Yalnız(lık) Paylaşılmaz: 'Into the Wild'
Geçen gün bir arkadaşımla konuşuyorduk; bir ara şöyle bir şey dedim ona; 'Aslında her an güzeldir, yanında onu paylaşacak biri olduktan sonra…

“Aslında her an güzeldir, yanında onu paylaşacak biri olduktan sonra…”
Birkaç zaman önce evde elime geçen bir filmi izleme şansı buldum. 2007 yılında çekilmiş olan “Into the Wild” adlı film konusu ve özellikle de müzikleriyle beni inanılmaz derecede etkiledi.
Üniversiteden mezun olduktan sonra medeni dünyanın ve ailesinin kendisine sınırlar koyan her türlü bağdan (para, ilişkiler vb.) kurtulmak üzere yola çıkmış bir gezginin hikayesi bu film. Sean Penn gerçek bir hikayeden yola çıkarak bu filmi çekmeye karar vermiş. En başta film insanı pek sarmasa da zamanla izlemeye doyulmaz bir hale dönüşüyor.
Filmin başında ana karakter Christopher McCandless kendine has hayalleri olan gayet ortalama bir genç görüntüsü çizse de bu hayallerin ilerde başına ne türlü dertler açacağını hiç bilmeden Alaska’ya doğru gözü kara bir biçimde yol alıyor ve bu yolda başına bin türlü enteresan olay geliyor. Ailesine hiç haber vermeden evden ayrılmış olması ailesini derinden sarsıyor fakat çocukluğundan itibaren aile içinde bir sürü duygusal şiddete maruz kalmış olan Christopher’in böyle davranmasını izleyici olarak doğal karşılayabiliyorsunuz.
Film sanki bir kitap okuyormuşuz gibi çeşitli bölümlere ayrılıyor ve adeta bir insanın ömründeki yaşam döngüleri; çocukluk, yetişkinlik gibi farklı süreçlerden bahsediliyor her bölümde. Bir yandan Christopher’in tuttuğu günlükle onun bu süreçte neler hissettiğini diğer yandan da kız kardeşinin anlatıcı olarak ailenin yaşadıklarını aktarmasıyla onların yaşadığı duyguları gözlemleme şansımız oluyor.
Filmde Christopher vahşi doğaya doğru yol aldığında; yiyecek bulmak ve bu yiyeceği saklamak, ısınmak, yalnızlığa göğüs germek gibi bir sürü zorlukla baş etmek zorunda kalıyor. Fakat en çok yalnızlıkla baş etmekte zorluk yaşıyor ve bu süreci atlatmaya çalışırken yanına aldığı küçük defterine her gün notlar tutarak en azından duygularını biriyle olmasa da bir şeyle paylaşma şansı buluyor.
Filmin bir bölümünde çok tuhaf bir durum oldu, daha doğrusu “Yahu ben bu parçayı bir yerlerden biliyorum” diye düşündüm. Sonradan hatırladım ki yakın bir arkadaşım bu filmin “Hard Sun” adlı parçasını bana önceden dinletmişti, “Bak dinle, çok güzel parça, belki birlikte söyleriz” diye. Merak edenler
www.intothewild.com/itw_main_musicplayer_standalone.html’ den dinleyebilirler.
Geçen gün bir arkadaşımla konuşuyorduk; bir ara şöyle bir şey dedim ona; ‘Aslında her an güzeldir, yanında onu paylaşacak biri olduktan sonra…” İşte bu film özellikle de sonunda Christopher’ın artık yalnız baş edemeyeceğini anlamasıyla ve günlüğüne yazdığı “Mutluluk ancak paylaşılınca gerçektir” sözüyle bu gerçeği bir kez daha perçinliyor. Her ne kadar çoğu zaman toplumun ya da ailemizin direttiği veya yaşattığı kurallar ve olumsuz duygular gibi birçok şeye karşı olsak ta hepimiz aslında gayet sosyal varlıklarız ve başkaları ile birlikte olmaya da muhtacız.
Bu soğuk havalarda evde güzel bir DVD keyfi çekmek ve sonrasında tanıdıklarıyla tartışma fırsatı bulmak isteyenlere bu filmi kesinlikle öneririm.
Hepinize içindeki gezgini bulmanıza izin veren insanlarla birlikte olmanız dileklerimle…
Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.