çentik









Masa da Masaymış Ha!

Deneme

Anladım ki, ben sizin salona yalnızca kablosuz bir ağ aracılığıyla bağlanabiliyorum sevgilim!

Ve ne sen bunun farkındasın ne tt.net farkında... Açıkçası ben de yeni fark ediyorum...

İşten eve koşuyorum, otobüs durağından evin kapısına kadar sebepsiz sırıtıyorum, bir telaş içindeyim sanki bir randevum var ona yetişiyorum...

O kara kuru kutuyu açıyorum alelacele, montu masanın üstüne atıyorum, beni sana ulaştıracak şifreyi giriyorum, biliyorum ki nettesin bu sefer, bu sefer büyük hissediyorum!

Velhasıl, fena bir yanılsama içindeyim, sanıyorum ki senleyim. Hâlbuki, ki açmak gerekirse, hâl bu ki; msnleyim...

Seni online görüp, on dakika aynı dijital çatı altında kalmak ve birçok sefer sana bir şey söylemeden çıkmak ve bundan mutlu olmak -orada bir yerde olduğunu bilmekten sevinç duymak- bir tedavi gerektiriyor olmalı, mutlaka...

O turuncu ışık ne kadar aydınlatabilir bu karanlık odayı, inan ben de bilmiyorum ve sevgilim yanıyor bedenimin ta içi, anladım ki, buna ilaç olamaz sen dâhil hiçbir çevrimiçi...

Bir gün mutlaka gerçek bir masada oturmalıyız senle; pencereden gelen ışığı koymalız masaya, üç kere üç dokuz eder, dokuzu koymalıyız mesela.* Bir şiir okumalıyım, gözlerine bakarak güldürmeliyim seni, o aptal ve sarışın dijital ikonu hiç görmeden. Saçını kulağının arkasına atarken elini görmeliyim, ince beyaz parmakların tutmalı kadehini, sıcaklığını senin artırdığın bir oda sıcaklığında, bizi dinden uzaklaştırmayacak kadar kırmızı şaraplar içmeliyiz. Yüksek tavanlı -tavanında işlemeler olan- eski bir binada geçmişten konuşmalıyız ve gelecekten, neş’eye doymalıyız . Biraz yemek yemeliyiz sonra kaşığı ağzına götürürken seyretmeliyim seni, ağzım açık, bir Cumartesi akşamı.. Sanki bir daha hiç pazar olmayacak gibi alışveriş yapmalız, sende ne varsa artık bende, bende ne varsa... Susmalıyız sonra, altın gümüş paritesinden (değerdeşliğinden) uzak derin bir sükût kaplamalı bu yorgunluğun üstünü ardından biraz yürümeli, şaraptan kızarmış yanaklarının kırmızısını daha da belirginleştirecek ışıklı bir bahçede birer yorgunluk kahvesi içmeliyiz...

İlla âşık olmamız da gerekmiyor, belki sonunda sevmeyiz de birbirimizi, görüşmeyiz belki bir daha, ama bir sefer yapmalıyız bunu, bu sefer yapmalıyız...

Gerçek bir masada oturmalıyız senle 1 gün, kahverengi tahta bir masa, beyaz bir örtü belki üstünde... Loş bir ışık ya da sadece bir mum belki, sözsüz bir müzik eşliğinde bir Cumartesi akşamı bizden konuşmalıyız... Ne yapmak istiyorsak hayatta koymalıyız masaya**

O Allah’ın cezası aydedeyi göndermeden iyi geceler demeliyim sana bir kez... Yaşadığını hissetmeliyim ve yaşadığımı...

Bir monitör karşısında, hikâyeler biriktir(e)meden, yaşamadan yaş almak sensizlikten de feci bir şey...

O yüzden öpmeliyim şaraptan kızarmış yanaklarını ve el sallamalıyım seni götüren arabanın ardından. Hem kim bilir öpmeyiz belki bir daha birbirmizi, hiç görüşmeyiz, unuturuz o akşamı kim bilir...
 
*, **: Edip Cansever’e saygıyla...
 
 

Editör / Yazar : Ümit Buget
Kategori : Köşe Yazıları
Tarih : 26.05.2009 23:43:29

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
8372 (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Ümit Buget - Diğer 10 Yazısı

“14 Şubat, Habur ve El Arabası
Fasülyeden alacağınız enerjinin ciddi bir bölümünü ona ulaşmak için harcadığınız bir “yoklar memleketi
“Japonlar Toyota Gibi Adam mı?
'Kara Sevda'yla 'Domates, Biber, Patlıcan'la tavan yapan ve hâlâ aynı sıcaklıkta devam eden Türk-Japon ilişkilerine darbe vurmak istemem, ama Japonların çok zeki adamlar oldukları bir şehir efsanesinden ibaret zannımca!
“Tayyip Erdoğan'ın Yol Haritası
Bazen siz çok istediğinizde ve kafi derecede gayret gösterdiğinizde hayat topu önünüze yuvarlayıverir... Hagi'li bir takım, basiretsiz bir belediye başkanı, artık istediğinizi elde etmek için neye ihtiyacınız varsa!
Noel Amca!
İlk zamanlar o renkli ampüllerini, nehir gibi akan ışıklarını, suçu-günahı olmayan geyiklerini, sevmedim desem yalan olur, ama bir pijlik vardı o gevrek gülüşünde, sen gülerek sevenlerdensin değil mi Noel Amca?
Yağmur yağsa, şimşek çaksa...
Meğer sözlerini “sırılsıklam" diye hatırlamaya çalıştığım melodi Teoman'ın “Paramparça"sının nakaratıymış.. Bu şarkının Ortaçgil versiyonu, sabahtan yatana kadar aynı şarkıyı dinleyen kulaklarımız için hoş bir mola olabilir diye düşündüm.
Zafer Sokak 26 Numara
Melin Ailesi'nin Ayvalık macerası, 1990'da Zeytinköy Sitesine gelişleriyle başlamış.. Melinler, dostları Filiz Ali’den öğrenmişler 26 Numara’nın satılık olduğunu.. Evi aldıklarında takvimler 1998’i gösteriyormuş, Bursa Anıtlar Kurulu’ndan restorasyon izni almaları da aynı yıla denk geliyor...
Ramazan şerbeti, referandum ve Tanrı!
Alışveriş güzeldi. Biraz bira, bir Ramazan Şerbeti, sucuk ve Tahsildaroğlu peynir aldık... Birayla Ramazan şerbetini aynı sepette görmek hoşuma gitti. Ben Ramazan şerbetine fena halde takmış vaziyetteyim, ara ara olur bu.
Önce insanım ben!
Hem böyle yapınca ne Yılmaz Özdil gibi kendimi zorlayıp Gazze için bir şeyler yapmayı alaturka bulmam gerekiyor ne de insanlık dışı bir saldırıda yanıma Hitler'i alıp ne kadar İsrailli varsa topyekûn üstlerine saldırmam...
Sevgili Günlük!
“Ölmedikçe, yaşat umutları, Bir dala tutun her zaman. Eğer, hiç ağaç kalmamışşa, etrafta, Bir ağaç dik hatta” dedik, kendimize.
23 Nisan, 23 İnsan
Bir 23 Nisan'da daha; Başbakan olacak bir çocuk, bir başkası Cumhurbaşkanı, öteki Milli Eğitim bakanı, beriki bilmem nerenin belediye başkanı.
Bu Bir Nisan Yazısıdır!
Şanslıdır şair. Her aşk kayıp giderken avuçlarının arasından, birkaç şiiri unutur şairin cebinde. Mutlu biten bir aşkın beyaz atlı prensi olmayı yeğ tutar mıydı şair, dillerden hiç düşmeyen bir şiir yazmaya bilinmez, ama kârı şiirse şairin hiçbir aşk zarara uğratmaz onu.





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası