Zaman Üzerine
Daha net anlaşılması için bu durumu tersten anlatabiliriz. Tüm insanlar ağacı yeşil olarak görür. Kant'ın kuramına göre bizim ağacı yeşil görüyor olmamız, ağacın gerçekte orijinal haliyle yeşil olduğu anlamına gelmez. Çünkü biz ağacı algılama sistemimizden geçirirken ona kendimizden bir şeyler katmış, onu deforme etmişizdir... Ali Sekban'ın son yazısı: Zaman Üzerine Çentik'te.

“Ağaç orijinal haliyle yeşil olabilir de olmayabilir de, ama biz bunu asla bilemeyiz...”
Araştırmaya üşendim ya da araştırarak değil kafa yorarak bir yerlere varmayı seviyorum diyelim, ben zamanla ilgili nasıl bir yazı yazarsam yazayım, elbet bir bilgi sahibi, özellikle fizikle arası kuvvetli olan birinin çıkıp yazımdaki kimi yanlışları göstermesi muhtemeldir. Öte yandan çok doğru noktalara da parmak basacak olabilirim. Kısaca belirtmek istediğim, zamana dair söyleyeceklerim bir tür düşünme egzersizi ve beyin fırtınasından ibarettir. Hatta o kadar fırtınalıdır ki beynim, yazacaklarımın hangisi anonim bilgidir, hangisini ben ne ara akıl ettim onu dahi bilmemekteyim. Fakat telaşa mahal yok, anonim bilgileri kendi fikirlerimmiş gibi yutturma gayreti içinde değilim, zira okuldan atılmaya kadar yolu var:P
Kestirmeden söyleyeyim; benim düşünceme göre zaman diye bir şey yok. Bunu ilk söyleyen ben değilim, hatta bu tezi destekleyen pek çok argüman farklı kişiler tarafından dile getirilmekte. Bu tezin bilimsel değeri nedir pek de araştırmadım, oralara girmeden neden zamanın olmadığı gibi ilk bakışta saçma gelen bir cümleyi dile getirdim kendimce onu açıklayayım.
Kant’ın epistemolojik kuramına göre(epistemoloji=bilgi felsefesi ), insan dış dünyadaki bir şeyi algılarken (örneğin bir ağacı görürken, yani dış dünyadan kendi beynine aktarırken ) bu işlemi saf ve pürüzsüz bir şekilde yapmaz. Bir başka ifadeyle ağacı dış dünyada olduğu haliyle görmez. İnsan ağaç imgesini beynine aktarırken kendi filtresinden, kendi algılama sisteminden geçirir. Bu filtreleme sırasında ağaç dış dünyadaki orijinal halini kaybeder, bozulmaya uğrar. Bu nedenle insanın zihninde oluşan ağaç görüntüsü ile dış dünyada bulunan orijinal ağaç aynı değildir.
Daha net anlaşılması için bu durumu tersten anlatabiliriz. Tüm insanlar ağacı yeşil olarak görür. Kant’ın kuramına göre bizim ağacı yeşil görüyor olmamız, ağacın gerçekte orijinal haliyle yeşil olduğu anlamına gelmez. Çünkü biz ağacı algılama sistemimizden geçirirken ona kendimizden bir şeyler katmış, onu deforme etmişizdir. Kant’a göre ağaç orijinal haliyle yeşil olabilir de olmayabilir de ama biz bunu asla bilemeyiz. Bizim bunu bilmemiz için kendi algılama sistemimizden (filtreleme) kurtulmamız gerekir. E bu da pek mümkün değildir;)
Bu durumu şu örnekle de açıklayabiliriz. Yeni doğmuş bir çocuğa daha küçük yaşlarından itibaren pembe camlı bir gözlük taktığımızı ve asla çıkarmadığımızı düşünelim. Çocuğa ağaç ne renk diye sorduğumuzda bize “pembe” diyecektir. Çünkü ağaç imgesi zihnine düşerken gözlük tarafından filtrelenecek ve bozulmaya uğrayacaktır. Aynı şekilde Kant’a göre insanın zihni de bir tür filtreleme yapmakta ve orijinal ağaç görüntüsünü deforme etmektedir. Yani biz dış dünyayı olduğu gibi algılamayız, dış dünyayı kendimize uydurur, zihnimizin anlayabileceği şekilde değiştiririz. Eğer bu tür bir değiştirme olmasaydı dış dünyayı algılıyor olamazdık.
Kant’ın argümanından uzaklaşarak, biraz da anonim bilgilere (anonim bilgi dediğim de görecelik kuramı olsa gerek:P) el atarak zamanın var olmadığını başka bir yolla izah edeyim. Zaman, bir durumun değişime uğraması, yani bir şeyin hareket etmesi sırasında algımızın bize oynadığı bir tür yanılsamadır. Biz sabah, öğle, akşamı güneşin hareketine göre ayarlarız. Yani zamansal bir şeyi, hareketle ilişkilendiririz. Bomboş bir uzayda durduğumuzu düşünelim. Hiçbir şey yok, hiçbir şey hareket etmiyor. Hatta bedenimiz dahi durağan. Bu durumda zamanın geçip geçmediğine dair net bir şey söylemek çok zor olacaktır. Bu tür bir durumda hareket eden tek şey zihnimizdeki düşünceler olur ve o düşüncelerin akışına göre (örneğin bir düşünceden başka bir düşünceye geçişimize göre) zamanın akıp akmadığını söylüyor oluruz. Kısaca zaman denilen şeyi algılayabilmemiz için hareket eden herhangi bir şeye ihtiyacımız vardır. Eğer her şey yerinde duruyor olsaydı, zamanı belki hiç algılamıyor olacak, yahut çok daha yavaş algılıyor olacaktık. Tabi bunun tam tersinin iddia edilmesi de mümkün. Yani uzayı tanımlamak veya algılamak için zamana ihtiyacımız olduğu da savunulabilir.
Son olarak mutlak varlık kavramını kullanarak da zamanın bir yanılsama olduğu anlatılabilir. Tanrı’nın varlığı tartışması felsefedeki önemli tartışmalardan biri olmakla beraber, teoride bir mutlak varlığın kabul edilmesi, onun var olma ihtimali dahi zamanın aslında insan zihninin bir ürünü olduğunu göstermeye yeter. Mutlak sonsuz, mutlak güç sahibi, her şeyi bilen bir varlık(Tanrı) olduğunu düşünelim. Tanrı her şeyi bilme ve yapabilmeye kadir olduğu için, o hem şu anda, hem geçmişte, hem de gelecektedir. (Aslında hepsi O'nun zihnindedir) O her andadır. Yani O’nun için zaman yoktur. O her şeyden bağımsız olduğu için, zamandan da bağımsızdır. Ve O’nun için zaman yoksa, zaman kusurlu varlıklara özgü bir yanılsamadan ibarettir.
![]() |
Editör / Yazar :
Ali Sekban Kategori : Köşe Yazıları Tarih : 04.08.2009 01:28:53 Bu Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|
Yasal Uyarı: Chentick internet sitesinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Chentick Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.






















