Hayatımızdaki Eğlence Unsuru
Kendi hayallerinin üzerine bir perde çekmiş, hazır önlerine sunulan önceden sevilmiş şeyleri alıyorlar. En çok satılan kitap, en çok izlenen video, en çok satılan oyun... Neden en çok? En'imizi oluşturamama korkusu bu.

Niye oyun oynar her küçük çocuk? Neye ihtiyaç duyar da oyunlara merak sarar? Büyüme sürecinde oyunlar kaybolur mu? Bu sorular pek somut bir cevap yansıtmamakta. Çünkü sürekli kendimizi eğlendirme yarışındayız. Peki bu amaç doğrultusunda ne tip eğlendirme araçları kullanıyoruz? Bir farkı var mı? Var!
Eskiden, çok eskiden, yalnız insanın hayal gücü varken, çizilen resimler, taşa kazınan figürler,sahnedeki oyunlar, insanların o eserden gördükleri kadarıyla algılanmamış mı? Durağan olana verdiğimiz anlam... Resme baktıktan az sonra oluşan duygu kabarcıkları... Eğlenme unsuru nerede peki bu örnekte? Çok basit bir şekilde tanrılar... İnsan aklının sınırları o kadar geniştir ki, evren yetmez orda oturan insanlar, yüce varlıklar olacak ki bir anlamı olsun. Herkes biraz olsun bilir mitolojilerden birkaçını. Bu hikaye anlatımında, kan vardı, şiddet vardı, korku vardı, şu an pek hoşlandığımız veya hoşlanmadığımız pek çok şey daha vardı. Sonuç neydi peki? Eğlendiler mi? Bu mitler onlara neler hissettirmiştir kim bilir? Tam olarak bilemesek de hayranlık, korku, saygı duyma, acıma duygusu ve bazen de neşe. Tıpkı şu zaman diliminde bir film izlemek gibi, kitap okumak gibi.
Hayal gücü, savaş, keşif, din, büyük imparatorluk, hainlik, heykel, bir kilise duvarına çizilen resim, uzun bir yapı, işkence, insana verilen hak, tiyatro, köle, teraziye konma oldu. Döngü devam etti, sürekli çizdi hayal gücü. Çizdikçe bazı şeyler daha çok anlaşılır oldu.
Neydi anlaşılan? Hayal etmenin kötülüğü değildi bu. Artık hayal etmenin zorluğuydu. İnsanoğlu ve insankızı, sevişip de ortaya bir şey çıkaramaz oldular. Herşey var gibi artık. Artık Olimpos'un tepesinde kimselerin oturmadığını görüyoruz. Denize açılmak tehlikeli değil artık, dünyanın sonunda suların boşluğa dökülmediğini biliyoruz. Ancak tersten yine aynı kapalı kutuya dönüyoruz. Yüzyıllardır çizilen resimler farklılığını koruyor, ama netliğinden çok şey kaybetti. Oysaki neredeyse 1 (bir) yüzyıl gören sinema sektörü bile kendini tekrar ediyor. Yeni hikayeler bulmak zorlaştı. Çünkü kalıplar bitiyor. Yeni kalıplar üretemiyor insanın o değerli hayal gücü. Eskiden insanın yaptıkları tek tek özenildiği için farklılık vardı, şimdi bir kalıptan binlerce, milyonlarca ve hayallerin yan ürünü sayı sistemlerinin sınırlarını zorlayan şeyler var. Peki eğlenceye ne oldu artık?

Tıpkı kullandıklarımız gibi, harcadıklarımız gibi, eğlencemiz de kalıptan çıkma şeylerden oluşuyor artık. İnsanlar başkalarının en çok güldüğüne gülüyor, başkaları ne severse onu seviyor. Kendi hayallerinin üzerine bir perde çekmiş, hazır önlerine sunulan önceden sevilmiş şeyleri alıyorlar. En çok satılan kitap, en çok izlenen video, en çok satılan oyun... Neden en çok? En'imizi oluşturamama korkusu bu. Dayatılanı sorgulamıyoruz, çünkü o bir en. Bir de olayın içi boş veya dolu olma durumu var ki o daha fena. Başkalarına olan tavırlarımız en’lere odaklandığı için durup bir kendimize bakmaktan aciziz artık.
Biraz sevdiğimden, biraz da dilinden anlayabildiğim bir eğlence aracına geçmek istiyorum şimdi de. Bilgisayar oyunlarına... Nedir bilgisayar oyunu? Neden hala var, kitap, sinema ve tiyatro varken? Sadece beyni uyuşturmaktan ibaret mi? Tek kelime ile değil. Oyun oynamayı çiftlik oyunları, balık veya bilimum hayvan bakma oyunları, salak shoot 'em up, oyunlarından ibaret sananlar ve aynı zamanda bu saydıklarım ve devamını, sadece ve sadece bunları oynlayanlar, lafım size. Siz kalıplarla yaşamaya ve uyuşturulmaya devam edin. Bi köşeye gidin ve orda kalın. Oyun oynamayı çubuk sallamaktan, sahte gitar çalmaktan başka bir şey olmadığını sananlar ve ayrıca bunları hergün yapanlar da aynı şeyi yapabilirler. Şimdi geçelim oyunların büyüsüne.

Madem bilgisayar oyunlarından bahsedicektim, niye hayal gücü dedim, eğlence dedim? Çünkü bazı oyunlar var ki şu günlerde, çok çalışmayan hayal gücümüze bi destek çıkmakta, harekete geçirmekte. Ama öncelikle bişeylerin çalışıyor olması şart, yoksa yalnız "aaa, silah gördüm."e dönebilme durumu var. Bu noktada empati kurma, rol yapma devreye giriyor. Eğer ki girebiliyorsa ve misal Deus Ex oynarken kolunuzu bacağınızı mekanik aletlerle değiştirdiğinizde "aaa, güçlü oldum" yerine "acaba insanlığımdan feda etmeme değer miydi?" sorgusu aklınızdan geçebiliyorsa, veya misal S.T.A.L.K.E.R. oynarken Zone içindeki hayatta kalma yarışında yaptıklarınızın doğruluğuna bakabiliyorsanız, veya misal Bioshock oynarken biraz fazla ADAM için herkesleri ezip geçmek yerine, bi durup etrafa bakınıp o yıkık ütopyadaki yerinizi merak ediyorsanız, veya misal Civilization oynarken bir nükleer bomba atmak eyleminde adamın şu kadar birimi yok oldu hesabı yerine orda dramatik olarak düşmekte olan nüfus sayısının sonuçlarını kafanızda canlandırabiliyorsanız, veya misal Mirror's Edge oynarken hoplayıp zıplamanın eğlencesini bi kenara bırakıp, "ben olsam..." diyebiliyorsanız veya başka bir sürü şeyde biraz olsun hayal edebiliyorsanız, kendinizi o mitleri dinleyen eski insana biraz olsun benzetmiş olabilirsiniz belki de.
Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
| Yorumlar |
ertan çoban yazdı
güzel olmuş eline sağlık...oyun ve hayal zaten bir arada olmazsa olmaz... ama bir yorum yapıcam diye, ben niye bir sürü şey dolduruyorum? biraz zahmetli olmuş ama böyle bir yazar için değerdi. Tekrar eline sağlık...
|
|