çentik









Atma Ziyaaa!... Atlama Nadiaaa!...

Kendime yaşıt hatta küçük insanların başarılarını görüp hafif kıskançlık hissetmiyor değilim. 14 yaşında bu başarı nedir?... Ama şans bunlar. Anaokulunda kimse bizim okula gelip bana “seni meşhur edeceğim” demediyse bu benim suçum mu?

“En iyi jilet budur. Dünyanın bütün meşhurları bununla tıraş oluyor. İngiltere kralı,rahmetli başkan Kennedy, taçsız kral Pele, Backenbauer, kaleci Maier, Nadia Comăneci, Brigitte Bardot, Fenerbahçeli Cemil... Hepsi şöhretlerini bu bıçağa borçludurlar.” Çoğumuzun -yaş grubuna göre değişmekle birlikte- gençlik veya çocukluğunda gülmekten karnının ağrımasına neden olan bir filmdi Neşeli Günler. Müdavimleri ondan hala vazgeçemiyor. İşte filmin en akılda kalıcı karakteri Ziya’nın bana bu cümle sayesinde araştırma fırsatı tanıdığı Nadia Comăneci’den bahsedeceğimdir bu yazımda. Nadia’nın hayatındaki belki en önemli günün yıldönümüydü 18 Temmuz.

Nadia Comăneci kimdir diye soran nadir insanlardansanız, sizi de bizden yapalım önce. Nadia daha henüz anaokuluna gittiği sırada jimnastik yönünde sinyal yakmaya başlamış. Her gün en iyi arkadaşıyla yaptıkları gibi parandeler atarken yanına bir amcacık gelmiş (Béla Károlyi), “Gel seni çok meşhur yapacağım” demiş, tutmuş elinden, götürmüş antrenörlük yaptığı salona. Ama önce bir testten geçmesi gerekmiş küçük hanımın. Boyundan büyük denge aletinde yürümesi beklenmiş. Nadia da korkmuş, “çıkmam oraya, çok yüksek” diye ağlayarak annesinin yanına kaçmış... diyebilsek nasıl olurdu acaba? Bunun cevabını hiçbir zaman alamayacağız. Çünkü onun yaşındaki pek çok çocuğun aksine o sanki yolda yürüyormuşcasına rahat testi geçmiş. O günden sonra  haftanın 6 günü, günün en az 4 saatini alan çalışmalar başlamış. Nadia çabuk çiçek veren cinsten bir tohummuş.7 yaşında katıldığı Romanya Gençler Ulusal Jimnastik Şampiyonası’na katılan en genç sporcu olmasına ve sadece 1 senedir çalışıyor olmasına rağmen 13.sırada yarışmayı bitirmiş. Karşılığında koçundan bir oyuncak bebek eşliğinde “bir daha 13. olmak yok” öğüdünü almış. Zaten bir sonraki sene aldığı 1.lik ile de 13.lüğün artık onun için imkansız olduğunu göstermiş. İlerleyen yıllarda bu başarılar artarak artan bir ivmeyle devam etmiş.
 
 
1976’ya gelindiğinde kızımız 14 yaşında küçük bir hanımefendi olarak Montreal’de ilk olimpiyat deneyimini yaşamıştır. Böylesi güzel İLK’ler dostlar başına demeden edemeceğim. Kendisi asimetrik paralel performansı için piste çıkmış. Herkesin nefeslerini tuttuğu, “Sanki havadan bir okyanusta yüzüyor...” gibi yorumlar aldığı bir performans sergiler. Hemen gözler skorboarda çevirilir. İlk skorun gözükmesiyle “Aaa, nasıl olur? Bu şahane nasıl 10 üzerinden 1 alır?” gibi sorular milisaniyelik bir zamanda izleyicilerin aklından geçerken olay anlaşılır ki jüri Nadia’ya aslen “Kanka sana puanım 10”  demek istemiş. Fakat skorboardu yapan arkadaşlar zamanında hiçbir insan evladının 10 üzerinden 10 alabileceğini düşünmemiş ve 10 diye bir skorun girişin gösterilebileceği bir onlar basamağı yapmamış. Ve bu 1.0’lardan 7 tane daha alınca ortaya kocaman bir 1.0 çıkmış. Bu jimnastik tarihinde kimsenin bir tanesini bile başaramadığı 8 tane 10 puanı almış, altın madalyasını boynuna asmış. Sonrasında neşeli günler yaşamış, yaşatmıştır.
Kendime yaşıt hatta küçük insanların başarılarını görüp hafif kıskançlık hissetmiyor değilim. 14 yaşında bu başarı nedir?... Ama şans bunlar. Anaokulunda kimse bizim okula gelip bana “seni meşhur edeceğim” demediyse bu benim suçum mu? 
 

 

Editör / Yazar : Asuman Çakıroğlu
Kategori : Ekstrem Sporlar
Tarih : 25.07.2010 15:01:11

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
da47 (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Asuman Çakıroğlu - Diğer 10 Yazısı

Burkum Burkum Adam
Azıcık moral bozukluğu yaşıyor ve bunu basamak basamak artırmak istiyor ve hatta şu ara azıcık ilgi çekmeye ihtiyacım var ama nasıl melankolik olurum diyorsanız. İşte size 1 adımda nasıl depresyona girerim rehberi. Bir Damien Rice albümü edinin ve dinleyin.
O Geliyor... Samsung Galaxy Nexus!
O kadar zaman oldu telefon işindeyiz daha kimseye bir faydamız olmadı doğru dürüst. Artık pamuk elleri bu konuda klavyeye uzatmakta fayda var. Her ne kadar gönlümün kıymetlisi ömrü hayatımı çürüten iPhone olsa da bu sefer başka bir telefonla ilgili yazıvereceğim.
Aşkın Sırdan Hali...
Kısa kesiyorum, oyun güzel, oyunculuk güzel, dekor güzel. Tek kötü şey şu Cevahir sahnesi. O salona alternatif üretilene kadar pes etmeden yazacağım. Kim kaale alır bilinmez. Neyse özetle bir değişiklik yapayım tiyatroya gideyim derseniz bu oyuna gidin, memnun kalın, bana teşekkür edin. Şimdi gidin...
Ve hep birlikte SOL'dan çıksalar!...
Daha diyecegim cok sey var aslen ama yaziktir, gunahtir diyor icimdeki yurdum insani. Bu sebeple yaziyi da ozet tutuyorum. Sadece gitsem mi acaba diye dusunen varsa onlara sunu diyorum: “Asla ve kat’a”....
YOL'unu bul!
Asıl mesele gezmek değil yeğen, gezgin olmak ve yolu yaşamak. Çünkü filmde Daniel’ın dediği gibi “You don’t choose a life. You live one”
İçmenin Oktoberfest Hali...
Özetle mutlaka bir kere gidin. Euro Youth Hostel’de kalın. Sabah erken gidin. Akşama kadar takılın. Hostele dönün. Barda devam edin. Barmenlerle iyi anlaşın. İçin çok için zira gençsiniz ve bir daha olamayacaksınız.
Portakal Rengi Gün Işığı..
Onun yerine ajandamızın “izle!” kısmına girmeye hak kazanmış bir “düşüncelilik” filminden bahsedeyim bu yazımda. Filmimizin adı “oranges and sunshine”.
En Pirenses Konserler!...
Yavaştan tıngırdayan müzikler eşliğinde kadın seslerini sevdiğim yaştayım... Arkalarda bir yerlerde bir piyano, bir gitar, mümkünse flüt filan gibi bir şeyler essin hafif hafif...
Maçın Adı: Türkiye
2010 sen ne güzel senesin. FIBA sen ne yücesin demek istiyorum öncelikle. Bizlere muhteşem ötesi günler yaşatan, maçlar izleten Basketbol Federasyonu'muzu da ayrıca öpüyorum buradan.
Yiğidim Aslanım U2'm
“I still haven't found what i'm looking for
Varacağım Yer Hvar!...
Arkadaş! Bu yaz “bacak” yapmış!... Kızlarımız giymişler minilerini ve ultra süper yüksek topuklarını geziyorlar etrafta. Bünye bunları düşünmeyip Converse’e alternatif sadece babet götürdüyse yanında azıcık mahçup oluyor haliyle.





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası