çentik









İçmenin Oktoberfest Hali...

Özetle mutlaka bir kere gidin. Euro Youth Hostel’de kalın. Sabah erken gidin. Akşama kadar takılın. Hostele dönün. Barda devam edin. Barmenlerle iyi anlaşın. İçin çok için zira gençsiniz ve bir daha olamayacaksınız.

 

Senin için bu sefer ne yaptım tahmin et? Acun misali düştüm yollara şu Oktoberfest şeysi neymiş anlatmaya. Evet, sırf senin için. Yoksa bunun bira içmeyi seven bir insan olmamla, üniversite hayatımız boyunca “la gitsek ya Münih’e” filan gibi sohbetlerimizle, son bilmem kaç aydır durmaksızın devam eden iş-mesai-ev üçgeniyle veya iş için o sırada Almanya'da bulunmamla alakası yok. 

Nedir efendim Oktoberfest? Azıcık festival bilen, azıcık bira seven bir insansanız duymamış olmanız zor. Almancıkların sırf bira içmeyi sevmelerinden sebep napsak napsak diye düşünüp durdukları bir eylül-ekim döneminde yaratmış olduklarını sandığım bir festival. Zamanında kendi aralarında başlamış ama günümüz şartlarında ultraenternasyonel bir hal almış durumda. Pür bilgi verme yeterliliğinde görmediğimden daha çok tecrübelerimi aktarıvereceğimdir.

Öncelikle gitmeden iyi bir bütçe organizasyonu çekmelisiniz! Fiyatlar yılın diğer dönemlerindeki ortalamanın yaklaşık 3 katı filan. Bu sebepledir ki ona göre ayarlayın paracıkları...
 
Uçak bileti işine girmiyorum çünkü sağolsun Pegasus candır şu ara fiyatlar konusunda herkesin dostu konumundalar, burada verilecek ekstra bir bilgi bırakmıyorlar.
 
 
 
Onun yerine kalacak yer mevzularına başlıyorum. Hostel dediğiniz mevzu benim tatillerimin en sevdiğim kısmı haline geldi. Ama delicesine kalabalık bir organizasyonun bulunduğu bir şehre gidiyorsanız bu acı verici hale gelebiliyormuş. Gitmeden önce baktığınız hiçbir hostelde yer bulamazsanız o zaman kramplar yaşayabiliyormuşsunuz. Ama pes etmemelisiniz! Bütün bulduğunuz hostellere mail atmalısınız. Zira eğer benim kadar şanslıysanız en beğenilen hostelde bir adet yatak bulma fırsatına sahip olabilirsiniz. Tabi odayı 9 farklı insanla daha paylaşıyor olmayı kafanıza takmıyorsanız.. Neyse efendim kalınacak yerleri 3 hostelle özetleyebiliriz: Jaeger’s Munich, Wombats City Hostel  ve en önemlisi (çünkü benimki) EURO YOUTH HOTEL. Efendim bunların üçü de aynı sokakta yan yana dizili 3 hostel, tren istasyonun dibinde, yürüyerek festival alanına 5, merkeze 15 dakika mesafede. Bulundukları bölge bir Türkseniz azıcık sıkıcı olabiliyor, çünkü sizden orada çok var ve hayli nahoş tipler. Ama bunlara takılmamak lazım çünkü hostellerin 3’ü de buna değer. Özellikle Euro Youth Hotel’de sıkılma şansınız hiç yok. Çalışanlar resepsiyonistten, temizlikçiye, mutfaktakinden bardakine muhteşem ötesi insanlar. Bir tanesi bile Alman değil, hepsi anadili İngilizce olan ülkelerden hostele kalmaya gelen ve orayı çok sevip orada yaşamaya ve çalışmaya başlayan şahıslar. Ama onlarda olan sizde olmayan bir şey sebebiyle kendilerine küfretmenize sebep oluyorlar: çalışma izni. Eğer ondan bir tane de bende olsaydı şu an bu satırları size çok uzaktan yazıyor olurdum. Neyse özetle Münih’e giderseniz kesin orada kalın derim hatta giderseniz benden bahsedin “USA’nın tersten okunuşu” derseniz onlar anlar.
 
Kalacak yer konusunu hallettiğimize göre gerisi kolay. Ne yenir kısmına geleceğimizi sandınız değil mi? Ama hayır siz içmeye geldiniz, yemeye değil. Yani ben öyle yapmıştım ve ne yenir konusunda en ufacık bir fikrim bile yok. Hosteliniz size zengin bir açık büfe sunmasa da kahvaltı konusunda çeşitli alternatifler sunuyor. Hadi yine iyisiniz.. Öğle ve akşam yemekleri için festival alanında bilimum çeşitte yiyecek mevcut. Wurst denilen sosis-sucuk benzeri olayları denenebilir, kebap-döner yenebilir, Pretzel denilen simidimsi bir şeyleri var o yenebilir – ki mideyi en az yoranı o olduğudan benim tercihim o yöndeydi.
 
 
İçmek mevzusu... 14 adet çadır dedikleri, aslında çadırla yakından uzaktan alakası olmayan kocaman yapıları var bunların. Devasa dağ evleri gibi düşünebilirsiniz. Bunların içine ve dışına uzun piknik masalarının yerleştirilmesiyle ortam içemeye hazır hale getiriliyor. Biralarımız 1 litrelik bardaklarda getiriliyor, takribi 9.20-9.70 euro arasında değişen fiyatlarla sizlere sunuluyor. Bira almaya yeterli görülmeniz için mutlaka bir masada oturmanız gerekmekte, ayaktaysanız boşuna garsonu çağırmayın Alman disiplini size geçit vermeyecektir. Siparişinizi veriyorsunuz ve o hengame ve kalabalıkta İstanbul’daki bir barın 3 katı bir hızla biranız geliyor, parayı veriyorsunuz ve ardından “Prost!” . Merak edenler için en sevindirici haber olarak şunu söylemeliyim ki tuvaletler hiç mesele değil, hem beklediğinizden çok daha temiz hem de sıra sandığınızdan çok daha az. Asayiş pek çok zaman berkemal. Eğer bir taşkınlık yaparsanız, yani masaya çıkar ya da üstünüzü başınızı çıkarmaya başlarsanız filan güvenlik gelip size bir sarı kart çıkarıyor ve tekrarı gelirse düdükler eşliğinde çadırı terketmek zorunda kalıyorsunuz. Nasıl oluyor bilmiyorum ama çadır içinde ya da dışında bir tane bile kavga görmedim. Evet kusan, sızan, sapıtan çok var ama kavga eden yok. Sabahın 9-10’un başlıyor içme mevzuları. Servis akşam 10’a kadar devam ediyor ve saat 11’de çadırlar kapanıp insanlar yaka paça dışarı atılıyor. Burada da Alman disiplini tabi ki devrede. 14 çadır var dedik farkları nedir ya da hangisinde içilmelidir sorusunun cevabı basit: hangisinde yer bulabilirseniz:) Çünkü haftasonu - özellikle benim şansıma denk gelen İtalyan haftasonunda- festival alanı kalabalık ötesi ve çadıra girmek gerçek bir azim istiyor. Tabi yanınızda hostelde çalışan lokalleşmiş arkadaşlarınız olursa pek çok şey daha kolay olur (yine bkz. Euro Youth Hotel). En iyi biralar tabi ki Augustiner-Festhalle’dekiler. Ama en meşhurlardan bir diğeri Hofbräu Festhalle. Yeterince içerseniz zaten hepsi aynı tadı vermeye başlayacağı için çok takılmayın derim. Saat 11’den sonra hostelinize döndüğünüzde artık shot zamanı. Jägerbomb dedikleri bir olay var. Jägermeister dolu bir shot bardağının yarıya kadar enerji içeceği dolu başka bir bardağın içine atılması ve tek lokmada tüketilmesiyle bünyeye dahil oluyor. Bunlardan da 3-4 bir şey aldıktan sonra sizi durdurana aşkolsun diyoruz.
 
 
 
Kadınları bağlayan noktamıza geldik: alışveriş. Efendim gelen insanların ilk aldıkları şey Bavyera kostümleri. Herkes ama herkes bunlardan giyiyor, 7’den 77’ye. Lakin bunların fiyatlarından bahsettiğim şu dakikalarda vereceğiniz tepkilere dikkat edin: erkekler için 200, kadınlar için 150 euro civarında para ayırıyor olmanız lazım bu kostümler için. Kiralanabilecek bir yer görmedim ben, herkesler hatıra diye alıveriyor. Ama onu alacağıma 3 gün daha kalırım orada diyebilirsiniz bazıları gibi(burada oklar yazarı gösteriyordu). Bayanlar yanında beyaz kısa kollo gömlek ve renkli bir elbise, erkekler kareli gömlek, şort ve pantalon askısı götürsün kafi bence. Hediyelik alacaklarınız pahalı festival zamanı. Hediyelikçiler yerine kitapevlerini filan tercih ederseniz daha uygun şeyler bulabilirsiniz.
 
Nereleri gezelim konusunda şöyle bir tavsiyem olacak: http://www.newmunichtours.com/ Kendileri pek çok şehirde ana dili İngilizce olan ve bir süredir o şehirlerde yaşayan rehberler eşliğinde turlar düzenleyen bir şirket. En güzel olayları ücretsiz yürüyüş turları. Şehrine göre 3-5 saat arasında en temel yerleri gezdiriyorlar sonrasında rehberinize gönlünüzden kopan miktarda bahşiş takdim ediyorsunuz. En azından nereleri gezmeniz gerektiğiyle ilgili ilk aşamada fikriniz olabiliyor, yeni insanlarla tanışıp tatilin sonrasında beraber gezecek insanlar bulabiliyorsunuz vs. Yürümeyi seviyorsanız bence kaçırmamanız gerekir. Ayrıca pek çok rehber göze gönle hitap eden cinsten. İlgilenenlere duyurulur. Münih için benim rehberim Kevin diye bir arkadaştı – ki şiddetle tavsiye edilir diyebilirim:)
 
 
Özetle mutlaka bir kere gidin. Mümkünse haftaiçine koordine olun. Euro Youth Hostel’de kalın. Sabah erken gidin. Akşama kadar takılın. 10’a kadar kalmadan kalkın. Hostele dönün. Barda devam edin. Barmenlerle iyi anlaşın, ucuza için. Sizi diğer hostellerin barlarına götürsünler (nşa bilekliğiniz olmadığından alınmazsınız ama sağolsunlar bunu da hallediyorlar). İçin! Çok için! Zira gençsiniz ve bir daha olamayacaksınız.
 
 

 *Fotolar için ntvmsnbc'ye teşekkürü borç bilirim.

Editör / Yazar : Asuman Çakıroğlu
Kategori : Seyahat Gezi İnceleme Kolu
Tarih : 01.10.2011 00:27:55

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
0f0e (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Asuman Çakıroğlu - Diğer 10 Yazısı

Burkum Burkum Adam
Azıcık moral bozukluğu yaşıyor ve bunu basamak basamak artırmak istiyor ve hatta şu ara azıcık ilgi çekmeye ihtiyacım var ama nasıl melankolik olurum diyorsanız. İşte size 1 adımda nasıl depresyona girerim rehberi. Bir Damien Rice albümü edinin ve dinleyin.
O Geliyor... Samsung Galaxy Nexus!
O kadar zaman oldu telefon işindeyiz daha kimseye bir faydamız olmadı doğru dürüst. Artık pamuk elleri bu konuda klavyeye uzatmakta fayda var. Her ne kadar gönlümün kıymetlisi ömrü hayatımı çürüten iPhone olsa da bu sefer başka bir telefonla ilgili yazıvereceğim.
Aşkın Sırdan Hali...
Kısa kesiyorum, oyun güzel, oyunculuk güzel, dekor güzel. Tek kötü şey şu Cevahir sahnesi. O salona alternatif üretilene kadar pes etmeden yazacağım. Kim kaale alır bilinmez. Neyse özetle bir değişiklik yapayım tiyatroya gideyim derseniz bu oyuna gidin, memnun kalın, bana teşekkür edin. Şimdi gidin...
Ve hep birlikte SOL'dan çıksalar!...
Daha diyecegim cok sey var aslen ama yaziktir, gunahtir diyor icimdeki yurdum insani. Bu sebeple yaziyi da ozet tutuyorum. Sadece gitsem mi acaba diye dusunen varsa onlara sunu diyorum: “Asla ve kat’a”....
YOL'unu bul!
Asıl mesele gezmek değil yeğen, gezgin olmak ve yolu yaşamak. Çünkü filmde Daniel’ın dediği gibi “You don’t choose a life. You live one”
İçmenin Oktoberfest Hali...
Özetle mutlaka bir kere gidin. Euro Youth Hostel’de kalın. Sabah erken gidin. Akşama kadar takılın. Hostele dönün. Barda devam edin. Barmenlerle iyi anlaşın. İçin çok için zira gençsiniz ve bir daha olamayacaksınız.
Portakal Rengi Gün Işığı..
Onun yerine ajandamızın “izle!” kısmına girmeye hak kazanmış bir “düşüncelilik” filminden bahsedeyim bu yazımda. Filmimizin adı “oranges and sunshine”.
En Pirenses Konserler!...
Yavaştan tıngırdayan müzikler eşliğinde kadın seslerini sevdiğim yaştayım... Arkalarda bir yerlerde bir piyano, bir gitar, mümkünse flüt filan gibi bir şeyler essin hafif hafif...
Maçın Adı: Türkiye
2010 sen ne güzel senesin. FIBA sen ne yücesin demek istiyorum öncelikle. Bizlere muhteşem ötesi günler yaşatan, maçlar izleten Basketbol Federasyonu'muzu da ayrıca öpüyorum buradan.
Yiğidim Aslanım U2'm
“I still haven't found what i'm looking for
Varacağım Yer Hvar!...
Arkadaş! Bu yaz “bacak” yapmış!... Kızlarımız giymişler minilerini ve ultra süper yüksek topuklarını geziyorlar etrafta. Bünye bunları düşünmeyip Converse’e alternatif sadece babet götürdüyse yanında azıcık mahçup oluyor haliyle.





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası