çentik









Köpekdişi Hayat Kurtarır!

Erkek çocuğumuz babasının işyerindeki güvenlik görevlisine verilen para karşılığında seks yapıyor, ki aslen onun bile ne olduğundan haberdar gözükmüyor. Sadece ihtiyaçtan. Kediler görüp görebilecekleri en vahşi ve öldürücü canlı olarak biliniyor. Ve evden sadece köpek dişleri çıktığı zaman dışarı çıkabilecekler.

Haneke sevenler bilirler(gerçi sevmeyenler de bilebilirler) kendisinin nevi şahsına münhasır bir “rahatsız etme” huyu mevcut. Bir Funny Games’i vardır ki yarebbim izlerken hem bir yandan içiniz kıyılır(aç olmak kapsamlı değil tabi) hem de filmin sonunda böyle haz mı desem ne desem bilemediğim garip bir tatmin duygusu olur içinizde. Tabi bunda filmin başrol oyuncularından Michael Pitt’in göze gönle hitap eden yapısının etkisi de olabilir. Gene küçük bir parantez açıp filmin oyuncularından Tim Roh’un başrolde oynadığı Lie to Me adlı diziyi de tavsiye etmeden geçemeyeceğim. Merak etmesi muhtemeller için ilerleyen günlerde belki bir yazı yazabilirim. Neyse konumuz Haneke üzerinden Lanthimos’tu ki daha ismi şu an ilk kez geçiyor yazının içinde. 
 
 
Evet, bu Lanthimos efendi aynı Haneke’nin Funny Games de yaptığı gibi bizi öyle bir rahatsız ediyor ki film süresince ve sonrasında durup durup düşünüyorsunuz. Ama yanlış anlaşılma da olmasın sadece rahatsız edici olmaları kesişim kümesi. Filmimiz Dogtooth – Köpek Dişi- ismiyle ve grafiksel bir afişle karşımıza çıkıyor. Toplamda baba, anne, 2 kız ve 1 erkek çocuk(yetişkin)’den oluşan çekirdek ailemiz dağ başı diye tabir edebileceğimiz izbe bir yerde kocaman kocaman çitlerle çevrili bahçeli, havuzlu ama pembe panjursuz bir evde yaşamaktadır. Şimdiye kadar panjurları eksik olsa da oh ne güzel hayat diyebileceğimiz bir görüntü çizdiler değil mi?Ama değil işte. Bu evde baba’mız hariç kimse o çitlerin dışına adımını atamıyor, baba’mız ise sadece arabasına binip dışarı çıkabiliyor. Çünkü dışarısı çok tehlikeli bir yer. Evdekiler için hazırlanmış bir sanal gerçeklik var. Çocuklar bizim için çok normal olan şeylerden habersizler. Başlarının üzerinden geçen uçaklar yere düşüp oyuncak olabiliyor, anneleri bir köpek doğurabiliyor, televizyon sadece onların çektikleri videoları izlemeye yarıyor, telefonun varlığından bile haberdar değiller. Bu bana birazcık İstanbul’da yaşayan ama denizin varlığından haberdar dahi olamayan insanları hatırlattı. Erkek çocuğumuz babasının işyerindeki güvenlik görevlisine verilen para karşılığında seks yapıyor, ki aslen onun bile ne olduğundan haberdar gözükmüyor. Sadece ihtiyaçtan. Kediler görüp görebilecekleri en vahşi ve öldürücü canlı olarak biliniyor. Ve evden sadece köpek dişleri çıktığı zaman dışarı çıkabilecekler. Ve oynadıkları oyunlarda sürekli kendilerini geliştirmeye çalışıyorlar. Eterle bayıldıklarında ilk uyanan kazanır, kaynar suyun altında elini en uzun süre tutan kazanır gibi gibi.
 
 
Diğer yandan ağızdan çıkanlar çok dikkat çekici. Annelerinin bir kasete okuduklarından öğreniyorlar kelimeleri. Mesela deniz kolları tahtadan deri bir koltuk aynı evlerinin salonundaki gibi ya da gezinti yerleri kaplamak için kullanılan bir malzeme olabiliyor. Vajina ise klavye. Büyük babalarının söylediği şarkı –ki kendisi Frank Sinatra olup Fly Me To The Moon isimli şarkıyı seslendirmektedir- çocukları aman ne kadar da çok birbirimizi seviyoruz vb. cümlelerle aktarılır. Anne ve baba tarafından onlar için yaratılan sanal gerçekliğin en önemli uzantısını oluşturuyor bu dilsel mevzular. Pek çok başka şey de yine ağızdan çıkanlarla öğreniliyor. 
Filmde az da olsa cinsellik var. Ama bu gerçekten sanat için yapılan cinsten rahatsız edici ve hastalıklı bir cinsellik. Sadece erkek çocuğumuzun cinsel ihtiyaçlarının karşılanması, kızların ilerleyen safhalarda erkeğe sunulması ve sadece babanın dışarı çıkma “hak”kına sahip olması tam bizlik aslında, ataerkil yani. Bütün bunlara rağmen ailenin mutlu bir aile imajı da çiziyorlar. Çocuklar durumdan rahatsız değiller. Evimizin hanımının neden ve nasıl buna razı olduğunu bilmesek de er’inin sözünden çıkmıyor o da garip bir şekilde.
 
Anlatmaya kalksam çok ayrıntı var filmde. Şimdi ben anlattım diye izlememezlik yapmayın. Eminim her izleyen farklı bir noktasına takılacaktır. Bu bin türlü keşmekeşi olan, sürekli bir misyonla kendini aşma çabasındaki dış dünya insanları gerçekten halimize şükretmeli miyiz bilemiyorum. Ama filmin sonunda bekleyecek, bekleyecek ve belki umduğunuz sonucu görecek belki de yıkılacaksınız. Kısaca izleyin, hem Funny Game’i, hem Lie to Me’yi hem de Dohtooth’u.
 
*Film isimlerini İngilizce yazmış olmamı hoş göreceğiniz ümidindeyim, zira çeviri konusunda pek başarılı bir millet değiliz.
 

Editör / Yazar : Asuman Çakıroğlu
Kategori : Kültür & Sanat
Tarih : 10.06.2010 20:44:14

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
f102 (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Asuman Çakıroğlu - Diğer 10 Yazısı

Burkum Burkum Adam
Azıcık moral bozukluğu yaşıyor ve bunu basamak basamak artırmak istiyor ve hatta şu ara azıcık ilgi çekmeye ihtiyacım var ama nasıl melankolik olurum diyorsanız. İşte size 1 adımda nasıl depresyona girerim rehberi. Bir Damien Rice albümü edinin ve dinleyin.
O Geliyor... Samsung Galaxy Nexus!
O kadar zaman oldu telefon işindeyiz daha kimseye bir faydamız olmadı doğru dürüst. Artık pamuk elleri bu konuda klavyeye uzatmakta fayda var. Her ne kadar gönlümün kıymetlisi ömrü hayatımı çürüten iPhone olsa da bu sefer başka bir telefonla ilgili yazıvereceğim.
Aşkın Sırdan Hali...
Kısa kesiyorum, oyun güzel, oyunculuk güzel, dekor güzel. Tek kötü şey şu Cevahir sahnesi. O salona alternatif üretilene kadar pes etmeden yazacağım. Kim kaale alır bilinmez. Neyse özetle bir değişiklik yapayım tiyatroya gideyim derseniz bu oyuna gidin, memnun kalın, bana teşekkür edin. Şimdi gidin...
Ve hep birlikte SOL'dan çıksalar!...
Daha diyecegim cok sey var aslen ama yaziktir, gunahtir diyor icimdeki yurdum insani. Bu sebeple yaziyi da ozet tutuyorum. Sadece gitsem mi acaba diye dusunen varsa onlara sunu diyorum: “Asla ve kat’a”....
YOL'unu bul!
Asıl mesele gezmek değil yeğen, gezgin olmak ve yolu yaşamak. Çünkü filmde Daniel’ın dediği gibi “You don’t choose a life. You live one”
İçmenin Oktoberfest Hali...
Özetle mutlaka bir kere gidin. Euro Youth Hostel’de kalın. Sabah erken gidin. Akşama kadar takılın. Hostele dönün. Barda devam edin. Barmenlerle iyi anlaşın. İçin çok için zira gençsiniz ve bir daha olamayacaksınız.
Portakal Rengi Gün Işığı..
Onun yerine ajandamızın “izle!” kısmına girmeye hak kazanmış bir “düşüncelilik” filminden bahsedeyim bu yazımda. Filmimizin adı “oranges and sunshine”.
En Pirenses Konserler!...
Yavaştan tıngırdayan müzikler eşliğinde kadın seslerini sevdiğim yaştayım... Arkalarda bir yerlerde bir piyano, bir gitar, mümkünse flüt filan gibi bir şeyler essin hafif hafif...
Maçın Adı: Türkiye
2010 sen ne güzel senesin. FIBA sen ne yücesin demek istiyorum öncelikle. Bizlere muhteşem ötesi günler yaşatan, maçlar izleten Basketbol Federasyonu'muzu da ayrıca öpüyorum buradan.
Yiğidim Aslanım U2'm
“I still haven't found what i'm looking for
Varacağım Yer Hvar!...
Arkadaş! Bu yaz “bacak” yapmış!... Kızlarımız giymişler minilerini ve ultra süper yüksek topuklarını geziyorlar etrafta. Bünye bunları düşünmeyip Converse’e alternatif sadece babet götürdüyse yanında azıcık mahçup oluyor haliyle.





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası