesi, minderlerinden şamdanlarına, duvar ve tavan işlemelerinden nargilelerine, arka plana yerleştirilmiş feslerine kadar diğer odalardan çok farklı ve tanıdığımız, bildiğimiz kültürün detaylarını içermesi dolayısıyla kendimi en yakın hissettiğim eser. 18. Yüzyıl'da daha fotoğraf makineleri icadedilmediğinden olucak, hafızalarımızda Osmanlı Kahvehanesi gibi mekânların gerçek görüntüleri yerine, gravür, resim gibi görselleri mevcut. Ne kadar doğru, ne kadar değil bilinmez ama böyle bir odaya penceresinden içeri bakar gibi bakmak çok hoş. Diğer hoşumuza giden odalar, çoğunlukla filmlerden görüp bildiğimiz, beğendiğimiz mekânlar. Mesela, içinde yaşamaya hayır diyemeyeceğimiz 1950’ler New York’unda Sanatçı Stüdyosu ya da 1940lardan Broadway-New York’da Wintergarden Tiyatrosu Kulisi.
Dünyanın bir çok yerinde sürekli olarak sergilenen odalarından 20 tanesi bir süredir İstanbul, Rahmi M. Koç Müzesinde. Bugüne kadar gidemeyenler de gidebilsin diye, 15 Eylül'e kadar uzatılmış sergiye gitmemek ayıp olur.
Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
| Yorumlar |
Ümit Buget yazdı
lise döneminde 75 (topkapı mecidiyeköy) güzergâhı değişene kadar epeyce bir süre hasköy'den gitmişti, bu sepeple ilgili müzenin önünden geçmişliğimiz ve karşısındaki meşhur uçağı görmüşlüğümüz çoktur ama hiç gitmedik, keşke bir gün düğmeye erken basıp orada inseymişiz, hayatım hep keşkelerle dolu=))
Gamze yazdı
Aslında hep gözümüze çarpan bu yere girmeye çok da vakit ayıramıyoruz. Bu yazıyı okuduktan sonra oldukça istekliyim.. teşekkürler yazar..
ışık yazdı
teşekkürler gözde orayı gezip bizimle paylaştığın için bende görmek istiyorum
Gözde OTMAN yazdı
Yorumlarınızı daha yeni görüyorum arkadaşlar... ve oraya gitme isteğinizi arttırabildiysem ne mutlu bana. Bu müzeye gitmeyi bende ne kadar ertelediğimi bilmiyorum ama sonunda şeytanın bacağını kırdım! Sizde en kısa zamanda gidin, pişman olmayacaksınız..
|
|