Özel Röportaj: Tansel Çölaşan
Dosyalar, davalar arasında geçmiş tam 41 yıl... Emekli Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan ile; Yargı bağımsızlığını, evlerine neden yıllarca misafir gelmediğini, birinci yılını dolduran emekliliğini, Türkiye'de kadını, Ayvalık Şirinkent'te konuştuk.

Tansel Çölaşan: 41 yıl boyunca hiç misafirimiz olmadı!
İnsan bir Yargı mensubuyla röportaja giderken çeşitli ön yargıları olabiliyor, ama Tansel Çölaşan'ı ilk gördüğünüzde 'yargısız bir infaz' yaptığınızı anlıyorsunuz... Güler yüzlü ve insan canlısı bir ev sahibi bizi karşılayan... Yanımızda deniz, karşımızda Cunda, başlıyoruz konuşmaya...
Yargı bağımsızlığı çok konuşuluyor son dönemde nedir bu Yargı bağımsızlığı?
Yargının, yasama ve yürütme organlarından ayrı bağımsız örgütlenebilmesi ve yargıcın üzerinde hiçbir suretle baskı oluşturulmadan özgür karar verebilmesidir!
Bu akla ikinci bir soruyu getiriyor: “Peki Türkiye’de yargı bağımsız mı?”
1982 Anayasası ile getirilen bugünkü sistemde yargı tam bağımsız değil. İdari ve mali yönden ipler Adalet Bakanlığı’nın elinde. Bu hali ile yargı bağımsız örgütlenmiş denebilir mi? Hayır, yürütme, yani Adalet Bakanı ve bakanlık her aşamada yargıya egemen.
‘Yargı Reformu’ adıyla ortaya çıkan taslak ne getiriyor?
Mevcut durumda yürütme yargıya egemen, taslak hayata geçerse yasama da yargıya egemen olacak, Reform işin aldatmacası. Yargı siyasi gücün tam emrine girecek, siyasallaşacak.
Avrupa Birliği’nin bu konudaki tavrı nedir?
Aslında AB 2003 yılından beri tüm ilerleme raporlarında yargı bağımsızlığının acilen gerçekleştirilmesini istiyor, ama siyasi gücün böyle bir niyeti yok, reform hazırladım diyor, ama içeri tam tersi olan bu taslağı hazırlıyor. Avrupa Birliği de tenkit etmekle yetiniyor. Örneğin AKP'nin kapatılması davasında gösterdiği aktif tutumu göstermiyor, böylesi işine geliyor. Çünkü AKP ile AB'nin Türkiye üzerindeki nihai amaçları aynı.
41 yılın ardından 'mesai saatleri' dışında bir hayat...
41 yıllık çalışma hayatı belki dışardan özellikle sizin gibi gençler için yaşanmış bitmiş gibi gözükebilir, ama bir kere şunu söylemek lazım; hayat çok çabuk geçiyor, bir bakıyorsunuz yirmi yaşındasınız bir bakıyorsunuz altmış yaşındasınız ama vücudunuz el verdiği ölçüde yine yirmi yaşındaki gibi giyiniyorsunuz, düşünüyorsunuz. Yani bir şey değişmiyor, ama bu yılları sağlıklı geçirmek çok önemli tabi..
Hiç misafirimiz olmadı...
38 yıllık evliliğimiz boyunca Emin bana "Tansel akşam misafir getiriyorum, uygun musun?" demedi. Zaten biliyor, uygun değilim, elimde her zaman mesainin dışında elimde bir dosya olurdu, mesai bitiminde 7-8 çanta dosya dolardı, akşam bizi eve bırakan araba bunları da eve bırakırdı. Bir gün, iki gün de değil, kırk bir senenin tamamı böyle, sevmeden yapılabilecek bir iş değil...
Bu kokuları içime sindire sindire gezeceğim günler olur mu?
Ben yıllar boyu işe sabah belli saatte giriyorum, akşam hava karardığında çıkıyorum akşam evde de dosya okuyorum, sosyal hayat yok, sadece iş yapıyorsunuz.. Derdim ki, acaba benim de bu kokuları sindire sindire içime çekeceğim, bu yollarda dolaşacağım günler olur mu? Emekli olunca ilk yaptığım iş sokaklarda yürümek oldu.. Başıboş, programsız ama sevdiğim sokaklarda... Mesela İstanbul'da boğaz tarafı, oradaki dar sokaklarda yürümek, yoldan aşağı inersiniz, aniden deniz çıkar karşınıza, harika bir duygu bunları yapabilmek için kırk yıl beklemem gerekti tabi..
Mutfakla aranız nasıldı, onca yoğunluğun arasında yemeğe vakit ayırabildiniz mi?
Yemek yapmakla aram hiç yok, yemeği severim, ama yemek yaptım diyemem.. İlk evlendiğimizde Emin'in bekar arkadaşları gelirdi, sürekli makarna haşlar, sosis pişirirdim ve bira.. Öyle beslene beslene şiştiler. Fakat onu bile başlangıçta bilmiyordum, bakkaldan makarna diye bir paket aldım, yaptım şehriye çıktı yani ikisinin arasındaki farkı bile bilmiyordum...
Yeniden Türkiye’ye dönsek ve laiklik desem?
Toplumsal hayata din giremez!
Din manevi alanlarda insaları toparlayacak bir unsur, toplum hayatına soktun mu durduramazsın nereye gideceğini bilemezsin, bakın her yerde şeriat farklı uygulanıyor, bir tanesi el kesmeye gitmiş, Mısır El Esher Üniversitesi rektörü gözü kapatacak şekilde değil diyor, başını örteceksin ama gözünü kapatmayacaksın diyor, sen bir gelenek oluşturuyorsun ve bunun adı din oluyor... Onun için laiklik çok önemli... Kamu toplumsal bir düzendir, özel hayatını geri çekersin. Nasıl bi polis şapka giymeden görev yapmıyorsa sen de üniversiteye giderken uygun kıyafetini giyersin...
Laiklik toplumda insanlara hak ve özgürlüklerini din ve vicdan özgürlüğü şeklinde kurar, ama kamu toplumsal bir düzendir ve üniversite bir kural koyarsa sen de oraya giderken üstünü çıkartırsın evine gidersin gene takarsın.. Toplumsal hayata din giremez laiklik bunu sağlıyor!...
Kadınların türbanını bile erkekler konuşup karara bağlıyor, nedir bu kadınların erkeklerden çektiği? Kadınların yürüdüğü her yol biraz daha taşlı galiba bu coğrafyada?
Kadınlar çok kolaya kaçtı....
Ben biraz herkesten ters düşünüyorum bu konuda kadınların da olması gerektikleleri yere gelmeleri için çaba sarf etmeleri gerekiyor! Türkiye'de eğitim sorunu var okula gidemeyen eğitim alamayan kim varsa; kadın erkek ayrımı yapmadan öncelikle bunların eğitim görme imkânına kavuşmaları gerekiyor... Önce imkânı tanıyıp sonra nereye gittiklerine bakmak lazım! Eğitim seferberliği üç kişinin beş kişinin yan yana geleceği, benim üç kuruş beş kuruş vermemle de olacak bir şey değil, bu bir devlet politikası olmalı! Kadın sorunu yok, insanın eğitim sorunu var! İnsan eğitildiğinde sorgulamayı öğrenir, birey olmayı öğrenir ve kararlarını doğru verir, ama ben eğitilmemiş toplumda kadında şunu görüyorum; mesala tvdeki evlilik programlarında kadın adına utanıyorum, çünkü programlarda kadın karşına gelen adama hobilerini sormuyor, fiziksel olarak sevip sevemeyeceğini düşünmüyor; “kaç evin var?” “kaç araban var?” “maaşın ne kadar?” Bakın insanlar nelere gelmiş, inanın 1950’lerde bile kadın bu sözleri söylemezdi, toplum dejenere edilmiş, birey olma bilinci ortadan kaldırılmış.. Onun için ben kadınlara diyorum ki, senin üstünde her türlü baskı olabilir, ama kendini kendin kurtarabilirsin, onlardan bireysel sorumluluk duymalarını, kendilerini geliştirmelerini istiyorum. Devlet eğitimi vermemiş tamam ama bir insan belli belli bir yaştan sonra bir yerlere gelmek için çabalamıyorsa ve o baskı altında kalıyorsa, kişinin kendisi de sorumlu...
Merak ettiğim bir konu var, Emin Bey ayrıldıktan sonra Hürriyet'i okuyor musunuz?
Hürriyet'i Emin varken de çok okumazdım, Bekir'i ve Emin'i okurdum. Hürriyet'i de onun için alıyordum. Hürriyet'in mizanpajını ben sevmem zaten. Hürriyet haberciliktir, Emin de öyle söylerdi haber istersen, ilan istersen Hürriyet'tir, ama ben her zaman bir Cumhuriyet okuruyum.. Cumhuriyet'teki yazarları severim, okumaktan hoşlanırım, annem de çok iyi bir Cumhuriyet okuru. Sabah önce o okur, sonra ben okurum. 86 yaşında, Emin'in hayranı, ona özel hayatta bir şey söylesem söyletmez, hemen; "Hayır, ona söz yok, o şöyle iyi çocuk der..." Dolayısıyla Emin'den sonra Bekir'i başka yolla takip ettim ve Hürriyet almadım, ama bir kırgınlıktan değil, bahsettiğim sebeplerden... O gazete beni tatmin etseydi, okumaya devam ederdim, ki Milliyet'i almaya devam ediyorum, patronsa aynı patron.
Emin Çölaşan'ın Hürriyet'ten kopuş süreci...
Ağustos'un başıydı, Emin buraya geliyordu zaten. İzmir'de Ertuğrul ile buluşmuşlar, Ertuğrul Özkök, orada tebliğ etmiş kendisine. Emin kırgın geldi tabi, zaten üç dört gün kaldı ve tekrar döndü; "Odamı toplayayım" dedi. Emin öyle çok sık tatile çıkan biri değil, şurada on gününü geçirecek, bari onu hesaplayın da tatilden dönüşte söyleyin.
Emin'in gelişi bir anda duyuldu ve burası gazetecilerle doldu. Komşular, insanlar toplandılar... Emin'e destek anlamında, anlatılamayacak bir güzellik oluştu. Emin'i biz artık kaçırıyoruz tabi, denizde diyoruz halbuki burada arkada... Neyse o akşam Bekirler ile buluşacağız. Emin burayı da çok tanımıyor, Cunda'yı da çok bilmiyor, biraz kafa dinleyeceğiz biraz dertleşeceğiz diye düşünüyor, fakat gittik baktık ki müthiş bir coşku ve destek var. Ne yemek yedik ne bir şey... Emin üzüntüyle mutluluğu bir arada yaşadı o günlerde.
Emin Bey’le nasıl tanıştığınız?
Hiç sevmem evlilik anlatmayı Emin de hiç anlatmaz, yasaklarım. Biraz da mesleğimde ve benim karakterimden kaynaklanıyor. Ama tatlı bir anı olsun; Uğur Dündar bir program yapıyor televizyonda, Emin de davet edilmiş. İnsanlar eşleriyle birlikte katılıyorlar programa, o eşler de nedense hep kocalarının çoraplarını yıkıyorlar, nasıl fedakâr eşler, bir de tepsiyle kahve götürüyorlar kocalarına her programda. Ben Emin’e hiç kahve yapmadım. Emin’e dedim ki bu programa ben çıkmayacağım sen de çıkamazsın. Uğur Dündar’ı tenzih ediyorum, ama sahte bir program, formatı öyle. Böyle bir olayda çağırılınca ben şimdi; " Kocacığım çok mükemmeldir, eve gelince bulaşıkları yıkarım, onu dinlendiririm" mi diyeceğim? Hiçbirini yapmıyorum, niye sahtekar olayım, ama sen de çıkmayacaksın dedim, sonra çıkamadı...
Uzun ve keyifli bir sohbetten sonra ayrılma vakti geliyor. Ayvalık’ın şirin bir kentinden bir diğerine gitmek için, bir daha görüşmek ümidiyle, müsaade istiyoruz...
Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
| Yorumlar |
Fikret BOZKURT yazdı
çok güzel bir röpartaj yazarı kutluyorum.böyle bir söyleşiyi yaptığından dolayı
|
|