çentik









Yan Benimle

lakin ben bir türlü rahat edemedim senin donuk, soğuk gözlerinde. benim oralara ait olmadığımı içime içime sokan bir şeyler vardı. bensiz yapamazmışsın gibiydi her hareketin, oysa yan yana geçirdiğimiz zamanların dışında bensizdi her nefesin. şimdi gelmiş, yine benim kollarımda ağlıyorsun. belli, yine yorulmuşsun.

 
öylece oturuyorsun yanımda. kamburunu çıkarmış, başını eğmiş, koltuğun ucunda... sessiz, solgun, soğuk, durgun... tedirgin, gergin, umutsuz, masum... gözlerin kuru... gözlerin kucağında, gözlerin yerde, gözlerin titremesin diye yumruk yaptığın ellerinde, gözlerin benim dışımda her şeyde... yüzün darmadağınık, kireç beyazı, beş karış, bin parça... kurşuni yaşlar gibi dökülüyor aydınlığa. bir kez daha itiraf et korkularını, bir kez daha anlat geçmiş acılarının şimdiyi nasıl telaşlandırdığını. bir kez daha geç bu harabenin üstünden ve ben bir kez daha sorumlu olayım yapmadıklarım yüzünden. bir kez daha gider susuzluğunu bu tarumarla. zaten bu beden senin yasını tutmaktan vazgeçmediğin geçmişin için serzenişlerini kustuğun yegane omuz değil miydi?
 
lakin ben bir türlü rahat edemedim senin donuk, soğuk gözlerinde. benim oralara ait olmadığımı içime içime sokan bir şeyler vardı. bensiz yapamazmışsın gibiydi her hareketin, oysa yan yana geçirdiğimiz zamanların dışında bensizdi her nefesin. şimdi gelmiş, yine benim kollarımda ağlıyorsun. belli, yine yorulmuşsun. kibarca kucaklıyorum geçmişinin hucmettiği başını, usulca okşuyorum. diniyor yaşların parmaklarımın ucunda, dinginleşiyor nefesin avuçlarımda. donup kalsak bu anda... hep hayalini kurduğumuz, bu değil miydi?
 
seni ilk gördüğüm zamanı hatırlıyorum. aslında, duyduğum ilk zamanı... sessizdi etraf; ne araba, ne kuş, ne çocuk, ne makina, ne satıcı, ne rüzgar, hışırtı, ne de herhangi bir sada... masumiyet ve korkuyla karışık bir ifade gördüm baktığımda. kenarları kızarmış, çökmüş gözlerinden taşan... arkamı döndüm bu yüze, hiç de sevecen olmayan. ışınları ok gibi saplanan hunhar bir güneşten kaçar gibi... ensemin kökünde hissettim ve yavaşça uzaklaştım hiç fark etmemiş gibi. olması gereken, gerçekten bu değil miydi?
 
şimdi lütfen bir kez olsun sen dinle. bir kez de ben kusayım sana bütün acımı. bir kez de ben kükreyeyim, ben ağlayayım sancılarımı. bu sefer sen boğul benim geçmişim yüzünden. olmaz değil mi kış içini bürümüş, ruhun böylesine buzlanmışken? 

Editör / Yazar : S. Fırat Kaya
Kategori : Köşe Yazıları
Tarih : 18.07.2010 20:15:44

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar
Bu yazıya ait henüz bir yorum bulunmamaktadır.

Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
39ef (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

S. Fırat Kaya - Diğer 10 Yazısı

gökboyası
doğaya da burunlarını soktular. sıkıldılar çiçeklerin renklerinden. 'kökboyası'nı yanlış anladılar,köklerine suni boya kattılar.
Yan Benimle
lakin ben bir türlü rahat edemedim senin donuk, soğuk gözlerinde. benim oralara ait olmadığımı içime içime sokan bir şeyler vardı. bensiz yapamazmışsın gibiydi her hareketin, oysa yan yana geçirdiğimiz zamanların dışında bensizdi her nefesin. şimdi gelmiş, yine benim kollarımda ağlıyorsun. belli, yine yorulmuşsun.
Adalardan Bir Yar Gelir Bizlere
deniz de pek dalgalı bu aralar, maazallah vapur seferleri iptal olur, işinden gücünden, okulundan geri kalırsın. bu mevsimde rüzgar da bir fena, kalelerini yıkıverir alimallah.
Boza ve Kremalı Bisküvi
kokusuyla kandırmayı denedi ama tadı yanıltmadı, senin aksine. gök sarardı, su bulandı, bisküvi hışırdadı, midem guruldadı, gözlerin pörtledi, betin benzin attı.
Zamansız Meditasyonlar
geçmişin fırtınasını durdurmaya çalışıyorum. benim olmayan zamanlarda amaçsızca geziniyorum. bir tarafım batak, bir tarafım ak. korkularımızın sinsi yılanı kalplerimize sokuluyor gece vakti.
Uluslararası Sev Beni
uluslararası sev beni hayatım. uluslarası sev ki buluşamayalım; oraya mı gitsek burada mı otursak sıkıntısı çekmeyelim. uluslarası sev ki saçını boyadığında, makyaj yaptığında çemkirmeyeyim. dışarıya çıkarken ne giydiğin, kimlerle görüştüğün umrumda olmasın. sağdan soldan bakıyorlar diye cıngar çıkmasın. ben de bir haltlar yerken senin ruhun duymasın.
Uzun Mesafe Çağrısı
şüpheliyim bu kalbin varacağı nihayetten. dokun diyorum sana; bu kadar gürültünün içinde duyamıyorsun ki, ne demeye çalıştığımı anlayasın. kalıp izah edemiyorum ki; iyi hissetmiyorum, o yüzden gitmeye devam ediyorum. nefesimin ucundasın, diyemiyorum ki
Ölümsüz
bakışların 'Ş', bir kereye mahsus, salt sende gördüğüm... sıcak, sevecen, ötesi... gideceğini söylediler. biliyordum, yaşadığın yere dönecektin. bunda bir gariplik yoktu zaten. öyle değilmiş, ne de kolay söyleyiverdiler: “evlenecek!
Saybians
yanıp da bitmeyen köz vari tütün mü bulsak, buldursak? saçma. içmemek? kolaydı!
tezahur-u nihai
peki ya karısı? ömrünün yarısını paylaştığın bir adamdan ne diye ayrılınır? huysuz olduğu için? çekilmez olduğu için? dövdüğü için – ki dövemez, öyle bir gücünün olmadığı afaki.
Sükûnet
koşma be adam! kimsenin bir yere gitti yok. duruyor orada işte. saçmalama be adam! sana geldiği de yok. ya gelirse mi? ya gelmezse? gidecek zaten be adam, adın gibi biliyorsun. tanımadığın isimlerin, anlamadığın dillerle yaşadığı bir diyara gidecek...





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası