Sevgililer Günü
Sevgili bir ömre sığdırdığınız sayısız zevktir belki. Komplekslerinizi tatmin etmek için aradığınız farklı tatlardır. Yahut maceralarınıza yüklediğiniz eş anlamlar.
...Öyle sallıyordu ki tren, uyku tutmamıştı yaşlı adamı. Zaten trene ne hacet, karşısındaki iki genç fısır fısır konuşuyor, sesleriyle hiç rahat vermiyorlardı. Hallerinden pek bir fırlama oldukları belli olan gençlerden biri adamın daha da tadını kaçırmak, makara yapmak için yüzünde alaylı bir gülümsemeyle sordu:
“Amca var mıdır senin sevgilin yahut eşin? Bak bugün sevgililer günü. Kutladınız mı sevgililer gününü?”
Sormaz olaydı. Sanki adam bu soruyu beklediği için uyumuyor gibiydi:
-Ah evlat! Bilirim derdin beni kafalamak. Bari yüzündeki o sevimsiz gülümsemeyi saklamayı becerebileydin. Pek bir seversiniz boş lakırdıyı. İstersiniz ki hep gülüp, eğlenesiniz. Her şeyi alaya almak marifet size. Yazık ki yeni nesil hep böyle. Bilmem ki, hiç zora gelmişliğiniz mi yok da nedeni bu. Yahut doğruyu, güzeli anlatanınız olmamış herhal. Yoksa var da tıkıyor musunuz kulaklarınızı? Bu televizyon yok mu, sanırım sebebi biraz o. Hayat diye bir avuç cebi zengin erdem fakirinin eğlencelerini izliyorsunuz. Göstermiyorlar ki harbi delikanlı adam örnek alasınız. Gerçi siz delikanlı deyince de kabadayı anlarsınız. Zannediyorsunuz ki, yaşam dediğin gece gezmelerinde dağıtmak kendini. Sağa sola kafa sallamak şarkıcıklarda. Oysa bir dere kenarında kapayıp gözlerini, dinlesen akan suyun sesini. Ah siz bilmezsiniz huzurun değerini! Daha farklı yollarınız var nihayetinde. Alkolle, türlü türlü eğlencelerle uyuşturursunuz beyninizi. Oysa başını döndürmekse niyetin, uçsuz bucaksız bir bozkırın sarısına uzanıp seyredal gökyüzünü. Lakin yok, saçma bulur, burun kıvırırsınız.
Dost bildiklerinizle paylaşmak bir sohbeti yetmez size. Sözüm ona kankalarınız vardır sizin. Bugün tanıdığınıza yarın kardeşim der, hafta sonunda selamı kesersiniz. Hem öyle dinlemeyi de pek sevmezsiniz. Başkalarının mutluluğu canınızı sıkar. Her cümlenize ‘ben’le başlar ‘ben’le bitirirsiniz. Güne böbürlenerek uyanır, gece yatağa övünerek girersiniz. Lakin sordunuz mu hiç, aslında kime bu ispat çabanız? Hani ya olgun meyve dalında boynu bükük dururdu? Sakın tüm bu gayret, kusurlarınızı örtmek için olmasın? Niçin kaçmaktasınız kendinizden? Ah evlat! Kim olduğunuzdan mı utanıyorsunuz?
Görüyorum ki yüzündeki o sevimsiz gülümseme arttı. Fakat bil ki sözlerimin komik gelişi cahilliğinden. Siz aslınızı kibrinizin altında saklayadurun, görebilen gözler hiç az değil evlat! Unutma, her böbürlenişinizde bir kusurunuzu ifşa ediyorsunuz!
Soruna gelince, biz sevgililer gününü kutladık mı? Hayır evlat! Biz bilmeyiz, ben bilmem nedir sevgili. Sevgili günlük ilişkilerde tüketilendir herhal. Sevgili bir ömre sığdırdığınız sayısız zevktir belki. Komplekslerinizi tatmin etmek için aradığınız farklı tatlardır. Yahut maceralarınıza yüklediğiniz eş anlamlar.
Ben bilmem nedir sevgili! Çünkü “sevgili” dendi mi içimde en ufak kıpırtı ses vermez.
“Yâr”i bilirim ben. “Yâr” deyince ırmakların buz kesip, dağların taş olduğunu. “Yâr” dedin mi, ömrün yetmediğini. Çok da anlatmaya hacet yok. “Yâr” dendi mi gözlerin içi gülmüyorsa, nafile sayfalarca söz.
Ve sen yârin gözlerine baktıkça göremiyorsan asıl yârini, nereden geliyor bu aşk anlayamıyorsan, sustum ben, harcan sen gecelerde!
Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
| Yorumlar |
Deniz Özmen yazdı
Ali bey incelikle işlemişsiniz, her bir yazınızı okumak ayrı keyif.
elif gökçe yazdı
vayy güzelmiş gerçekten
|
|