çentik









XY Olmak ya da Olmamak

Başarım bu sporu son 10 yılda ileriye taşımaya çalışan her kadın için ..Onlar da bunu hakettiler. Bence bu, sporda doğru yönde atılmış bir adım. Özellikle ilk 3′e girmiş arkadaşlarımla bu başarıyı paylaşmak istiyorum, çünkü yıllardır beraber çalışıyoruz.

Benim favori konum ne şu sıralar?
Feminizm....
Ama asıl konum ne?
Ekstrem Sporlar...
Bu durumda ne yapmalı?
İkisini birleştirebilmeli...
Ocak ayımızın konusu “sporda cinsiyet eşitsizliği”.


Malum artık bir spor yazarı olduğumdan mütevellit sürekli blog olsun, haber sitesi olsun karıştır hale geldim. Gazetelerin bile arkasından okumaya başlıyorum. Giderek Türk erkeği prototipine bürünüyorum sanki. Neyse sözün özü, bir spor haber sitesinde karşıma çıkan bir haber “Evet,bu... Yazmazsam olmaz.” dedirtti bana.


Kadın ve spordaki eşitsizlik kapsamındaki ilk adım batıya doğruydu (batı burada olumlu, gelişmiş, güzel, alımlı gibi anlamlarıyla kullanılmıştır). 2012 Olimpiyatları’nda artık kadınlar da boks yapabilecekti. Bu tanrının ya da yöneticilerin lütfu değil tabi, azmin zaferi. Halbuki çok yakın zamana kadar olimpiyatlarda kadınların yarışamadığı tek branş bokstu. Sebebi de yeterli sayıda sporcunun olmaması ve bu durumda farklı sıkletlerden sporcuların yarışmak zorunda kalabilmesi ve bunun adil olmaması(-ymış). Öyle uygun görmüşler. Peki diyelim ki makul. Ama meğerse gerçeği yansıtmıyormuş bu durum. Nereden mi anladım? Cin gibiyim ordandır. Değil tabi 120 ülkenin boks federasyonları birden yarışabilmek için talepte bulununca kadınların hepsi birden altın madalya almış aslen.


Tam “Oh, eşit olduk karşı cinsle.” diyorduk ki ardından doğuya göç haberi rugbyden geldi (yazılışının Türkçe’si var mı bilemedim affola).  ADAMlar 2016’da gene bizim önümüze geçtiler, kendilerine özel bir spor alanı bıraktılar. Bunu henüz daha rugbynin olimpiyatların bebesi olmasına veriyorum, görmezden geliyorum.


Amma velakin bu spor ADAMlarının 2010 Vancouver için kadınlara yaptıkları Mavi reklamlarını aratmadı, çok oldu. Dediler ki: “Bayanlar kayakla atlayamaz, atlasa da biz saymayız.”. Ve ben olayın tozdan kararmış perde arkasını açıklıyorum, bekleyin anacığım. 2009 güzel başlamıştı oysa ki. Şubat ayında Çek Cumhuriyeti’nde yapılan ilk Bayanlar Kayaklar Atlama yarışlarında Linsay Van diye bir kızımız çıktı sahneye ilk altın madalyayı alarak. Kızımız hem güzel, hem sporcu, hem de sosyal mesaj içeriyor. Biraz spor spikeri ağzıyla mesela Burcu Esmersoy gibi söylersek bu ölümsüz anı Lindsay şöyle özetliyor: “Başarım bu sporu son 10 yılda ileriye taşımaya çalışan her kadın için ..Onlar da bunu hakettiler. Bence bu, sporda doğru yönde atılmış bir adım. Özellikle ilk 3′e girmiş arkadaşlarımla bu başarıyı paylaşmak istiyorum, çünkü yıllardır beraber çalışıyoruz. ”. İşte böyle söylediğini duyunca yanaklarını sıkıveresim geldi bizim kızın, ama homofobik arkadaşları rahatsız etmemek için vazgeçtim (bakın homofobiklere bile saygılıyım).


Daha öncesinde ADAMlarımız Kanada’da yapılacak olan Vancouver 2010 yarışlarında bayanlar kayakla atlamasın demişlerdi ama hani bu kızın yüzü suyu hürmetine belki acaba bu kararlarından vazgeçerler mi diye bekledik, ama nerede. Bizim kızlar azimle konuyu temyize kadar götürmüşler ama nafile, Kanada Yüksek Mahkemesi de bu talebi reddedince kızlarımızın boynu bükük kalmış.  Gerekçe de bokstakinin aynı, yeterli sporcu yok siz yarışamazsınız. Dünya çapında bilindiği kadarıyla 135 lisanslı bayan kayakla atlama sporcusu var ve bu bizimkilere yetmiyor. Oysa ki bobsled denilen sporda(hani birkaç insan oyuncak araba gibi bir şeyin içine girip tünel gibi bir şeyin içinde kayıyorlar ya hah işte o –bunu da ileride araştırır yazarım artık) 26 sporcu olmasına rağmen bu spor 2002’den beri olimpiyatlarda oynanıyor. İddialara gore Uluslararası Olimpiyat Komitesi kızlar için tehlikeli bulmuş kayakla atlamayı, atlayıp zıplama kırarsın valla bir tarafçıklarını  alimallah demiş. İşte şu X ve Y kromozomlarının bize yaptığı en büyük yamuk, vücut direncindeki bu ayrım. Belki bütün eşitsizliği yaratan da o…


“Kadın Bakire Olmalı” isimli yazımda cinsiyet eşitsizliği ve kadının toplumdaki yeriyle ilgili Türk kadınlarına, erkeklerine, toplumuna  sebep bulmuştum ama gördüm ki kadın her yerde kadın, her yerde bir takım sınırların arasında kalmaya mahkum. Azıcık kas filan mı yapsak diyecektim ki bu örneğimiz onun da yetmeyeceğinin kanıtı oldu. Artık sadece yazık bize diyorum….
 

Editör / Yazar : Asuman Çakıroğlu
Kategori : Ekstrem Sporlar
Tarih : 29.12.2009 23:07:07

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
516a (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Asuman Çakıroğlu - Diğer 10 Yazısı

Burkum Burkum Adam
Azıcık moral bozukluğu yaşıyor ve bunu basamak basamak artırmak istiyor ve hatta şu ara azıcık ilgi çekmeye ihtiyacım var ama nasıl melankolik olurum diyorsanız. İşte size 1 adımda nasıl depresyona girerim rehberi. Bir Damien Rice albümü edinin ve dinleyin.
O Geliyor... Samsung Galaxy Nexus!
O kadar zaman oldu telefon işindeyiz daha kimseye bir faydamız olmadı doğru dürüst. Artık pamuk elleri bu konuda klavyeye uzatmakta fayda var. Her ne kadar gönlümün kıymetlisi ömrü hayatımı çürüten iPhone olsa da bu sefer başka bir telefonla ilgili yazıvereceğim.
Aşkın Sırdan Hali...
Kısa kesiyorum, oyun güzel, oyunculuk güzel, dekor güzel. Tek kötü şey şu Cevahir sahnesi. O salona alternatif üretilene kadar pes etmeden yazacağım. Kim kaale alır bilinmez. Neyse özetle bir değişiklik yapayım tiyatroya gideyim derseniz bu oyuna gidin, memnun kalın, bana teşekkür edin. Şimdi gidin...
Ve hep birlikte SOL'dan çıksalar!...
Daha diyecegim cok sey var aslen ama yaziktir, gunahtir diyor icimdeki yurdum insani. Bu sebeple yaziyi da ozet tutuyorum. Sadece gitsem mi acaba diye dusunen varsa onlara sunu diyorum: “Asla ve kat’a”....
YOL'unu bul!
Asıl mesele gezmek değil yeğen, gezgin olmak ve yolu yaşamak. Çünkü filmde Daniel’ın dediği gibi “You don’t choose a life. You live one”
İçmenin Oktoberfest Hali...
Özetle mutlaka bir kere gidin. Euro Youth Hostel’de kalın. Sabah erken gidin. Akşama kadar takılın. Hostele dönün. Barda devam edin. Barmenlerle iyi anlaşın. İçin çok için zira gençsiniz ve bir daha olamayacaksınız.
Portakal Rengi Gün Işığı..
Onun yerine ajandamızın “izle!” kısmına girmeye hak kazanmış bir “düşüncelilik” filminden bahsedeyim bu yazımda. Filmimizin adı “oranges and sunshine”.
En Pirenses Konserler!...
Yavaştan tıngırdayan müzikler eşliğinde kadın seslerini sevdiğim yaştayım... Arkalarda bir yerlerde bir piyano, bir gitar, mümkünse flüt filan gibi bir şeyler essin hafif hafif...
Maçın Adı: Türkiye
2010 sen ne güzel senesin. FIBA sen ne yücesin demek istiyorum öncelikle. Bizlere muhteşem ötesi günler yaşatan, maçlar izleten Basketbol Federasyonu'muzu da ayrıca öpüyorum buradan.
Yiğidim Aslanım U2'm
“I still haven't found what i'm looking for
Varacağım Yer Hvar!...
Arkadaş! Bu yaz “bacak” yapmış!... Kızlarımız giymişler minilerini ve ultra süper yüksek topuklarını geziyorlar etrafta. Bünye bunları düşünmeyip Converse’e alternatif sadece babet götürdüyse yanında azıcık mahçup oluyor haliyle.





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası