O şimdi asker!
Sen gelmeden askere gitmem diye söz vermiştim, biliyorum.. Çünkü mektuplar yazmak vardı aklımda sana... Sana dayanarak katlanmak; 'yat kal sürün' maratonuna.. O hınzır sesinden, “Bugün ne oldu biliyor musun? la başlayan haberler dinlemek... Hem de ardımda bekleyen bir tabur askere aldırmadan, Allah biliyor.. Ama sen gelmedin ve yaşım otuza geliyor..

Ayvalık’a geldiğimizde yapabileceğim ne kadar iş varsa; burada, Burhaniye’de, Edremit’te, cümlesine başvurdum. Hiçbir sonuç alamayınca askerlik şubesine gittim! Komutan evvelki akşam sahura kadar çalıştığından henüz gelmemişti.. ben de dergileri karıştırdım ve bugünkü işimi buldum! İş bulamıyorum diye gittiğim askerlik şubesinde işi bulmuş lakin tecili de bozdurmuştum..
Sen gelmeden askere gitmem diye söz vermiştim, biliyorum.. Çünkü mektuplar yazmak vardı aklımda sana... Sana dayanarak katlanmak; ‘yat kal sürün’ maratonuna.. O hınzır sesinden günün gelişmelerini almak, “Bugün ne oldu biliyor musun?” la başlayan haberler dinlemek... Hem de ardımda bekleyen bir tabur askere aldırmadan, Allah biliyor.. Ama sen gelmedin ve yaşım otuza geliyor, ‘her-şey vatan için’ diyerek koşmak için genç bacaklara ihyacım var ve dönüşte her şeyle yeniden ‘yalnız’ başıma mücadele etmek için de...
Must’ın nerede kullanıldığını hiç bu kadar iyi anlamamıştım… Gidilmeli yani... Gelmesen de gidilmeli..
Hikayelerimi dinleyecek bir çift kulak, hikayelerini anlatacak bir çift dudak bulsaydım eğer, zarar vermezdim hiçbir orman mahsülüne... Lakin öyle görünüyor ki, gene beyaz kağıtları karartacağım, beyaz tutmak için içimi, çoktandır kendime yetiyorum, gelemedin diye üzme kendini, sen de ferah tut içini...
Burası enteresan bir memleket ne kadar çok çalışırsan çalış, düşünmeye fırsat buluyorsun gün akşama dönünce..
Uçsuz maviliklerin ucuna dolanan ak bulutlar, dinmek bilmeyen rüzgâr, tüm zorluklara rağmen yaşama üstündeki bitmek bilmen ısrar bile alıp götürmeye yetmiyor bu düşünce silsilesini...
Kentin yaş ortalamasının yüksekliğinden mi, yoksa belediyenin istisnasız hepsini anons etmesinden mi bilinmez, buranın hemen her gün düşündüğü meselelerden biri de ölüm!
“Ya yarın ölürsem?”
Neler eksik kalacak?
Yarın ölecek olsam, bugün ne yapmak isterdim?
Sevaplarımız günahlarımız geçer de cennete düşersek, herkes eşleriyle buluşacak biliyorsun!
Yani yarın ölürsem ‘yalnızlığım da sonsuzlaşacak’ demektir! Bedenim ilelebet onsuzlaşacak...
Demek ki sen eksik kalacaksın ilkin! Yani ben eksik kalacağım bir de...
Ama “Pişman mısın?” dersen, ikinci soru yani;
Yok be! O çalımı atardım yine o çocuğa, camdan beni izlediğini görünce... Yani pek bir pişmanlığım yok düne dönünce.
Bir çocuk sana vurmuştu, dizimi kanatmıştım sıcak takipte... Tereddütsüz gene düşerdim peşine, yine olsa... Çocukluğumu bırakmazdım sade, takıldığım o kaldırımda... Açıklığımı... Tek pişmanlığım budur...
Yani “Bu yol eve daha mı yakın?” diye sorduğunda “Hayır sana daha yakın” derdim, tek... Kendimi o yolun bizim eve gitmede ne gibi avantajları olduğunu anlatırken bulmak istemezdim, bir tek... Yani tek derdim, bu şekil büyümek! Böyle büyümenin bir yanı zaten ölmek... Yoksa gayrısı tamamdır.. Yoksa yaşamanın öte adıydı zaten seni sevmek..
Sen hiç posta kutuna bakmayacaksın ben sana hiç mektup yazmayacağım...
Hiçbir duvar gazetesinde büyük puntolarla yazmayacak gittiğimin haberi: ‘O şimdi asker’
Tek bir dua şansım olsa İbrahim Tenekeci’nin o dizelerini koyardım ellerimin üstüne ve bir kez daha mindere çıkmayı dilerdim, ‘kader denen o yiğit pehlivanla*’ seni bulmak adına, o çocuğu yeniden bedenime katmak adına, biraz daha 'zaman' isterdim:
“eline sağlık Tanrım leyla çok güzel olmuş
Tanrım eline sağlık dünya da güzel olmuş
keşke biraz ölmesem..**”
Buget
09/11/09
*Haşmet Babaoğlu
**İbrahim Tenekeci; Bir ki deneme şiirinden
Sen gelmeden askere gitmem diye söz vermiştim, biliyorum.. Çünkü mektuplar yazmak vardı aklımda sana... Sana dayanarak katlanmak; ‘yat kal sürün’ maratonuna.. O hınzır sesinden günün gelişmelerini almak, “Bugün ne oldu biliyor musun?” la başlayan haberler dinlemek... Hem de ardımda bekleyen bir tabur askere aldırmadan, Allah biliyor.. Ama sen gelmedin ve yaşım otuza geliyor, ‘her-şey vatan için’ diyerek koşmak için genç bacaklara ihyacım var ve dönüşte her şeyle yeniden ‘yalnız’ başıma mücadele etmek için de...
Must’ın nerede kullanıldığını hiç bu kadar iyi anlamamıştım… Gidilmeli yani... Gelmesen de gidilmeli..
Hikayelerimi dinleyecek bir çift kulak, hikayelerini anlatacak bir çift dudak bulsaydım eğer, zarar vermezdim hiçbir orman mahsülüne... Lakin öyle görünüyor ki, gene beyaz kağıtları karartacağım, beyaz tutmak için içimi, çoktandır kendime yetiyorum, gelemedin diye üzme kendini, sen de ferah tut içini...
Burası enteresan bir memleket ne kadar çok çalışırsan çalış, düşünmeye fırsat buluyorsun gün akşama dönünce..
Uçsuz maviliklerin ucuna dolanan ak bulutlar, dinmek bilmeyen rüzgâr, tüm zorluklara rağmen yaşama üstündeki bitmek bilmen ısrar bile alıp götürmeye yetmiyor bu düşünce silsilesini...
Kentin yaş ortalamasının yüksekliğinden mi, yoksa belediyenin istisnasız hepsini anons etmesinden mi bilinmez, buranın hemen her gün düşündüğü meselelerden biri de ölüm!
“Ya yarın ölürsem?”
Neler eksik kalacak?
Yarın ölecek olsam, bugün ne yapmak isterdim?
Sevaplarımız günahlarımız geçer de cennete düşersek, herkes eşleriyle buluşacak biliyorsun!
Yani yarın ölürsem ‘yalnızlığım da sonsuzlaşacak’ demektir! Bedenim ilelebet onsuzlaşacak...
Demek ki sen eksik kalacaksın ilkin! Yani ben eksik kalacağım bir de...
Ama “Pişman mısın?” dersen, ikinci soru yani;
Yok be! O çalımı atardım yine o çocuğa, camdan beni izlediğini görünce... Yani pek bir pişmanlığım yok düne dönünce.
Bir çocuk sana vurmuştu, dizimi kanatmıştım sıcak takipte... Tereddütsüz gene düşerdim peşine, yine olsa... Çocukluğumu bırakmazdım sade, takıldığım o kaldırımda... Açıklığımı... Tek pişmanlığım budur...
Yani “Bu yol eve daha mı yakın?” diye sorduğunda “Hayır sana daha yakın” derdim, tek... Kendimi o yolun bizim eve gitmede ne gibi avantajları olduğunu anlatırken bulmak istemezdim, bir tek... Yani tek derdim, bu şekil büyümek! Böyle büyümenin bir yanı zaten ölmek... Yoksa gayrısı tamamdır.. Yoksa yaşamanın öte adıydı zaten seni sevmek..
Sen hiç posta kutuna bakmayacaksın ben sana hiç mektup yazmayacağım...
Hiçbir duvar gazetesinde büyük puntolarla yazmayacak gittiğimin haberi: ‘O şimdi asker’
Tek bir dua şansım olsa İbrahim Tenekeci’nin o dizelerini koyardım ellerimin üstüne ve bir kez daha mindere çıkmayı dilerdim, ‘kader denen o yiğit pehlivanla*’ seni bulmak adına, o çocuğu yeniden bedenime katmak adına, biraz daha 'zaman' isterdim:
“eline sağlık Tanrım leyla çok güzel olmuş
Tanrım eline sağlık dünya da güzel olmuş
keşke biraz ölmesem..**”
Buget
09/11/09
*Haşmet Babaoğlu
**İbrahim Tenekeci; Bir ki deneme şiirinden
***Fotoğraflar Emre Mendi

![]() |
Editör / Yazar :
Ümit Buget Kategori : Köşe Yazıları Tarih : 12.11.2009 10:49:23 Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|
Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.






















