çentik









YOL'unu bul!

Asıl mesele gezmek değil yeğen, gezgin olmak ve yolu yaşamak. Çünkü filmde Daniel’ın dediği gibi “You don’t choose a life. You live one”

Yine dürten bir film buldum kendime. Bu seferki film kültür-sanatta değil seyahat ve gezi inceleme kolunda. Çünkü bu, bir yol filmi. Dürten bir yol filmi. İçinizdeki umudu düren bir yol filmi. Gidebilirsin diyen cinsten, gidersen süper olur diyen cinsten. Feci gidesim olan şu zamanlarda izlediğim de bayağı iyi oldu. Gidememek ama gidesi olmak. Bu gidesi olmak hali onu yaşarken güzel bir şey değil ama gitmeni sağlayacaksa iyi bir şey. Kafama yolu kazıdı resmen “The Way”.

The Way’de bir babamız var 60’larında, göz doktoru. Oğlu zamanın birinde takribi 40 yaşlarında doktorasını yarım bırakmış düşmüş yollara bir adam Tom. Senin benim ana babalarımız gibi o yol halini anlamayanlardan. Her şeyi bırakıp gitmek çılgınlık ona göre. Sonra bir gün bir telefon alır oğlu Camino de Santiago’da (anlatmaya çalışmayacağım; merak ederler buyrunuz şu kapıdan: http://theway-themovie.com/camino.php) ölmüştür. Anılar gözünde canlandıkça duramaz, düşer yola. Oğlunun öldüğü yolda, oğlunun eşyalarıyla ve oğluyla yürümeye. Ama yol bu yalnız başlasan da yalnız devam etmez. Amsterdam’dan yola çıkıp çeşitli sebeplerden kilosunu dert eden ve zayıflamak için yola düşen bir Joost, Kanada’dan sigarayı bırakmak için yürüyen bir Sarah ve İrlanda’dan ilhamını kaybetmiş ve Camino de Santiago’da kutsal yürüyüşle onu arayan bir yazar Jack teker teker dahil olur Tom’un yoluna. Kalabalık seyyah masalarında yenen yemekler, tanımadığın onca insanla tek bir odayı paylaşmak, eşyalarını çaldırmak, sarhoş olmak ne ararsan var yol ile ilgili. Yolda bir olmak, yolla bir olmak hepsi. Tek başlayan film çok olup bitiyor. Bu özeliğiyle Oz Büyücüsü’ne benzetiliyor film, farklı dertleri olan 4 karakter bir yolda bir araya gelir. Sırf bu sbepten bile izlenir.

Asıl mesele gezmek değil yeğen, gezgin olmak ve yolu yaşamak. Çünkü filmde Daniel’ın dediği gibi “You don’t choose a life. You live one” (İngilizce için üzgünüm) ve eğer yol sizi çağırıyorsa ona kadarki her şey teferruattır. Er ya da geç yol seni alır, almalıdır. Filmde dürten sözden bol bir şey yok. Bakınız: “On life’s journey everyone loses their way but some of us find the courage to start again.” O cesaret ki bulması en zor olan belki. Ama ben yeni başlangıcın yolunu yolda bulacağım o çok net artık. Şimdi mi? Muhtemelen hayır ama bir gün.

Bir de filmin müzikleri var ki benim tadından yenmez diyebileceğim. Misal Coldplay var. Misal Alanis Morrissette var, ki Thank You’yu pek severim. Sanki kulaklığını takmışsın, giderken yolun önceki kısımlarında onlardan ayrılmış şimdi tekrar karşılaşmış yoldaşlarısın. Sarılıp yola koyuluyorsun onlarla, hayat sana güzel o andan sonra.

Anlaşıldığı üzere fazla şahsi bir mesele şu yol hali. Dolayısıyla yazıda kişisel oldu. Çocukken “hoşçakal” ve “güle güle” arasındaki ayrımı anlamazdım ama artık herkese vedayı “güle güle”yle yapıyorum. Çünkü bence kalmak hoşça da olsa tercih edilecek şey değil. Özetle yazı bitti, güle güle gidin..

 

Editör / Yazar : Asuman Çakıroğlu
Kategori : Seyahat Gezi İnceleme Kolu
Tarih : 17.12.2011 15:55:51

Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
:


Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

Allen Ohan Dülgar yazdı
İçtenlikle yazılmış, ve benim de içimdeki yolcuyu canlandıran; filme merak duyuran güzel bir yazı olmuş öncelikle onu belirtmek isterim. Ardından madem ki yol çağırmakta, niye bunu erteleriz? Hayatımız boyunca bu gelen çağrılara sırt çevirmemiz istenirken, neden biz bu isteklere boyun eğelim ki! Herkes sorgulamalı ki bunları; insanoğlu ruhlarını biraz olsun arındırabilsin..


Yorumunu Ekle
Adınız Soyadınız : (*)
E-Posta Adresiniz : (*)
Yorumunuz :  
(*)
Lütfen aşağıdaki kutuya yanında gördüğünüz kodu giriniz.
61b3 (*)
Mail adresiniz sitemiz üzerinde kesinlikle yayınlanmayacak, üçüncü kişilere verilmeyecektir.

Asuman Çakıroğlu - Diğer 10 Yazısı

Burkum Burkum Adam
Azıcık moral bozukluğu yaşıyor ve bunu basamak basamak artırmak istiyor ve hatta şu ara azıcık ilgi çekmeye ihtiyacım var ama nasıl melankolik olurum diyorsanız. İşte size 1 adımda nasıl depresyona girerim rehberi. Bir Damien Rice albümü edinin ve dinleyin.
O Geliyor... Samsung Galaxy Nexus!
O kadar zaman oldu telefon işindeyiz daha kimseye bir faydamız olmadı doğru dürüst. Artık pamuk elleri bu konuda klavyeye uzatmakta fayda var. Her ne kadar gönlümün kıymetlisi ömrü hayatımı çürüten iPhone olsa da bu sefer başka bir telefonla ilgili yazıvereceğim.
Aşkın Sırdan Hali...
Kısa kesiyorum, oyun güzel, oyunculuk güzel, dekor güzel. Tek kötü şey şu Cevahir sahnesi. O salona alternatif üretilene kadar pes etmeden yazacağım. Kim kaale alır bilinmez. Neyse özetle bir değişiklik yapayım tiyatroya gideyim derseniz bu oyuna gidin, memnun kalın, bana teşekkür edin. Şimdi gidin...
Ve hep birlikte SOL'dan çıksalar!...
Daha diyecegim cok sey var aslen ama yaziktir, gunahtir diyor icimdeki yurdum insani. Bu sebeple yaziyi da ozet tutuyorum. Sadece gitsem mi acaba diye dusunen varsa onlara sunu diyorum: “Asla ve kat’a”....
YOL'unu bul!
Asıl mesele gezmek değil yeğen, gezgin olmak ve yolu yaşamak. Çünkü filmde Daniel’ın dediği gibi “You don’t choose a life. You live one”
İçmenin Oktoberfest Hali...
Özetle mutlaka bir kere gidin. Euro Youth Hostel’de kalın. Sabah erken gidin. Akşama kadar takılın. Hostele dönün. Barda devam edin. Barmenlerle iyi anlaşın. İçin çok için zira gençsiniz ve bir daha olamayacaksınız.
Portakal Rengi Gün Işığı..
Onun yerine ajandamızın “izle!” kısmına girmeye hak kazanmış bir “düşüncelilik” filminden bahsedeyim bu yazımda. Filmimizin adı “oranges and sunshine”.
En Pirenses Konserler!...
Yavaştan tıngırdayan müzikler eşliğinde kadın seslerini sevdiğim yaştayım... Arkalarda bir yerlerde bir piyano, bir gitar, mümkünse flüt filan gibi bir şeyler essin hafif hafif...
Maçın Adı: Türkiye
2010 sen ne güzel senesin. FIBA sen ne yücesin demek istiyorum öncelikle. Bizlere muhteşem ötesi günler yaşatan, maçlar izleten Basketbol Federasyonu'muzu da ayrıca öpüyorum buradan.
Yiğidim Aslanım U2'm
“I still haven't found what i'm looking for
Varacağım Yer Hvar!...
Arkadaş! Bu yaz “bacak” yapmış!... Kızlarımız giymişler minilerini ve ultra süper yüksek topuklarını geziyorlar etrafta. Bünye bunları düşünmeyip Converse’e alternatif sadece babet götürdüyse yanında azıcık mahçup oluyor haliyle.





Chentick Online E-Dergi hiçbir kâr amacı gütmeksizin tümü gönüllü olarak katkıda bulunan genç bir ekip tarafından yayına hazırlanmaktadır.
© Copyright, Chentick 2009, Gizlilik Politikası