Prima Donna: Rufus Wainwright
“Opera benim en büyük tutkum. Bana umut veren ve karanlık dönemlerimde bana yol gösteren hep opera oldu. Eşcinselliğimi açıklarken, uyUşturucudan kurtulmaya çalışırken hatta 30 yaşıma girerken. Hepsi karanlık dönemlerdi. Operaya gitmek, o öyküleri dinlemek hep ilham vermiştir bana

Asıl adı Rufus McGarrigle Wainwright, 22 Haziran 1973 New York da doğmuş. Aslında mesleği daha doğduğunda belirlenmiş çünkü ailesinin her üyesi müzisyen. Folk müzik dalında ünlü olan Loudon Wainwright III ve Kate MacGarrigle'ın oğlu; ayrıca şarkıcı-söz yazarı Martha Wainwright da kız kardeşi...
Henüz 3 yaşındayken anne babasının ayrılmasından dolayı annesiyle beraber Kanada’ya yerleşmiş. Neredeyse gençlik döneminin tamamı Kanada da geçmiş. Kendisini Amerikalı yerine Kanadalı bir şarkıcı olarak anmaktan hoşlanıyor ve şu anda hem Amerika hem Kanada vatandaşı.
Şarkıcılık konusunda ilk deneyimlerine aile üyeleriyle yaptığı düetler, albümler ve konserlerle başladı. Henüz 6 yaşında piyano çalmaya başladı ve 14 yaşına geldiğinde “Tommy Tricker and the Stamp Traveller” filminde kullanılan "I'm a-Runnin'” şarkısıyla Genie ödüllerinde en iyi orjinal şarkı ödülünü kazandı. Hemen arkasından 1990 yılında Juno ödüllerinde “ En çok umut vaad eden genç şarkıcı” ödülünü kazandı.
Gençlik yılları aynı zamanda eşcinselliğini kabul edip, herkese söylediği dönem olduğu için zorlu bir dönem olduğunu söylüyor.
14 yaşındayken Londrada Hyde Park’ta çıktığı romantik yürüyüşün 3-5 erkeğin saldırısına dönüşmesi ve yaşadığı tecavüz, soygun ve yaralanmadan sonra hayatının o döneminde belki de daha erken yakalayacağı başarıları ertelemek zorunda kalmış. “Yaptığım epilepsi krizi rolüyle öldürülmekten kurtuldum” diyor.
1995-1999 yılları arasında ilk albüm ve arkasından gelen bir sürü ödülle şöhret yolunda ilk adımlarını attı.
1999 yılında Elton John’un desteğiyle rehabilitasyon merkezine yatıp hayatına 2. kez başlamak için tedavisini tamamlamıştır.
Yaptığı albümler, listelerde haftalarca kalan meşhur şarkılar, orjinalinden daha çok beğenilen coverlar, Oscar ödülü de kazanmış olan soundtrackler ve kazanılan bir sürü ödül...
Rufus Wainwright’ın yaptığı albümler içerisinde galiba en değişik çalışması “Rufus Does Judy at Carnegie Hall” oldu. Judy Garland’ın 1961 de verdiği konserin aynısını yine Manhattan da Carneige Hall binasından bu defa Rufus tarzıyla verdi konserin kayıtları DVD olarak satışa sunuldu ve en çok satılanlar listelerinde uzun süre kaldı.
Blackout sabbath
Rufus’un önderliğinde başlatılan ‘Blackout Sabbath’ konsepti; elektrik tasarrufu yapmak, çevre bilinci kazanmak ve küresel ısınmaya karşı durmayı hedefliyor. Her yıl belli bir zamanda bir gün boyunca elektrikle çalışan bütün aletler kapanacak. Buzdolabının fişi çekilecek, bütün telefonlar kapanacak… Yapılacak şey sosyalleşmek ve insanlarla görüşmek. Her şeyden uzak, ama insanlara yakın bir gün geçirmek, böylece çevreye bir faydada bulunmak.
Prima Donna
Küçük yaşlardan beri operaya âşık olduğunu söyleyen Rufus Wainwright operayla ilgili bir soruya röportajında şöyle cevap vermiş;
“Opera benim en büyük tutkum. Bana umut veren ve karanlık dönemlerimde bana yol gösteren hep opera oldu. Eşcinselliğimi açıklarken, uyUşturucudan kurtulmaya çalışırken hatta 30 yaşıma girerken. Hepsi karanlık dönemlerdi. Operaya gitmek, o öyküleri dinlemek hep ilham vermiştir bana. Şu kadarını söyleyebilirim ki opera benim dinim, opera binası benim kilisem.”
Ve sonunda en çok yapmak istediği şeyi yapıp bir opera sanatçısının bir gününü anlatan Prima Donna isimli opera eserini yazıp, sahneledi. İlk olarak 10 Temmuz 2009’da Manchester da gösterildi ve büyük ilgi gördü.
DİSKOGRAFİ
- Rufus Wainwright (1998)
- Poses (2001)
- Want One (2003)
- Want Two (2004)
- All I Want (2004)
- Want (2005)
- Release the Stars (15 Mayıs, 2007)
- Rufus Does Judy at Carnegie Hall
8 Temmuz 2008 yılında İstanbul Jazz festivali kapsamında ülkemizde ilk konserini veren Rufus Wainwright, hayatım boyunca hafızamdan silinmeyecek bir konser izlememi sağladı. Yaptığı yarı müstehcen esprileriyle hem herkesi güldürdü, hem de Aya İrini’nin muhteşem ötesi atmosferinde güzel sesiyle bir piyano başında, bir gitarıyla en güzel şarkılarını söyledi.
En güzeli ve anlamlısı Shrek filminin soundtrack’i için cover yaptığı Leonard Cohen’nin Hallelujah şarkısı oldu.
Düşünüyorum da bu ülkede eşcinselliği bu kadar ön planda olan, her fırsatta şarkılarında, konserlerinde bunu kullanan ve gururla söyleyen bir sanatçı olsaydı Rufus’a yapıldığı gibi “ayy çok şirin ve komik” diye mi tepki alırdı yoksa başka türlü mü? Sanırım Rufus doğru ülkede dünyaya gelmiş, iyi ki şarkıcı olmuş ve bizimle güzel sesini paylaşmış, tercihi her ne olursa olsun...
Yeni başlayacaklar için tavsiyelerim; Going to a town, across the universe, cigarettes and chocolate milk, the one you love...
Daha fazla bilgi için ;

Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.