çentik









İlk Günüydü Bayramın

saatler süren “ayaküstü" sohbette hayatlara dair, aynı olan ruhların, rüzgara savurup kurtulmak istediği ömürler döküldü dudaklardan. denize karşı bir çay içip de muhteşem manzaranın tadını çıkarmaktı dinlenme bahanesi. derin tınılar sundu yanımdaki, tıpkı onda olduğu gibi benim de kulaklarımdan ruhuma dolan...

sanki orada ikimiz için hazır bekleyen bir büyü varmış gibi....

ilk günüydü bayramın. benim bayramımın da ilk günü olduğu gibi. ağır, sakin, sessiz bir hava, telaşlı büyüklerin, sevinçli küçüklerin gürültülerine nazaran... içinde kocaman, dışında küçücük olan, telaşlı, sevinçli adamın yanında ağır, sakin, sessiz bir kadın. bir türlü denk gelemeyen buluşma gerçekleştiğinde yapacakları uzun bir yürüyüştü. katranlarını kotraların demirli durduğu denize kusacakları, varana kadar tanışmaya dair cümlelerin geçeceği uzun bir yol. gerçi tanışma cümleleri çok da kullanılmayacaktı. ne gerek olabilirdi ki aynı ruhu taşıdığın diğerinle – ruh ikizi, eşi dedikleri bu olsa gerek – göz teması yeterken... saatler süren “ayaküstü” sohbette hayatlara dair, aynı olan ruhların, rüzgara savurup kurtulmak istediği ömürler döküldü dudaklardan. denize karşı bir çay içip de muhteşem manzaranın tadını çıkarmaktı dinlenme bahanesi. derin tınılar sundu yanımdaki, tıpkı onda olduğu gibi benim de kulaklarımdan ruhuma dolan... evet, tıpkı albümün ismi gibi, acının sesleriydi bunlar, ikimizin de içindekilerle eşdeğer... ayrı bir dünyaya girmiştim, özü hissettiğim, tozuna kadar gerçek olan dünyamın merkezinde, benim olduğunu hissettiğim bir yerde, tanıdığım seslerle, ruhumu kıymetlendiren bir eşle beraberdim, olmam gereken halde, olmam gereken yerdeydim. sessizlik içinde oturup denizi seyrediyordum. bir yandan müzik, bir yandan dalga sesleri... yarım yamalak hatırladığım bir anıyı, tek kalemde siler gibi unuttuğumu fark etmem gecikmedi. dalgalar her gelişinde serin serin ruhuma dokunuyor, giderken sıkıntıdan başka bir işe yaramayan acıları yıkayıp geri dönüyormuş gibiydi. binalarla örülü bir kıyıydı karşıdaki. gördüğümse dünyanın diğer ucuna dokunan bir ufuk çizgisi... geçsek yepyeni bir hayata başlayacakmışız, sanki orada ikimiz için hazır bekleyen bir büyü varmış gibi.... sakin denizden başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda gördüğüm kara bulutlar bir fırtınanın yaklaştığını söyledi. gök kararacaktı. biliyordum, yine milyonlarca tilkiyle koyacaktım başımı yastığa. ve dalgalar gibi, gel-gitlerim olacaktı yine. ve bana yaşattığın huzur hayattan istediğim tek şeydi.

Editör / Yazar : S. Fırat Kaya
Kategori : Köşe Yazıları
Tarih : 07.10.2009 18:03:55

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
4dc0 (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

S. Fırat Kaya - Diğer 10 Yazısı

gökboyası
doğaya da burunlarını soktular. sıkıldılar çiçeklerin renklerinden. 'kökboyası'nı yanlış anladılar,köklerine suni boya kattılar.
Yan Benimle
lakin ben bir türlü rahat edemedim senin donuk, soğuk gözlerinde. benim oralara ait olmadığımı içime içime sokan bir şeyler vardı. bensiz yapamazmışsın gibiydi her hareketin, oysa yan yana geçirdiğimiz zamanların dışında bensizdi her nefesin. şimdi gelmiş, yine benim kollarımda ağlıyorsun. belli, yine yorulmuşsun.
Adalardan Bir Yar Gelir Bizlere
deniz de pek dalgalı bu aralar, maazallah vapur seferleri iptal olur, işinden gücünden, okulundan geri kalırsın. bu mevsimde rüzgar da bir fena, kalelerini yıkıverir alimallah.
Boza ve Kremalı Bisküvi
kokusuyla kandırmayı denedi ama tadı yanıltmadı, senin aksine. gök sarardı, su bulandı, bisküvi hışırdadı, midem guruldadı, gözlerin pörtledi, betin benzin attı.
Zamansız Meditasyonlar
geçmişin fırtınasını durdurmaya çalışıyorum. benim olmayan zamanlarda amaçsızca geziniyorum. bir tarafım batak, bir tarafım ak. korkularımızın sinsi yılanı kalplerimize sokuluyor gece vakti.
Uluslararası Sev Beni
uluslararası sev beni hayatım. uluslarası sev ki buluşamayalım; oraya mı gitsek burada mı otursak sıkıntısı çekmeyelim. uluslarası sev ki saçını boyadığında, makyaj yaptığında çemkirmeyeyim. dışarıya çıkarken ne giydiğin, kimlerle görüştüğün umrumda olmasın. sağdan soldan bakıyorlar diye cıngar çıkmasın. ben de bir haltlar yerken senin ruhun duymasın.
Uzun Mesafe Çağrısı
şüpheliyim bu kalbin varacağı nihayetten. dokun diyorum sana; bu kadar gürültünün içinde duyamıyorsun ki, ne demeye çalıştığımı anlayasın. kalıp izah edemiyorum ki; iyi hissetmiyorum, o yüzden gitmeye devam ediyorum. nefesimin ucundasın, diyemiyorum ki
Ölümsüz
bakışların 'Ş', bir kereye mahsus, salt sende gördüğüm... sıcak, sevecen, ötesi... gideceğini söylediler. biliyordum, yaşadığın yere dönecektin. bunda bir gariplik yoktu zaten. öyle değilmiş, ne de kolay söyleyiverdiler: “evlenecek!
Saybians
yanıp da bitmeyen köz vari tütün mü bulsak, buldursak? saçma. içmemek? kolaydı!
tezahur-u nihai
peki ya karısı? ömrünün yarısını paylaştığın bir adamdan ne diye ayrılınır? huysuz olduğu için? çekilmez olduğu için? dövdüğü için – ki dövemez, öyle bir gücünün olmadığı afaki.
Sükûnet
koşma be adam! kimsenin bir yere gitti yok. duruyor orada işte. saçmalama be adam! sana geldiği de yok. ya gelirse mi? ya gelmezse? gidecek zaten be adam, adın gibi biliyorsun. tanımadığın isimlerin, anlamadığın dillerle yaşadığı bir diyara gidecek...





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası