çentik









Mucize var mıdır Memet Abla? (Röportaj)

Bizim akademide birinci sınıftayken yaşandı o olay, edebiyatta psikososyal incelemeler dersinde, ilk öyküm tartışılıyor. Neyi anlatmak istemiş yazar diye sordu profesör, ben el kaldırdım, söyledim ne anlatmak istediğimi, 'otur, yanlış' dedi.Tabi sonunda kahkahalar yükseldi anfiden...

 

Hikaye, insanın her şeyi unutup, yaşadığına şükretmesidir, yalnız olmadığının kutup yıldızıdır. Kör geceye sıkılmış kurşundur. Düğümü çözmese de, ses getirir...'' Ayşe KİLİMCİ

 
ÜB: Genç yaşta başlayan ve uzun sayılabilecek bir yazın geçmişi, öykülerinizin aldığı ödüller... Yazar öykülerde kendini yazmaz ama kendinden de yazar. Biz bu öykülerde ne kadarını gördük Ayşe Kilimci’nin? 
 
AK:Başkalarını söylerken, kendini söyler, derunundakini söyler. Siz daha bendenizin pek azını gördünüz, ben de öyle. Hayatın ilmini almaya, kendimizi tanımaya ve kendimize koyulmaya daha yeni başlıyoruz.
Gerçek hayatta yapamadığım kahramanlıkları hikaye kahramanlarıma yüklemiş de olabilirim. Bu kadarcık hakkım da olsun artık.
 
ÜB: Bir seferinde 3-73 yaş arası ‘çocuklar için edebiyat’a ağırlık vereceğinizi söylemişsiniz! Bir başka yerde de; “Üç çocuğum var, ikisi kız biri oğlan, bi de ben ediyor dört çocuk.” Ayşe Kilimci neden herkesin çocuk kalmasını istiyor? Faydası ne olur çocuk kalmanın?
 
AK: Unutmak için iyidir, çocuk tez unutur derler hani. Herkesin çocuk kalmasını değil de, bu hayatın akışına uymaz çünkü, içinizde bir nokta kadarcık bile olsa çocuk saflığı, gür güveni, rengi, sevecenliği olsa, fena mı olur?
Silinmek istenen çocukluklar da var bu arada, zor geçen çocukluğa kim dönmek ister?
Ben kendi saflık ve güvenirliğimi çocuklukla perdelemek istemiş olmalıyım, bunu söylerken.
 
ÜB: Üniversitede Edebiyat Fakültesi'nde, sizin Varlık’ta yayınlanan bir öykünüz tartışılıyor ve siz bir fikir belirtiyorsunuz, kabul görmüyor, oldukça eğlenceli bir öykü, hikayeyi bir de sizden dinleyebilir miyiz?
 
AK: Bizim akademide  birinci sınıftayken yaşandı o olay, edebiyatta psikososyal incelemeler dersinde, ilk öyküm tartışılıyor. Neyi anlatmak istemiş yazar diye sordu profesör, ben el kaldırdım, söyledim ne anlatmak istediğimi, ‘otur, yanlış’ dedi.Tabi sonunda kahkahalar yükseldi anfiden, o da ayrı. O öğretmenle yakın dost olduk sonradan. Ama ben de bir şey öğrendim, sen biliyorsun, öyle sanıyorsun diye o anlam taşmayabilir öyküden, çok iyi anlatırsan doğrusunu sen söylemeden herkes anlar zaten.
 
ÜB: Ayşe Kilimci, gençken kimleri, neleri okudu, bir ustası ya da örnek aldığı biri var mıydı? Şimdi kimleri okuyor?
 
En iyileri okudu, hala öyle ediyor. Bütün büyük edebiyatların, bizim sesimizi andıran seslerin okumasanız sizin de eksik kalacağınız yapıtlarını okudu. Ömrün farklı dönemlerinde okuduğunuzda farklı tadlar alıp farklı algıladığınızı keyifle fark ettiğiniz her zaman yeni ve çok katmanlı baş yapıtları okudu. Ustalar çok, Çehov, Tolstoy, Sait Faik, Refik Halid Karay, Halid Ziya Uşaklıgil, Cumalı, öykünün dışında şiirde, romanda, öyle ustalar, öyle zirveler var ki, insan eline kalem almaya korkuyor.
 
Şimdi gene eski ustaları ve onlara yaraşır yazan gençleri okumaktan tad alıyorum. Başta şiir olmak üzere, öykü de onun peşisıra, bayrağı götürecek yetenekleri gördükçe, mutlu oluyorum, huzur buluyorum. Şimdilerde şiirde Ertan Yılmaz, Binhan Keskin, öykü ve romanda Özen Yula, Sadık Yemni, Kevser Ruhi, Sezer Ateş, Sibel K.Türker, Cihan Aktaş severek okuduklarım, daha genç ve daha çok dalda kalem oynatanları da çok seviyorum.
Pek güzel sunulan, dayatılan, ancak satırları içime kurşun gibi akıp donanları da ne etsem sevemiyorum…
 
ÜB: Attilâ İlhan; "İzmirli bir kız var, sağlam hikâyeler yazıyor. İyi hikâyeci olacak" demiş sizin için. Buket Uzuner’e. Genç bir yazar adayı olan Uzuner, bunu biraz kıskandığını söylüyor bir yazısında, sizin de böyle tatlı rekabetleriniz olur mu? Keşke bu öyküyü ya da bu makaleyi ben yazsaydım dediğiniz?
 
AK: Olmaz mı? Benim de Buket’te özendiğim ne korkusuzluklar, ne derin damıtılmışlıkları ve yazdıkları vardır, en başta kişiliğine bayılırım. Bazı yazarlarla aynı kan grubundan oluyorsunuz, farklı dalda yazsanız da. Bunlar önceki kuşak yazarlar da olabilir. Onların ömürlerine, çıkışlarına, yazdıklarına imreniyorsunuz, bu olmasa olmaz zaten.
Kendinizi aşamazsınız. Dipli köklü bir heves şart, her sanat dalı için. Ama o dönem ben de arayı iyice açmıştım, haklılar, on dokuz yaşında kitap mı bitirilir, otuz yıl sonra bile tek satırını değiştirmeyip yeni baskıya verdiğiniz çapta?
 
Bırakın bilinen adları, günlük gazete yahut dergilerde bile beni etkileyen öykü yahut yazı için ah etmişliğim vardır, ama, bir şey daha yaparım, açar kutlarım, elinize sağlık derim, keşke ben yazmış olsaydım da derim. Geçende oldu daha, 12 Eylül için Evren’e mektup yazmış bir hanımefendi, Taraf’ta, iki saat ağladım ve yazıp bunu söyledim. ’Sen orada, ben burada çocuk kaldık Erdal’ son tümcesini yazarken bile gözlerim doluyor şimdi.
Demek olay, doğru bakış, güzel söyleyiş, buna kim imrenmez?
 
ÜB: Ayşe Kilimci edebiyatı, üslubu üstüne bir tasvir istesem, nasıl bir çerçeve çizersiniz?
 
AK: Üslubu adının önüne geçmiş, derim. Bu büyük sorumluluk. Bir çizgiyi erken yakalamış
sanız, artık dönüş yok, hep o sınırı zorlayacaksınız, hep çalışacaksınız. Toplumcu gerçekçi çizgide, halk diline, söyleyişine yaslanan, hikaye yazma sorumluluğuyla, üstelik kimsenin böyle bir şey istediği yokken sizden, yirmidört saat hikaye düşünüp, hikaye söylemek, kolay iş değil, bilen bilir…Neyse ki, çene bol, çıkın yüklü, eh, güzel konuşan insanlar elinde büyümek de en büyük şansımız…Bundan sonrasını sorardım ben olsam… Bundan sonra dili zorlamak var, daha farklı söylem ve yazı türleri var.
 
Fuara bir sürü yeni kitabım çıkıyor masal, öykü, fantastik çocuk romanından tutun, antoloji, yemek kültürü, şiir , deneme gibi farklı yollarda at oynatmışım.
 
 
ÜB: Hazır Tüyap kitap fuarı demişken, biraz da okuyucu buluşmalarına gelmek istiyorum. Tek başına bir odada yazdığınız yazıların o duvarları aşması, sizin bilmediğiniz ama sizi ve kitaplarınızı bilen insanlarla buluşturması nasıl bir duygu? 
 
Odada tek başına olduğumu kim söyledi? Cümbürcemaatiz. Eski kahramanlar, yeniler, yazılacak olanlar, hadi diye dürtenler, aşk olsun diye küsenler…
Bazen okurlar resim yollar bana, evlerinde, kitabımı nerde okumuşlar, çekerek, ya da okurken, ne sevinirim… Birgün, Sevdadır her işin başı öykü kitabım bir nikahta şeker niyetine dağıtılmış, geldi buldu beni, üstünde badem şekerleriyle hala saklarım.
Bir hayalden yola çıkıp, dünyaya sahici olarak düşmek, sonra evlerin kapısını tıklatmak içeri girip kendine yer açmak, hiç tanımadığın insanların cebinde, çantasında, gönlünde yer edinmek ve ruh kardeşliği kurmak, ne güzel, ne gönendirici şey, ben dünya zenginiyim. Hele Ayvalık’ta, Karun’um, Perşembe pazarında bir genç adama takı seçiminde yardım ederken, sağolun seçiminiz de hikayeleriniz gibi, deyince bana nasıl şaşırmıştım…
 
ÜB: 'Yeni Moda Aşklar'da. “Aşk, komutanım, dellenmektir, arzederim!” diyor,bir kahramanınız; “Tüfekten yana müdafaasız kalınan meydan savaşı”, diyor bir başkası; “Anarşinin Allahı, kendine hükümsüzlük, amenna onursuzluk” diyor diğeri…Ayşe Kilimci ne diyor aşk için?
 
AK: Akıl harici bir iştir diyor. Ama öyle bir iştir ki, her aşkta sanırım dünya yeniden kurulur.
Dermansız, fermansız, zamansız , Allahsız ve amansız bir iştir, keşke her kula nasip olsa. Aşık olanın eline aklına gönlüne bet bereket gelir, her işi güzel tutar. Keşke iki kuşak öncesindekiler ve başımızdaki siyasiler de sıkı aşıklar olsaydı da, bu hallerde, daraçlık ve umarsızlıkta olmasaydık.
 
ÜB: Dizilerden öğrenmeye çalıştığımız bir yakın tarihimiz var;‘Ah Benim Akortsuz Kalbim’de, 1968′den 12 Eylül’e bir dönemi anlattınız. Bu dışa vurum o döneme dair acılarınızı azaltmaya yetti mi?
 
AK: Niyetim oydu, ama, azaltmadı, çoğalttı…Hani eteğimizdeki taşı dökünce, içimizi oyan sancı anlatılınca azalırdı? Değilmiş… Üstelik, o dönemi yaşarken şimdi olduğu kadar farkında değilmişiz demek. Otuz yıl sonra dönüp  bakınca, hele bir de yıllarca kapağını açmadığım o sahici günlüğü  yayına hazırlayınca, bir acım beş oldu, üstümüzden nasıl bir tankın, nasıl bir acımasızlığın geçtiğini daha iyi anladım. Gidenler, erkenden biçilenler onu da anlamadı.
Umarım o günleri yaşamayanlar da anlasın, anlamalılar.
 
ÜB: Aynı kitapta "Dünya bilim ve sanatta alıp başını giderken, birilerinin bizimle, bizim yeldeğirmenleriyle cenk etmekten, bir arpa boyu yol alamadığımızın da masalı." Bu kısır döngümüz hiç bitmeyecek mi?
 
AK: Biter, bitiyor, kara gün kararıp kalmaz, iyi gelir hükmünü kurar, yoksa yaşanmaz. Dünya umudun ve iyinin de dünyası, zulüm öfkesini alsa da insanlıktan, geçiyor, daha iyiye evriliyor dünya. Bir arpa boyu yol belki demokraside alamadık, insan haklarında, barışta, hem içte hem dış barışta, olsun, bu da bir değirmendi, öğütüldük, çöpü gitti, unu kaldı, rüzgar da yanımıza kar kaldı. Öğrendik. Bedeli bu kadar ağır olmasa daha iyiydi. Kaç arpa boyu yollar aldık aslında, bilimde, sanatta, dünyayla baş etmede. Kör topal zamanlar ve siyasetler geride kaldı, siyasetsizlik de. Ben yeni zamanlardan umutluyum.
 
 
ÜB: Bir yandan böyle söylerken Aslında umut önemli bir olgu Ayşe Kilimci’nin kaleminde. Umudun acıyı sonsuzlaştırdığını söyleyenler de var. Gelecekten umutlu musunuz? Ya da sizin kitabınızın ismiyle sorarsam; bir mucize olabilir mi Memet Abla?
 
AK: Hayat mucize zaten, kadınlar aşkla ve doğurmayla erkeklerden önce farkına varıyor mucizenin, canında deneyerek. Siz biz tek tek mucize değil miyiz? Dünya bir mucize değil mi? Müzik, şiir, sonsuzluk da mucize, asıl mucize aşk ve akıl, e daha ne?Umutsuzluk kimseye hiçbir dönemde yakışmayan bir iş, böyle bir lüksümüz yok, kimsenin yok.
Körükörüne mucize bekleyici de olmayalım elbet ama, umuttan  da kesilmeyelim. Ananem hep, 'dile gelen olagelir' derdi, iyi diyelim, iyi olsun. Tabii dilemenin yetmediği zamanlar, işler de var, o fasıllarda da akıllı olalım, esaslı akıllı ama, eser miktarda değil…
 
 
Ayşe Kilimci Kimdir? 
 
Ayşe Kilimci 1954'te İzmir'de doğdu. İzmir Kız Lisesi'ni ve Ankara'da Sosyal Hizmetler Akademisi'ni bitirdi. Yazmaya küçük yaşlarda başladı. 1976'da yayınlanan İlk kitabı "Yapma Çiçek Ustaları"yla büyük başarı kazandı. Çağdaş öykücüler arasında kendine sağlam bir yer edindi. Yunus Nadi, Abdi İpekçi, Haldun Taner ödüllerini ikişer kere kazandı.Yurt dışında antoloji ve dergilerde yeraldı, kitapları yayınlandı, öykü ödülü kazandı. 
 
 
ESERLERİ 

ÖYKÜ:
Yapma Çiçek Ustaları (1976)  
Sevdadır Her İşin Başı (1983) 
Sevgi Yetimi Çocuklar (1987) 
Gül Bekçisi (1989) 
Yeni Moda Aşklar Destanı (1997) 
Mucize Var mıdır Mehmet Abla (2002) 
Şu Ölüm Dedikleri (2006)
Ah Benim Akordsuz Kalbim(2007)
 


ÇOCUK KİTAPLARI:  
Benim Adım Çocuk (1989)                              _ Armağanım bir fare
Elimizdeki Işık (1990)                                    _  Aynalı Elmas Hanım
Çöp Kraliçe (1990)                                        _  Dikkat, kuş aranıyor.
Masal Ektim Umut Biçtim (1991)                     _ Olimpos’ta bir kuş var
Dikenci Karga (1991)                                     _ Kuşların kurtardığı masallar
Gül Kız (2003)                                              _ Benim kendimin  sözlüğü
Kahraman Balkabağı (2003) 
Padişah Çatlatan Horoz (2003) 
Nar Masalı (2003) 
Merhaba Dünya (2004) 

RÖPORTAJ/İNCELEME 
Anadilinde Çocuk Olmak (1998) 

ÖDÜLLERİ:  

1982 Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Ödülü Öykü mansiyonu Sevdadır Her İşin Başı ile  
1990 Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Ödülü "Kanadı Gümüşlü Kuş" öyküsü ile 
1989 Gülhane öykü ikincilik ödülü.Hangi İstanbul öyküsü ile.
1995 Yunus Nadi Öykü Ödülü Yeni Moda Aşklar Destanı ile 
1989 Yunus Nadi Ödülü Anadilinde Çocuk Olmak ile
1999 Haldun Taner öykü ikincilik, Aktör öyküsü ile
2000 Yılı Haldun Taner öykü ödülü birincilik, Yıldızları Dinle öyküsü ile
2001 Yıldızları Dinle öyküsüyle, Forum Femmes Mediterranee öykü ödülü(Marsilya)
 
 
Kitap fuarında çıkacak olan kitapları;  Meğer Mutfak Bir Masalmış (yemek kültürü/anı, Oğlak yayınevi)
_ Tencere dile geldi, ben ona şaşıyorum.  “ “  Oğlak
_ Kadından, sakıncalı (Antoloji, Şenocak)
_ Sinemamız iftiharla sunar (Tudem)
_ Tencerede çarıklar (masal) Pupa
_ Beni babam doğurdu    
_ Gökkuşağını kim boyar?
 
 
 

Editör / Yazar : Ümit Buget
Kategori : Haber Anket
Tarih : 18.10.2009 15:21:48

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
e6e0 (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Ümit Buget - Diğer 10 Yazısı

“14 Şubat, Habur ve El Arabası
Fasülyeden alacağınız enerjinin ciddi bir bölümünü ona ulaşmak için harcadığınız bir “yoklar memleketi
“Japonlar Toyota Gibi Adam mı?
'Kara Sevda'yla 'Domates, Biber, Patlıcan'la tavan yapan ve hâlâ aynı sıcaklıkta devam eden Türk-Japon ilişkilerine darbe vurmak istemem, ama Japonların çok zeki adamlar oldukları bir şehir efsanesinden ibaret zannımca!
“Tayyip Erdoğan'ın Yol Haritası
Bazen siz çok istediğinizde ve kafi derecede gayret gösterdiğinizde hayat topu önünüze yuvarlayıverir... Hagi'li bir takım, basiretsiz bir belediye başkanı, artık istediğinizi elde etmek için neye ihtiyacınız varsa!
Noel Amca!
İlk zamanlar o renkli ampüllerini, nehir gibi akan ışıklarını, suçu-günahı olmayan geyiklerini, sevmedim desem yalan olur, ama bir pijlik vardı o gevrek gülüşünde, sen gülerek sevenlerdensin değil mi Noel Amca?
Yağmur yağsa, şimşek çaksa...
Meğer sözlerini “sırılsıklam" diye hatırlamaya çalıştığım melodi Teoman'ın “Paramparça"sının nakaratıymış.. Bu şarkının Ortaçgil versiyonu, sabahtan yatana kadar aynı şarkıyı dinleyen kulaklarımız için hoş bir mola olabilir diye düşündüm.
Zafer Sokak 26 Numara
Melin Ailesi'nin Ayvalık macerası, 1990'da Zeytinköy Sitesine gelişleriyle başlamış.. Melinler, dostları Filiz Ali’den öğrenmişler 26 Numara’nın satılık olduğunu.. Evi aldıklarında takvimler 1998’i gösteriyormuş, Bursa Anıtlar Kurulu’ndan restorasyon izni almaları da aynı yıla denk geliyor...
Ramazan şerbeti, referandum ve Tanrı!
Alışveriş güzeldi. Biraz bira, bir Ramazan Şerbeti, sucuk ve Tahsildaroğlu peynir aldık... Birayla Ramazan şerbetini aynı sepette görmek hoşuma gitti. Ben Ramazan şerbetine fena halde takmış vaziyetteyim, ara ara olur bu.
Önce insanım ben!
Hem böyle yapınca ne Yılmaz Özdil gibi kendimi zorlayıp Gazze için bir şeyler yapmayı alaturka bulmam gerekiyor ne de insanlık dışı bir saldırıda yanıma Hitler'i alıp ne kadar İsrailli varsa topyekûn üstlerine saldırmam...
Sevgili Günlük!
“Ölmedikçe, yaşat umutları, Bir dala tutun her zaman. Eğer, hiç ağaç kalmamışşa, etrafta, Bir ağaç dik hatta” dedik, kendimize.
23 Nisan, 23 İnsan
Bir 23 Nisan'da daha; Başbakan olacak bir çocuk, bir başkası Cumhurbaşkanı, öteki Milli Eğitim bakanı, beriki bilmem nerenin belediye başkanı.
Bu Bir Nisan Yazısıdır!
Şanslıdır şair. Her aşk kayıp giderken avuçlarının arasından, birkaç şiiri unutur şairin cebinde. Mutlu biten bir aşkın beyaz atlı prensi olmayı yeğ tutar mıydı şair, dillerden hiç düşmeyen bir şiir yazmaya bilinmez, ama kârı şiirse şairin hiçbir aşk zarara uğratmaz onu.





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası