çentik









Cuma Öğleden Sonra...

Birilerinin boşalttığı yerleri doldurmaya gidiyor diğerleri.. İki tarafı da tıka basa kaldırımların... Bir kadının yüzünde okunuyor içindeki yara, hiçbir krem hastane koridorunda yüzüne düşen acıyı silmeye yetmiyor, günlerden Cuma ve hafif hafif yağmur yağıyor...

Et kokuları geliyor alttaki büfeden, biri şaka yapıyor öteki gülüyor...

Diğer yarısının nerede olduğunu, hiçbir zaman bulamayacak, yarım ekmek döner gibiyim!

Daha yeni gelmiştim oysa, ama şimdi döner gibiyim...

Arada bir eksilen yeşil sürahi dışında bir şey tamamladım mı, bu fani dünyada? Bir boşluk yaratır mı, bir Cuma akşamı gidişim, her şeye ağlayanlar dışında, bir üzülen olur mu ardımdan?

Şu âhir ömürde yaralı bir parmağa işemeyi çok isterdim...

Hangi hastanede geldiğim belli de hangisine kısmet olacak acaba gidişim? İçime Cleveland doğuyor, ama bir yanılsama yaratıyor olmalı, camın öte tarafındaki Amerikan Hastanesi...

Çok alışamadım yerime.. Kimin yerine geldiysem oldukça boş, muhtemel ki, bıraktığı arazi... Hoş, bu doluluk mes’elesi de oldukça farazi, ama ben bardağın diğer yarısına ziyaretteyim bu sefer...

Yumuşak uçlu kurşun kalemlerle dolmayacak boşluklarım var...

29 harf olanları anlatmaya yetmiyor..

Artık itmekle gitmiyor, yokuş yukarı yollarda, bu bedenin kırık dökük arabası..

İşin kötüsü, anladım ki, bunlar senin gelişinle de son bulmayacak..

Dindiremezsin ağrılarımı ve saramazsın; olursa, yine kendi olacak, bu bedenin vakıf gurebası...

İlkin kendime karşı günahlarım var benim, her dinden önce kendime günahkârım..

Aklımdan geçenlerle söylediklerim birbirini tutmuyor, dürüstlükten bahsedemem, mumu yatsıyı bekleyen bir adamım ben, yapmak istediklerini yapmak için, hep daha uygun bir zaman bekleyen bir korkak...

Bu cehennem benim eserim, kendi kendini rehin almış bir esîrim...

Herhangi bir hastaneye yolum düşmeden.. Belki yoluna koyarsam tüm bunları, yine seslenirim sana..

Belki o zaman gelirsin, kim bilir!

Kâfi, mesai saatlerinde bu kadar öğle arası...

Hem iki günlük koca bir tatilin arifesi mi olmalı, ölümü düşünmenin sırası!

Editör / Yazar : Ümit Buget
Kategori : Köşe Yazıları
Tarih : 05.06.2009 10:49:16

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
b30f (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Ümit Buget - Diğer 10 Yazısı

“14 Şubat, Habur ve El Arabası
Fasülyeden alacağınız enerjinin ciddi bir bölümünü ona ulaşmak için harcadığınız bir “yoklar memleketi
“Japonlar Toyota Gibi Adam mı?
'Kara Sevda'yla 'Domates, Biber, Patlıcan'la tavan yapan ve hâlâ aynı sıcaklıkta devam eden Türk-Japon ilişkilerine darbe vurmak istemem, ama Japonların çok zeki adamlar oldukları bir şehir efsanesinden ibaret zannımca!
“Tayyip Erdoğan'ın Yol Haritası
Bazen siz çok istediğinizde ve kafi derecede gayret gösterdiğinizde hayat topu önünüze yuvarlayıverir... Hagi'li bir takım, basiretsiz bir belediye başkanı, artık istediğinizi elde etmek için neye ihtiyacınız varsa!
Noel Amca!
İlk zamanlar o renkli ampüllerini, nehir gibi akan ışıklarını, suçu-günahı olmayan geyiklerini, sevmedim desem yalan olur, ama bir pijlik vardı o gevrek gülüşünde, sen gülerek sevenlerdensin değil mi Noel Amca?
Yağmur yağsa, şimşek çaksa...
Meğer sözlerini “sırılsıklam" diye hatırlamaya çalıştığım melodi Teoman'ın “Paramparça"sının nakaratıymış.. Bu şarkının Ortaçgil versiyonu, sabahtan yatana kadar aynı şarkıyı dinleyen kulaklarımız için hoş bir mola olabilir diye düşündüm.
Zafer Sokak 26 Numara
Melin Ailesi'nin Ayvalık macerası, 1990'da Zeytinköy Sitesine gelişleriyle başlamış.. Melinler, dostları Filiz Ali’den öğrenmişler 26 Numara’nın satılık olduğunu.. Evi aldıklarında takvimler 1998’i gösteriyormuş, Bursa Anıtlar Kurulu’ndan restorasyon izni almaları da aynı yıla denk geliyor...
Ramazan şerbeti, referandum ve Tanrı!
Alışveriş güzeldi. Biraz bira, bir Ramazan Şerbeti, sucuk ve Tahsildaroğlu peynir aldık... Birayla Ramazan şerbetini aynı sepette görmek hoşuma gitti. Ben Ramazan şerbetine fena halde takmış vaziyetteyim, ara ara olur bu.
Önce insanım ben!
Hem böyle yapınca ne Yılmaz Özdil gibi kendimi zorlayıp Gazze için bir şeyler yapmayı alaturka bulmam gerekiyor ne de insanlık dışı bir saldırıda yanıma Hitler'i alıp ne kadar İsrailli varsa topyekûn üstlerine saldırmam...
Sevgili Günlük!
“Ölmedikçe, yaşat umutları, Bir dala tutun her zaman. Eğer, hiç ağaç kalmamışşa, etrafta, Bir ağaç dik hatta” dedik, kendimize.
23 Nisan, 23 İnsan
Bir 23 Nisan'da daha; Başbakan olacak bir çocuk, bir başkası Cumhurbaşkanı, öteki Milli Eğitim bakanı, beriki bilmem nerenin belediye başkanı.
Bu Bir Nisan Yazısıdır!
Şanslıdır şair. Her aşk kayıp giderken avuçlarının arasından, birkaç şiiri unutur şairin cebinde. Mutlu biten bir aşkın beyaz atlı prensi olmayı yeğ tutar mıydı şair, dillerden hiç düşmeyen bir şiir yazmaya bilinmez, ama kârı şiirse şairin hiçbir aşk zarara uğratmaz onu.





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası