çentik









Minnie: Audrey Hepburn

En iyi film kategorisinde de olmak üzere toplam 3 dalda Oscar'a aday ve bu seneki If Bağımsız Film festivali'nde (11-21 Şubat) ödüllü filmlerden oluşan hit filmler kapsamında da yer alacak olan filmle ilgili bakın festivalin resmi web sitesinde neler söylenmiş:

Yönetmen : Lone Scherfig
Senaryo : Nick Hornby
Görüntü Yönetmeni :  John De Borman
Kurgu : Barney Pilling
Oyuncular : Carey Mulligan, Peter Sarsgaard,Olivia Williams, Alfred Molina
IMDB Puanı:7.7

Ödüller: 2010 BAFRA:En İyi Kadın Oyuncu (Carey Mulligan),  2009 Sundance Film Festivali: Dünya Sineması Görüntü Ödülü, İzleyici Ödülü, İngiliz Bağımsız Film Ödülleri: En İyi Kadın Oyuncu (Carey Mulligan), Hollywood Film Festivali: Yılın Kadın Oyuncusu, Berlin Film Festivali, Toronto Film

“action is character. if you never did anything, you wouldn’t be anybody”
                                                                                 Jenny’nin edebiyat hocası

1961 yılında geçen 16 yaşında güzel ve akıllı genç bir  kızın hikayesi “ an Education”. Jenny,namı diğer Minnie  Londra Twickenham'daki evinde Juliette Gréco   dinleyerek Fransızca şarkılar söylemektedir bir yanda da elinde Oxford’a gitmesini sağlayacak olan Latince sözlüğü ile birlikte… İçinde bulunduğu dönemde ,60’lı yıllarda ,baş kaldırı,isyan,protesto gibi kelimeler henüz gündemde yok pek tabii  ve yine çiçek çocuklar henüz türemediğinden olsa gerek Jenny odasında kendi başına, Çello’su elinde günün birinde gitmeyi hayal ettiği Paris’i ve daha renkli  bir hayatın hayallerini kurmaktadır. Tipik  yağmurlu ve gri  bir Londra gününde Jenny'nin rutin hayatı kendisi için uygunsuz bir aşık olan 30 yaşlarındaki David 'in gelişiyle ters düz olur.

Dönüşüm öncesindeki liseli Jenny  ve sonrasındaki  Audrey Hepburn

Şehirli ve zarif David, kızın aşikar beğenisinden güven alarak, Jenny'nin tutucu ailesi Jack ve Marjorie'  de  etkiler  ve yaşça büyük oluşu gibi dezavantajlarını görünmez hale getirmeyi başarır. Jenny öyle bir hale gelir ki tipik Türk filmlerinde görmeye alışkın olduğumuz zenginlik ve görkemin büyüsüne kapılan küçük hanımefendi rolüne bürünür ve daha büyümeyi başaramamış küçük Jenny ve aşktan ziyade katıldığı klasik müzik ,jazz konserleri,müzayedeler, dans partileri,filmler,Paris gezisi  uğruna Oxford’tan ve  hayallerinden vazgeçer.


Jenny,Okul müdüresi ile hayatın anlamı  üzerine yaptıkları konuşması sırasında eğitimin neden gerekli olduğu ile ders çalışmanın ve öğretimin sıkıcı olduğu konusunda isyan ederken….


 “boring! studying is hard and boring..  teaching is hard and boring.. so what you're telling me is to be bored and bored and finally bored again, but this time for the rest of my life.. this whole stupid country is bored.. there's no life in it, or colour, or fun. it's probably just as well that the russian are going to drop a nuclear bomb on us any day now.. so my choice is to do something hard and boring, or to marry my jew, and go to paris and rome and listen to jazz and read and eat good food in nice restaurants and have fun. it's not enough to educate us anymore, mrs walter. you've got to tell us why you're doing it.”
                                                                                                                                                      Jenny


Bu ruh hali, ta ki David’in evli ve çocuklu olduğu gerçeğini keşfedilmesine dek devam eder.Bu esnadan sonra Jenny yaptığının farkına varır ,pişman olur ve okula geri dönmek ister.Tartıştığı okul müdiresi ve edebiyat hocası sayesinde Jenny içine düştüğü kuyudan kendini kurtarmayı başarır.

Aşağıdaki sahnede Jenny’nin rahat bir hayat yaşaması uğruna olaylara tepkisiz kalan ailesinin dramını görmekteyiz.

En iyi film kategorisinde de olmak üzere toplam 3 dalda Oscar’a aday  ve bu seneki If Bağımsız Film festivali’nde (11-21 Şubat) ödüllü filmlerden oluşan  hit filmler kapsamında  da yer alacak olan filmle ilgili bakın festivalin resmi web sitesinde neler söylenmiş:” Jenny yi canlandıran Carey Mulligan ın, başında bir kitabı dengede tutmaya çabaladığı sahneler, bir Audrey Hepburn filmiyle karşı karşıya olduğumuz izlenimini yaratıyor.. Oxford Üniversitesi ne gitmeye hazırlanan başarılı bir öğrenci, çello ustası olmaya aday bir müzik tutkunu ve yaşının ilerisinde bir bilgeliğe sahip Jenny, kendisinin iki katı yaşında, fırsat düşkünü, ama son derece çekici bir adam olan David le tanışır ve hayatı değişir .Sıradışı rollerin oyuncusu Peter Sarsgaard ın canlandırdığı David in Jenny ye oynadığı baştan çıkarma oyunu, bilindik masumiyetin kirletilmesi hikayelerinden çok farklıdır. Orta sınıf ailesinden ya da sivilceli yaşıtlarından öğrenemeyeceği bir dünyanın bilgisini yutmaya hazır bir genç kadının en başından kabullendiği alternatif bir eğitimdir ikilinin arasındaki bu oyun. Jenny nin aşktan bahsederken, sürekliliği olmayan bir şey için bu kadar büyük sözler söylenmesini anlamsız bulması, David le ilişkisinin bir tür eğitimden başka bir şey olmadığının bilincinde olduğunu gösteriyor. Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca filmiyle tanıdığımız Lone Scherfig in yönettiği ve Nick Hornby nin senaryosunu yazdığı film, İngiliz gazeteci Lynn Barber ın anılarına dayanıyor. An Education (Aşk Dersi), iki yıl önce izlediğimiz Oscar lı film Juno ya benzer bir şekilde ergenlere saygı duyan ender filmlerden.”


Bütün bunların haricinde filmle ilgili olarak yapılacak bazı eleştirlerde yok değil. Filmi çeken yönetmenimiz Lone scherfig’in  büyük bir derdi var;  emeksiz kazanılan para, rahat bir hayat uğruna yapılan yanlış tercihler, ebeveynlerin yanlış olanı onaylaması vs. konuların mesaj kaygısı taşınarak gözümüze sokulması “hnnmm bu doğru bu yanlış şeklindeki “ müdahaleleri filmin bağımsızlıktan uzaklaştırarak ve yer yer izleyici sıkabiliyor.


Klişe bir sonla ve AVATAR gibi güçlü rakipleri karşısında en iyi film Oscar’ını alabilme ihtimali zayıf gözüken filmle ilgili olarak  aklımda kalacak olan görüntüler sanıyorum Juliette Gréco  fon müziği eşliğnde yapılan her türlü Paris promosyonuna inat gri ve yağmurlu yaşamak istediğim şehir Londra ve müthiş İngiliz aksanı.

David ve Jenny Paris’te Senn nehri önünde…

“Dışarı çıktığım çocuklardan biri bir keresinde bana Paris’e gelip gelemeyeceğimi sordu.Ve ona söyledim .Ona aşık olmak isterdim.Paris’i görmek için ölüyordum.Daha önce hiç gitmemişim gibi.”
                                                                                                                                    Jenny
 

Editör / Yazar : Begüm Eda Şahin
Kategori : Kültür & Sanat
Tarih : 11.02.2010 10:46:24

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
2ef7 (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Begüm Eda Şahin - Diğer 10 Yazısı

Batumi
Ben giderim Batum'a da……
TEMAS'a Geçtik
Her biri kendilerine ait 11 şarkıdan oluşan ilk albümleri 'HAYATA DOKUN' ile Türk Rock Müziğine aranılan taze kanı getireceğine inandığımız yepyeni bir grup ile tanıştırıyoruz sizleri: “TEMAS
Minnie: Audrey Hepburn
En iyi film kategorisinde de olmak üzere toplam 3 dalda Oscar'a aday ve bu seneki If Bağımsız Film festivali'nde (11-21 Şubat) ödüllü filmlerden oluşan hit filmler kapsamında da yer alacak olan filmle ilgili bakın festivalin resmi web sitesinde neler söylenmiş:
Once
Once'ı bu kadar özel yapan nedir ya? Filme hakim olan samimiyet ve içtenlik belki de….
Baharı özleyenler için: "Güz Kumpanyası"
Grup üyeleri de kumpanyalarını da paylaşıma dayandırıyor ve bakın nasıl tarif ediyorlar yaptıkları müziği: “Bizi insan yapan bir kaç duygunun türdeşliği! bu dengeyi “bu topraklardan" fışkırıvermiş, buraların deneyiminden süzülmüş makamlarda, ezgilerde koklamak. Bu kokunun peşinde, bir esrikliktir, alıp başını gitmek.
Ayın Filmi: 'Çingeneler Zamanı'
Kusturica'ya göre, zengin-fakir, Doğu-Batı gibi zıt dünyaların çelişkisini konu alan hikaye, bugün her zamankinden daha geçerlidir. Kusturica, filminde gerçekliğin dayanılmaz ağırlığını gerçeküstüyle dengelemiştir ve nasıl bir zamana tanıklık ettiğimizi anlatmıştır. Bu anlattığı, 'Çingeneler Zamanı'dır...
Filmekimi programı belli oldu…
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 17-25 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Filmekimi bu yıl iki sinemaya ve iki hafta sonunu içerecek şekilde dokuz güne genişliyor.
Ayın Filmi: Yine Düştük Yollara
“Hüznün sayısız tonu, bir çok yüzü vardır; çiçekler, kuşlar, rüzgarlar gibi. Ben bazı yakın arkadaşlarım aracılığıyla, hüznü, sevgi ve kederi anlatmaya çalıştım; her ne kadar bazıları tarafından anlaşılmaz ve inanılmaz bulunsa da
Bana bir masal anlat Miyazaki...
Miyazaki'nin uçsuz bucaksız dünyasının kapısını aralayarak bu filmi mutlaka izleyin! Çünkü içinde ne ararsanızc: “masumiyet, aşk, korku, kan, domuza dönüşen anne ve baba, arkadaşlık...Her şey “ var. Aynı zamanda zıtlıkların birbirinin içinde nasıl barındığını da görebiliyoruz filmin içinde.
Modern Zamanlar: İnsan Ve Makine Karşı Karşıya!
1930'lu yıllardaki Büyük Ekonomik Buhran sırasında makineleşmenin de etkisi ile bozulan ekonomik ve toplumsal koşulları, artan işsizlik sorununu dile getiren bu film Charlie Chaplin'in ilk kez 1914 yılında yarattığı Küçük serseri (Şarlo) tiplemesine dayanan son filmdir.
Bırakın Kanımıza Girsinler!





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası